T24’e yaptığı açıklamalarda Avrupa Birliği’nin artık Ankara’nın kendilerinden yana açıklamalarının sadece lafta kalmamasını görmek istediğini belirten Amor, tam üyelik sürecinin başında taahhüt edilen reform sözlerine dönüş çağrısı yaptı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulup Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın serbest bırakılmasının Avrupa Konseyi üyesi olan Türkiye için bir zorunluluk olduğuna dikkat çeken Amor, AB rotasına dönüşün demokrasi değerlerine dönüş anlamına geldiğini ifade ederken Türkiye gündemindeki hukuk tartışmalarına, şu ifadelerle vurgu yaptı: - Her eleştiride bulunan terörist ilan edilmemeli. - Rektör atamasını protesto eden öğrenciler gözaltına alınmamalı. - Sivil toplum kuruluşları (STK’lar), devlet müdahalesi olmadan düzgün bir şekilde fonksiyon gösterebilmeli. - Hâkimlerin kararlarına müdahale edilmemeli. Savcılar siyasi gündemi değil, hukuku korumak için görev yapmalı. Amor, AB’den gelecek hiçbir teşviğin tek başına Türkiye’yi bir demokrasi yapamayacağını ifade ederek, “Önce Türkiye demokrasi olmayı istemeli” derken, “AB Türkiye’nin tam üyelik alabileceğine dair inancını kaybetti mi?” sorusuna da bir soruyla karşılık verdi: “Türkiye hâlâ AB üyesi olmak istiyor mu?” AP Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, T24'e özel bir demeç verdi. Biraz kapsamlı bir soru ile başlamak istiyorum. Yeni bir yıla girerken Brüksel-Ankara hattında, gündemde Doğu Akdeniz’in olduğu bir yılı geride bıraktık. 2021 yılında Türkiye-AB ilişkilerinden ne bekliyorsunuz? Brüksel’de hepimiz Türkiye’den tavır değişikliği bekliyoruz. Geride bıraktığımız yılın ne kadar zorlu geçtiğini biliyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer hükümet yetkililerinin son zamanlarda yaptığı “Avrupa rotasına dönüş” mesajı veriyor gibi duran sözlerinin gerçek olduğu ve sözlerin olgularla desteklenebileceğini umuyoruz. Asıl önemli olan şey şu: Biz, Türkiye’nin Avrupa rotasına dönüş söyleminin olgularla desteklenmesini bekliyoruz. Hükümet tarafında yapılan açıklamalardan söz ettiniz. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen sene söylediği Türkiye’nin yerinin AB olduğu ve bu rotayı takip etmek istedikleriyle ilgili açıklamalarını tekrarladı. AP’nin Türkiye raportörü olarak bu açıklamaları nasıl buluyorsunuz? Kafamızdaki soru da bu. Elimizde sadece açıklamalar var. Son aylarda ülkenizdeki üst düzey yetkililerden çok farklı yönlerde açıklamalar yapılıyor. Bizim aslında istediğimiz şey şu; gerçekten bir tavır değişikliği varsa, bu AB karşıtı söylemler son buluyorsa, son açıklamanın yapılacaklarla desteklenmesi. Bu söylemlerin olgu haline gelmesini istiyoruz. Bu yeni tavır ve yaklaşımdan memnunuz, ama olgularla desteklenmesini istiyoruz."AB-ABD koordinasyonu Türkiye ile sınırlı olmayacak"
Son AB Konseyi zirvesinde yapılan açıklamada AB’nin Türkiye ve Doğu Akdeniz konusunda ABD ile daha koordineli çalışacağı belirtildi. Bu AB’den pek de duymaya alışık olduğumuz türde bir açıklama değil. Bu koordinasyonun içinde nelerin bulunduğu biraz anlatabilir misiniz? Son zamanlarda Başkan Trump sebebiyle ABD ile bazı zorluklar yaşadığımızı biliyorsunuz. Yeni iktidarın masaya getirebileceklerinden çok umutluyuz. Son dönemlerde terk ettikleri çoğu uluslararası duruş konusunda ABD ile iş birliği yapmak istiyoruz. Bu nedenle sadece Türkiye değil; belki Çin, hatta Rusya konusunda ABD ile iş birliği yapabiliriz. Bu yeni iktidarla gelen genel bir duruş. Türkiye, AB’nin dış politikasında önemli bir yerde. ABD’nin dış politikasında da öyle. Dünyada birçok gündem varken ortak alan bulabilmemiz çok kıymetli. Ama soruyu tersten sormak da mümkün: Türkiye bizim endişelerimize yanıt vermek için bizim gibi çaba sarf ediyor mu? Hem bizim hem de ABD’nin. Bu yanıtlanması gereken bir soru. Üyelik süreci, gümrük birliği, vizesiz seyahat ile ilgili sorunlar var. Türkiye’nin ABD ile de çözmesi gereken sorunlar var. Buna NATO’daki zorlu durum da dahil. Biz bu konuları hem ABD ile hem de Türkiye ile konuşmaya açığız. Dediğim gibi bu genel bir duruş. Sadece Türkiye’ye özel değil ama Türkiye’yi de etkiliyor. Buna Çin gündemi, İran nükleer anlaşması gibi konular da dahil. ABD’deki yönetim ile üzerine konuşmamız gereken birçok konu olacak. Aynı AB Konseyi açıklamasında geçen yılın sonu ile Mart ayı arasında raporlar hazırlanacağı belirtildi. Mart’ta Konsey oturup daha ağır yaptırımları görüşecek. Peki ABD bu kararın bir parçası olacak mı? Hayır, tabii ki olmayacak. Resmi olarak olmayacak. Bu bambaşka bir yasal süreç. Bu konuda kendi politikalarımız var. Bu konu çoğunlukla Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de AB üyeleri Yunanistan ve Kıbrıs ile yaşadıklarıyla bağlantılı. Bunun ABD’ye danışılması gerekmiyor. Bu Avrupa’nın politikalarıyla ilgili, bizim mahallemizdeki bir problem. İki üye ülkemizle ilgili. ABD’ye danışılmasına gerek yok."Türkiye üyelik sürecinde reform yapacağına dair taahhütlerini yerine getirmedi"
Biraz da İlerleme Raporu üzerine konuşalım istiyorum. Yeni raporda Türkiye’yle alternatif bir ilişki modelinden söz edilmesi burada gündem oldu. Bu, AB’nin Türkiye’nin tam üyelik alabileceğine dair inancını kaybettiğini mi gösteriyor? Hayır. Bence soru bunun tam tersi; Türkiye hâlâ AB üyesi olmak istiyor mu? Kendimize sorduğumuz soru bu. Üyelik sürecinde yaşanan problem şu: Biz bu süreci reformlar konusunda bir zaman çizelgesi belirleyerek başlattık. Ama reformlar yapılmadı. Biz de Türkiye’ye şunu soruyoruz: Gerçekten AB üyesi olmak istiyor musunuz? Uzun süre önce başlayıp bıraktığınız reformları gerçekten başlatmaya hazır mısınız? Hiçbir sonuç alınmamasına rağmen biz resmi olarak üyelik sürecini açık tutuyoruz. Bence yapmak gereken sadece “üyelik süreci sonuç vermiyor” demek değil. Sormamız gereken soru, “Üyelik süreci neden sonuç vermiyor?” Bu sorunun cevabı da açık; çünkü Türkiye üyelik sürecinde reform yapacağına dair taahhütlerini yerine getirmedi. Bunu açıkça söylemeliyiz.Bu vizesiz seyahat için de geçerli. Türkiye’de sık sık “AB, mülteci anlaşması konusunda sözünü tutmadı” denildiğini duyuyorum. Bu doğru değil. Biz Türkiye’ye dedik ki; “Eğer vize serbestisi ile ilgili yeterli kritere uyarsanız vize serbestisi alırsınız.” Türkiye bunu yapmadı. Bu kadar basit. Türkiye anti-terör yasasını değiştirmedi, veri koruma yasalarını değiştirmedi. Masaya vize serbestisi için 6-7 sorun yatırıldı. Türkiye talep edilenleri yapmadı. Türkiye’nin neden bunları yapmadığıyla ilgili olarak birçok gerekçelendirme dile getiriliyor. İşte ülkenin durumu, güvenlik, darbe girişimi, OHAL gerekçe olarak gösteriliyor.
Gerçek olan şey şu; biz taahhütlerimize uyuyoruz. Hem üyelik hem de mülteci anlaşması konusunda. Türkiye uymadı. O yüzden Türkiye’nin karar vermesini bekliyoruz; son zamanlarda sıkça dile getirilen söylem gerçek mi ve yapılanlarla desteklenecek mi?"Türkiye'de 'Avrupa yorgunluğu', Avrupa'da 'Türkiye yorgunluğu"
Söyledikleriniz ve bir süredir AB ile Ankara’dan duyduklarımız bize ilişkilerin durma noktasına geldiğini gösteriyor. Eski raportör Kati Piri’nin raporları da buna işaret ediyordu. Görünüşe göre ilerleme de kaydedilmiyor. Sizce AB Komisyonu, bu sene Türkiye ile üyelik sürecini resmen durdurma yoluna gidebilir mi? Son raporlarımızda selefim Kati Piri de ben de sürecin resmi olarak askıya alınması çağrısında bulunduk. Taslak raporda görüşmelerin resmen askıya alınmasını talep ettim. Bunu bir kötü davranışa karşılık vermek için yapmadım. Bunu üyelik süreci bir şeye yardımcı oluyor mu tekrar değerlendirebilmemiz için yaptım. Yani iki tarafın da çıkarları için. Bu yüzden ‘üyelik sürecini resmen askıya almalıyız’ demem ‘süreç hâlâ düşüncelerimiz için elverişli mi tekrar değerlendirmek gerekiyor’ anlamına geliyor. Bunun yanında hep Türkiye’nin Avrupa üyelik girişimini tekrar gözden geçirmesini söylüyorum. Çünkü ben “Şu an kötü bir durumdayız, çok güven eksikliği var” gibi şeyler diyemem. Benim görevim, “Neden bu durumdayız” diye sorgulamak. Ben ve meslektaşlarımın çoğu bunun nedeninin Türkiye’nin mutabık kaldığı taahhütleri yerine getirmemesi olduğunu düşünüyor. Bunu açıkça söylemeliyiz. Eğer Türkiye’de yetkililer son söyleme olgularla, reformlarla, tavır değişikliğiyle, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi üyelik sürecinin merkezinde olan konularda tavır değişiklikleriyle destek verirse biz de başka bir yol izleyebiliriz. Ama gelecekte darbe girişiminden sonra durdurulan reformların tam anlamıyla hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu durum çok yorucu. Türkiye’de “AB yorgunluğundan” bahsediliyor. Bu anlaşılabilir bir durum. Ancak Avrupa’da da “Türkiye yorgunluğundan” söz ediliyor. Bazı güçlü siyasi oyuncular Türkiye ile üyelik sürecinin durdurulmasını talep ediyor. Son olarak EPP, yani Avrupa’nın ana sağ partisi “Türkiye ile işimiz bitti. Yapacak bir şey yok. Türkiye bu durumda hiçbir şekilde AB’nin üyesi olamaz. Üyelik sürecine son vermeliyiz” dedi. Bu benim duruşum değil. Ben bu konuda Liberaller ve Yeşiller’e yakın düşünüyorum. Biz Türkiye’ye taahhütlerine uyması için son bir şans vermekten tarafız. Yani bu sebeple biz süreci dondurmak için değil, “Gelecekten beklentimiz bu mu” diye sorgulamak için sürecin askıya alınmasını istiyoruz.Peki mart ayında yaptırım kararı alınırsa bunlar direkt hükûmete yönelik yaptırımlar mı olacak?
Konsey’in duruşunu anlamanın Türkiye kamuoyu için zor olduğunu anlıyorum fakat şunu söylemek önemli; Avrupa Birliği Konseyi’nin bir bakıma Türkiye’ye yönelik fonksiyonel bir yaklaşımı var. İlişkinin getirdikleri, faydaları ve bedelleri inceleniyor.Avrupa Parlamentosu için önemli olan ise üyelik süreci ve Türkiye’nin buna bağlılığı. Yani farklı rolleri var.
AB Konseyi’nin yaptırım kararı sondaj çalışmaları ve Doğu Akdeniz’le alakalı. AP içinse ana problem üyelik süreci ve Türkiye’de reformların yapılmaması. Farklı problemler var. Yaptırımlar Doğu Akdeniz ve Türkiye’nin haklarını savunmadaki agresif tutumuyla ilgili. Türkiye bu süreçte Avrupalı güçleri “kolonici güçler” olarak nitelendirdi. Buna kıtamızın o tarafındaki kimse anlam veremedi. Ancak durum bununla bağlantılı.
AP’de biz üyelik süreciyle ilgileniyoruz. Üyelik sürecinin kalbinde insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile ilgili durumlar var. Türkiye bu konularda ilerleme kaydediyor mu? Bunu Türkiye kamuoyuna soruyorum. Türkiye bize üyelik sürecini hızlandırma umudu verecek kadar insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda iyileşme gösteriyor mu? Darbe girişiminden sonra sadece geri adım atıldığını duyduk. Darbe girişiminden son 15 günde olanlara bakalım; yeni Dernekler Yasası reformu, üniversiteye atanan rektör ve öğrencilerin gözaltına alınması. Türkiye’den duyduğumuz şeyler sadece hukukun üstünlüğü ve insan hakları hakkında kötü haberler. Türkiye’nin değiştirmesi gereken çok şey var. AB’nin güvenini kazanması gerekiyor. İnsan hakları dosyasında durum bu.
Öte yandan Doğu Akdeniz’de bizim analizimize göre Türkiye uluslararası hukuku ihlal etti. Teoride Türkiye haklarını koruyor, ama bunu yapabileceği en iyi şekilde yapmıyor. Orduyu kullanmak sorun yaşanma olasılığını artırıyor. Bu nedenle Konsey, daha çok direkt yaptırım tehdidinde bulundu. Biz de AP’de bu süreçte hukukun üstünlüğü ve insan hakları konusunda değişiklik bekliyoruz.