Biz Gazeteciyiz

İklim krizi: COP26 felaketi önleyebilir mi?

26. Dünya İklim Zirvesi pazar günü Glasgow’da başladı. Zirveyle ilgili beklentiler de kuşkular da yüksek. İklim krizinin yarattığı tehlikeyi liderlerin çoğu kabul etmiş durumda. Yine de devletler Birleşmiş Milletler’in yeni bir raporuna göre, 2030 yılına kadar Paris İklim Sözleşmesi‘nin izin verdiğinden iki kat daha fazla petrol, kömür ve gaz çıkarmayı planlıyor.

Hepimiz sorumluyuz

Expresso zirve başlarken BM Genel Sekreteri António Guterres’in bir çağrısını yayınlamış:

“Bütün ülkeler karbondioksite dayalı eski kalkınma modelinin ekonomi ve gezegenimiz için bir idam fermanı olduğunu anlamak zorunda. Bütün sektörleri, bütün ülkeleri karbondan arındırmalıyız. Fosil yakıt sübvansiyonlarını yenilenebilir enerjiye yönlendirmeli ve insanları değil, kirliliği vergilendirmeliyiz. Karbondioksit için bir fiyat belirlemeli ve buradan elde edilecek geliri dirençli altyapılara ve istihdama kullanmalıyız. Ve kömür madenciliğinden vazgeçmeliyiz. … İnsanlar hükümetlerden haklı olarak bir şeyler yapmasını bekliyor. Ama ortak geleceğimizi korumak hepimizin sorumluluğu.”

Hileli bir poker oyunu

Le Huffpost’a göre, tarafların sürekli pusuda beklemesi ve spekülasyon yapması çok zararlı:

“Her ülke birazcık verip, aynı zamanda kozlarını korumayı deneyecektir. Kendi ülkesindeki istihdamı tehlikeye atmak istemeyen (Çin gibi) büyük bir kömür üreticisi, kömür üretimimi azaltayım, demeyecektir mesela. Yani müzakere masasındaki herkes kendini korumaya çalışırken bir taraftan da komşularının ortaya hangi kartları attığına bakıyor. Ancak ondan sonra onların peşinden gidip gitmemek konusunda kararını veriyor. Sonuçsa vaatler ve her şeyden önce risklerin belirlediği ürkek adımlar.”

Siyasi irade olmadan iklim de değişmez

Pravda da Glasgow’a endişeyle bakıyor:

“Siyasetçiler, holdingler ve kamuoyu daha birkaç yıl önce öfkeli bir İsveçli kızı ‘okula geri yollamış’ ve ondan küresel ısınma tehdidini uzmanlarına bırakmasını istemişlerdi. Bugün bu çevreler en iyi ihtimalle sessiz, en kötü ihtimalle de Amazon yağmur ormanlarında tarla açmaya devam ediyorlar. Glasgow’da şimdi ‘varoluşsal bir tehdit’ten söz edilecek. Ama çevreyi en çok kirleten sanayiden bu tehdidi ortadan kaldıracak siyasi iradeyi göstermelerini bekleyen yok. Başkalarının yanı sıra Papa’nın da konferansa gönderdiği mesajı ciddiye almalı ve radikal değişiklikler yapmalıyız.”

İhtiyacımız olan şey, iyimserlik

De Morgen, iklim konusunda iyimser olmaya ihtiyacımız var, diyor:

“Hükümetler [AB’nin] güzel planlarını gerçekleştirecek bir siyaset yapmalı. Vatandaşın direnişe geçeceği korkusu çok büyük. Her ülkede, her şehirde bu direnişin meyvelerini yemeye hazır popülist bir oluşum mevcut. İçinde bulunduğumuz enerji krizi ve fiyatlarda bundan dolayı yaşanan enflasyon önemli bir sınav olacak. Hükümetler vatandaşlarını, enerji dönüşümünün en büyük finansal ve ekonomik risklerinden onları koruyacaklarına ikna edemezlerse, bunu gelecekte başaracaklarına dair inanç da -kutuplardaki buzla birlikte- eriyip gidecektir.”

Hep ‘son fırsat’tan bahsetmeyelim

The Irish Times’a göre, iklim değişikliğinin sınırlandırılması konusunda küçük ya da geç kalmış adımlar atmak, hiçbir şey yapmamaktan daha iyi:

“COP26’yı değişim için son fırsat olarak tanımlayarak, konferansı başlamadan başarısızlığa mahkum etmiş oluyoruz. Bu zirveyi daha çok sürdürülebilir ve daha temiz bir dünyaya doğru giden yolda varılan yeni bir adım olarak görmeliyiz. COP26’yı son fırsatımız olarak görürsek, iklim değişikliğinin neden olduğu temel zorlukları yanlış anlamış olacağız. Geri dönüşü olmayan bir son fırsat, bir engel ya da bir son nokta yok. Bir derecelik ısınmanın her aşaması önemli. Salınan her bir ton sera gazı önemli. Attığımız -ya da atmadığımız- her adım önemli.”