Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) arasındaki ilişkiler son zamanlarda ilginç bir yöne evrildi. Şimdiye dek bu ilişkiler uyum içinde yürütülüyordu. AYM'deki toplantılara AİHM hukukçuları, yargıçları davet ediliyor, AİHM'in yeni yargı yılı törenine AYM Başkanı bir heyetle katılıyordu. AYM'ye bireysel başvuru hakkı kabul edildikten sonra, AİHM, AYM'deki hukukçuların eğitiminde önemli bir rol oynamıştı. AYM'nin etkili bir iç yargı yolu olmadığı savları ise AİHM tarafından reddedilmişti.
Ne olduysa, 2016'daki darbe girişiminden sonra, AİHM'in, OHAL KHK'sı ile görevden alınan ve terör örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklanan yargıçlara ilişkin iki kararıyla oldu. Önce 2019 yılında AYM üyesi Alpaslan Altan'ın, sonra da 2020 yılında Kocaeli Vergi Mahkemesi üyesi Hakan Baş'ın tutuklanmaları ile ilgili olarak AİHM, tutuklamaların yasal olmadığı ve makul bir kuşkuya dayanmadığı gerekçeleriyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin kişi özgürlüğü ve güvenliğine ilişkin 5. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.
AİHM, bu davalarda Sözleşme'nin 5. maddesi çerçevesinde iki konuyu inceledi: Tutuklamanın hukuka uygun olup olmadığı ve tutuklama için gereken makul bir kuşku için yeterli olgu bulunup bulunmadığı.
- Tutuklamanın hukuka uygun olup olmadığı:
- Tutuklama için makul bir kuşkunun bulunmaması: