Biz Gazeteciyiz

“Yunan Bakana haddini bildirdi” ama Libya’da ne yaptı? – Faruk Bildirici

Sanırsınız diplomatik bir sahnede iki taraf da görüşlerini ifade etmemiş, münazara arenasında kıyasıya bir “milli maç” yaşanmıştı.

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın Ankara’daki ortak basın toplantısına ilişkin 16 Nisan’da yayımlanan haberlerin başlıkları öyle bir havadaydı:

       “Yunan Bakan’a diplomatik ders” (Akşam), “Kavgaya ve şova gelmiş” (Cumhuriyet), “Yunan Bakanın büyük ayıbı” (Hürriyet), “Misafirliğini bilmedi” (Milliyet), “Küstah bakana anında cevap” (Posta), “Dendias’ın densizliğine anında müdahale etti” (Sabah), “Ağzının payını aldı (Türkiye), “Küstah Yunan Bakanı ağzının payı verildi” (Yeni Akit), “Küstah Dendias’a sert tepki” (Yeni Çağ), “İlişkileri düzeltmeye değil bozmaya gelmiş” (Yeni Şafak).

    Gazetelerin çoğunda haberler de bu başlıklara uygun bir üslupla yazılmıştı. Dendias’ın sözleri kısaca özetlenirken Çavuşoğlu’nun yanıtı ayrıntılı biçimde aktarılmıştı. “Çavuşoğlu, Dendias’a bir güzel haddini bildirmiş” algısı yaratan bu tek yanlı haberler, basın toplantısındaki tartışma hakkında yeterli bilgi vermiyordu. Dendias’ın tam olarak ne dediğini bu haberlerden anlamak mümkün değildi.

    Çavuşoğlu ile Dendias arasında yaşanan bu tartışmayı kimin kazandığını, kimin kimi alt ettiğini anlamak için değil de gerçekte neler olduğunu kavrayabilmek için internette yolculuğa çıkmam gerekti. Sonunda tartışmanın neredeyse tam metnini Habertürk’ün internet sitesinde bulabildim. Özetle şöyle bir tartışma yaşanmıştı:

   Çavuşoğlu- Bugün Niko ile ay sonunda Cenevre’de buluşmak üzere teyitleştik. Herkesin toplantıya açık fikirlerle gelmesi bundan sonraki ilişkilerin sağlıklı işlemesi bakımından önemli. Biz sonuçta önkoşulsuz olarak bu diyaloğu sürdürmek istiyoruz.

    Dendias- Ortamı dinamitleyen, kışkırtıcı söylemden uzak durmamız gerekiyor. Son dönemde ihlal eylemleri dramatik şekilde arttı.  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını ihlal eden eylem ve davranışlardan vazgeçilmesi gerekir. Yunanistan uluslararası hukuktan kaynaklanan bir hakkı kullanması çerçevesinde savaş tehdidiyle karşı karşıya.

    Çavuşoğlu- Ben konuşmamda Yunanistan’ı itham edici ifadede bulunmadım. Niko Dendias ülkeme dönük olarak kabul edilemez ithamlarda bulundu. Bizim attığımız adımlar da haklarımızı korumaya yöneliktir. Sizin 4 yılda 80 bin insanı geriye ittiğinizi, Türkiye üzerinden gitmeyenleri nasıl denize attığınızı anlattık. Buraya çıkıyorsunuz basının önünde Türkiye’yi suçlamaya kalkıyorsunuz.

    Dendias- Tahmin ettiğim kadarıyla sen ve çalışma arkadaşların kraldan daha fazla kral. Türkiye hem Ege’de hem Doğu Akdeniz’de uluslararası deniz hukukuna aykırı davranıyor. Yunanistan toprakları üzerinden 400’den fazla uçuş gerçekleştirip, toprak bütünlüğümüzü ihlal etmekte. Azınlıklar konusunda bunu Lozan Anlaşması söylüyor, biz söylemiyoruz. Bu Türkiye’nin hoşuna gidebilir, gitmeyebilir.

    Çavuşoğlu- Türkiye Doğu Akdeniz’de kendi belirlediği, BM’ye kaydettirdiği alan içinde haklarını arıyor. Biz Kıbrıs’ta hakça paylaşımdan, uluslararası hukuktan bahsediyoruz. Kendinize göre yorumlayabilirsiniz Lozan ve diğer anlaşmalarda silahsızlandırılmış adaların statüsü var, bunları da ihlal ediyorsunuz. Ege konularında, hava sahası konusunda, adaların silahsızlandırılmış statüsü konusunda mahkemenin yetkisini tanımıyorsunuz.

    Dendias- Bu askerler neden adada bulunmakta? Burada bir tehdit sözkonusu. Adaların karşı tarafında herhangi tehdit olmadığını söyleyecek birileri var mı? 6 ve 12 mil konusu 1930’larda başladı. Türkiye 50 yıldır itiraz ediyor. Pozitif gündem oluşturmak durumundayız.

    Çavuşoğlu- Sadece karşılıklı anlayış ve yaklaşımla çözeriz, tek taraflı dayatmayla olmaz. Biz komşu olarak iki ülke çözebiliriz. Başkaları ancak silah satar.

       Elbette iki bakanın diplomatik teamüllere pek uygun olmayan biçimde medya önünde tartışmaları pek hoş değil. Tartışmanın fitilini ateşleyen de Dendias ama özetlediğim bu metin, bizim medyaya yansıdığı gibi Çavuşoğlu’nun Dendias’a “haddini bildirdiği” bir tabloyu yansıtmıyor. İki bakan da görüşlerini dobra biçimde aktarmış. İkisi de geri adım atmamış, ikisi de ülkesinin görüşlerini kıyasıya savunmuş.

    Keşke medya Çavuşoğlu-Dendias tartışmasının -yukarıda aktardığım gibi- tartışmanın en azından geniş bir özetini okuruna ve izleyicisine yansıtsaydı. O zaman insanlar doğru ve eksiksiz bilgilendirilmiş olurdu. İki bakanın tartışması “Bizim bakan Yunan bakana haddini bildirdi” üslubuyla yansıtınca habercilik, bilgi vermek yerine skor aktarımına dönüyor.

   Libyalı bakanın askerinizi çekin çağrısı

   Gazetecilik milli maç skorunun aktarımına dönünce de yanlışlar birbirini izliyor, kazanıldığı düşünülen olayların abartılmasıyla kalmıyor; kazanıldığı havası verilmesi mümkün olmayan olaylar gözlerden tamamen ırak tutuluyor.

   Böylesi bir durumun son örneği, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Libya ziyaretinde yaşandı. Şubat ayında geçiş dönemi için oluşturulan Ulusal Birlik Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı Necla el Menguş, Trablus’ta Çavuşoğlu ile birlikte düzenlediği basın toplantısında sözünü sakınmadı:

     “Berlin zirvesi sonuçları ve BM Güvenlik Konseyi öncülüğünde imzalanan ateşkesin uygulanması konusumda da kendisine davetimizi yeniliyoruz bu kürsü aracılığıyla. Türkiye’yi, Libyalıların egemenliğine saygı çerçevesinde Libya topraklarında bulunan bütün yabancı güçlerin ve paralı askerlerin varlığına son vermek için bizimle işbirliği yapmaya çağırıyoruz.”

    Çavuşoğlu ise buna karşı “Türkiye’nin Libya’daki varlığını gayrimeşru şekilde ülkede bulunan savaşçıların varlığıyla bir tutanları” eleştirmekle yetindi. Çavuşoğlu, “Türkiye ve Libya arasında 2019 tarihli askeri işbirliği anlaşması, Libya’nın iç savaşta batmasının önüne geçti. Bizim desteğimiz ateşkesin ve yeni birleşik bir siyasi yönetimin oluşmasının yolunu açtı” hatırlatmasında bulundu.

      Libya’da bulunan yabancı güçlerin ve paralı askerlerin sayısının 20 binden fazla olduğu tahmin ediliyor. Bunlar içerisinde Mısır ve Rusya’nın oraya götürdüğü savaşçılar olduğu gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye’den giden yaklaşık 10 bin militan da olduğu biliniyor.

   Menguç, basın toplantısındaki sözleriyle açıkça Türk Silahlı Kuvvetleri ile Suriye’den götürülen savaşçıların Libya’dan çekilmesini istemiş oldu. Ama Çavuşoğlu, Yunan Bakan Dendias ile yaptığı gibi basın toplantısında açıkça tartışmak yerine Libyalı Bakanı dolaylı ifadelerle yanıtladı. Tartışmayı alevlendirmeden örtmeyi yeğledi.

    Medya bu kez görmezden geldi

    Fakat Libyalı bakanın medyanın önünde yaptığı çağrı netti. Nitekim Associated Press, Libyalı bakanın bu sözleri “Suriyeli paralı askerlerin Libya’ya gidişine aracılık etmekle suçlanan Türkiye’ye yönelik ince bir sitem” olarak değerlendirdi. Cumhuriyet gazetesi de AP’nin bu haberine dayanarak “Libya Dışişleri Bakanınından Türkiye’ye ince bir sitem” başlığını yayımladı haberini.

     Fakat Türkiye’de medyanın büyük bölümü Menguş’un bu çağrısının doğrudan Türkiye’ye yönelik olduğunu görmezden geldi. Anadolu Ajansı’nın haberinde “Menguş: Yabancı güçlerin varlığının sonlandırılması için Türkiye’yle işbirliği yapmak istiyoruz” dediği ifadesi yer aldı. Ama DHA, CNN Türk, Sözcü, Hürriyet, Yeni Şafak gibi internet sitelerinde Menguş’un çağrısından hiç bahsedilmiyordu.

    4 Mayıs’ta yayımlanan gazetelerde de -Cumhuriyet dışında- Menguş’un çağrısıyla ilgili haber göremedim. 5 Mayıs’ta Gazete Pencere de “Libya’dan Türkiye’ye yabancı asker uyarısı” başlığıyla yer aldı bu olay. Hatta Menguş’un çağrısını yayımlamayan Hürriyet, bir adım ileri giderek Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın yanıtını “Akar’dan çekilin çağrılarına yanıt: Libya’daki varlığımız haklarımız için hayati” diye yayımladı.

       Kuşkusuz Çavuşoğlu, Dendias ile basın toplantısında olduğu gibi Menguş ile de tartışsa, alttan almayıp gergin bir ifadeyle yanıt verseydi yaygın medya bu olayı da büyütürdü.

    Ne yazık ki, son zamanlarda medyada olaylarla ilgili hükümler, bilgi aktarma çabasından önde gidiyor. Hele başka bir ülke ile ilişkiler söz konusu ise gazetecilerin hükümleri milli maçlardaki taraftarların verdiklerine benzer “milli hassasiyetlere” dayanıyor.

   Çavuşoğlu-Dendias tartışması büyütülüp hüküm içeren başlıklarla yayımlanırken Menguş’un asker çekme çağrısının gizlenmesi bu anlayışın sonucu. Olumsuz gelişmeler aktarılmıyor, üzeri örtülüyor. Nitekim Libya ile imzalanan deniz yetki alanı anlaşmasının akıbetinin belirsiz hale gelmesi, BM ve Arap Birliği’nin de asker çekilmesi çağrısında bulunması gibi gelişmeler de yaygın medyaya yansımıyor.

     Aslında “milli maç” havasında yazılan bu diplomasi haberleri, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına zarar veriyor. Savunulduğu gibi öyle “milli hassasiyetlere”de dayanmıyor. Düpedüz siyasi iktidarın dış politikasına koşulsuz destek anlamına geliyor.

     Gerçekten ülkesinin çıkarını gözeten gazeteci, öncelikle -kime yarayacağına bakmadan- nesnel ve eksiksiz bilgi verir. Çünkü olup bitenleri bilmek bu ülkede yaşayan herkesin hakkı. Başka ülkelerle yaşanan sorunların çözülmesi için karşı tarafın görüşlerinin de bilinmesi gerekir. Karşı tarafın görüşlerini bilmeden sorunları çözmek mümkün olamaz.