GB’nin bir başka olumlu sonucu da Türkiye sanayisinin çeşitli kollarının Avrupa ve Alman üretim ve tedarik zincirlerine dahil olmasıdır. Türkiye hali hazırda hem Avrupa’nın hem de dünyanın önemli üretim sahalarından. Örneğin Toyota, Honda, Ford, MAN ve Renault gibi uluslararası markalar başta olmak üzere tam on dört uluslararası otomobil şirketi Türkiye’de hem iç pazar hem de uluslararası pazarlar için üretim yapmaktadırlar.
2018 yılında Türkiye’de üretilen yaklaşık 1,5 milyon otomobilin yaklaşık yüzde 80’i ihraç edildi. Türk otomotiv sanayii Avrupa’da otobüs üretiminde birinci sırada, kamyonet üretiminde üçüncü, binek otomobili üretiminde ise yedinci sırada yer alıyor. Türkiye, küresel otomobil üretiminde de 15’inci sıradadır. Şu karşılaştırma bunun öneminin daha iyi kavranmasına olanak sağlayacaktır: Almanya 5,12 milyon otomobil üretimi ile dördüncü, Fransa 2,27 milyon otomobil ile onuncu ve İngiltere 1,58 milyon otomobil üretimi ile on üçüncü sırada yer aldı 2018
yılında.
Benzeri bir tablo ile doğrudan yabancı yatırımlarda da karşı karşıyayız. 2002 – 2015 yılları arasında Türkiye’ye yapılan doğrudan yatırımlarda AB ülkeleri büyük bir paya sahip. Sıralamanın ilk altı ülkesi de – ABD istisnası dışında – AB üyesi. Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye yurtdışından gelen doğrudan yatırımlara ve sermaye akışına ihtiyaç duymaktadır altyapı yatırımlarını devam ettirebilmek ve gelişmesini sürdürebilmek için. Dolayısıyla bu, AB ile sürecin en azından GB konusunda devam etmesini gerektiriyor. Çünkü sürecin tıkanması Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaştığı yönünde spekülasyonlara yol açmakta, bu ise uluslararası ve AB menşeli şirketlerin Türkiye’de gerçekleştirecekleri yatırımları yavaşlatmalarına, hatta dondurmalarına neden olmaktadır.