Bu Cumhuriyet tarihinde bir ilk; şahsi itibarım değil ülkemin itibarı, sözlerimin arkasındayım!

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçlamasından ifade verdi.

Bu Cumhuriyet tarihinde bir ilk; şahsi itibarım değil ülkemin itibarı, sözlerimin arkasındayım!

AKP hükümeti döneminden eski Başbakan, eski Dışişleri Bakanı ve feshedilen Gelecek Partisi'nin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu , "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçlamasıyla hakkında başlatılan Soruşturma kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nda ifade verdi. Davutoğlu'na adliyeye girişinde, AKP hükümeti dönemlerinde eski Dışişleri Bakanı olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan da eşlik etti. Savcılık ifadesinin ardından adliye önündeki gazetecilere konuşan Davutoğlu, "Onurlu bir vatandaş olarak yargıya duyduğum saygı ve adalet idealine duyduğum hürmet dolayısıylabenden talep edilen ifadeyi verdim. Bu türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk... Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakan düşüncesini ifade ettiği, eleştirilerini dile getirdiği için 'şüpheli' sıfatıyla adliyeye çağrıldı. Bu benim şahsi itibarım değil, ülkemin itibarıdır. Bu ülkeye Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı olarak da ilk kez böyle bir uygulamanın devletin üst katında yaşanmış olmasını hüzünle karşılıyorum. Yaptığım o konuşmada bir provokatörün sorusu üzerine verdiklerim de dosdoğru olmanın bir gereğiydi. O sözlerimin arkasındayım” açıklaması yaptı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında, 2022 yılında Diyarbakır ziyareti sırasındaki, "Benden sonraki bakanlar gibi bir kuruş haram lokma yemedim. Onlara da 'Haram lokma yemeyin' dedim. Yediler. Çevrelerini zengin ettiler. Damadını bakan yaptı. Akrabalarını zengin etti. Beş tane müteahhide Türkiye'yi peşkeş çekti"  konuşması gerekçesiyle  "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçlamasından soruşturma başlattı.

Davutoğlu, Babacan'la birlikte adliyede

Başsavcılık, açıklamasında, sosyal medya platformlarında yayılan paylaşımların resen incelemeye Alındı ğı, inceleme sonucunda Davutoğlu hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi. Davutoğlu, soruşturma kapsamında ifade vermek üzere bugün için saat 15.00'te ifadeye çağrıldı.

Davutoğlu, bugün "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçlamasından ifade vermek üzere Ankara Adliyesi'ne gitti. Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 299/1 maddesine göre Cumhurbaşkanı'na hakaret eden kişi bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılabiliyor.

"Adaleti, kamu malını, demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü savunmak için buradayım"

Davutoğlu, ifadesinde şunları söyledi:

"Bugün burada bulunmamın ve ifade vermeyi kabul etmemin sebebi, klasik anlamda bir savunma yapmak değildir. Hukuk devletine olan inancımı teyit etmek, adaletin bir gün herkese lazım olacağını hatırlatmak ve yalnızca şahsımı değil, adaleti, kamu malını, demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü savunmak için buradayım.

"Cezalandırmaktan çok itibarsızlaştırmayı amaçladığı kamu vicdanının malumu"

Bu soruşturmanın hukuki gerekçelerle değil, siyasi saiklerle başlatıldığı; cezalandırmaktan çok itibarsızlaştırmayı amaçladığı kamu vicdanının malumudur. Soruşturmanın açıldığını medyadan öğrenmem, daha sonra ifade vereceğim tarihin de basına sızdırılması, ülkemizde yargı bağımsızlığının içine düşürüldüğü durumu açıkça göstermektedir.

"Soruşturma yıllar önce yapılmış aleni bir konuşmaya dayandığı hâlde 7 Eylül için sözlü talimat verildi"

Soruşturmayı öğrendiğimde müdafim derhâl savcılıkla temasa geçmiş; oğlumun 12 Eylül’deki düğünü nedeniyle 14 Eylül’de Ankara’ya gelerek ifade vereceğimizi bildirmiş ve bu konuda mutabakat sağlanmıştır. Buna rağmen, Kaç ma veya delilleri karartma şüphesi bulunmadığı ve soruşturma yıllar önce yapılmış aleni bir konuşmaya dayandığı hâlde, 7 Eylül için sözlü talimat verilmiştir. Bu yaklaşım, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü usullerle, hukuki güvenlik ilkesiyle ve devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır.

Soruşturmaya konu edilen konuşma, Eylül 2021’de Bingöl’de yaptığım ve bugün de her cümlesinin arkasında durduğum siyasi bir konuşmadır. Devlet, milletin ortak emanetidir; kamu görevi ise bu emaneti koruma sorumluluğudur. Benim itirazımın ahlaki ve siyasi kaynağı budur.

"O gün ne söylediysem bugün de o sözlerin faili, sahibi ve savunucusuyum"

Kamu kaynaklarının kullanımı, nepotizm, liyakatsizlik ve belirli zümrelere tanınan imtiyazlar konusunda o gün ne söylediysem bugün de o sözlerin faili, sahibi ve savunucusuyum. Üstelik o konuşmada yaptığım tespitler, aradan geçen zamanda yaşanan gelişmelerle güncelliğini korumakla kalmamış, acı tecrübelerle doğrulanmıştır.

Bu gerçekleri dile getirmem hakaret değildir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı ve bu ülkeye Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı sıfatıyla tarihî, ahlaki ve siyasi sorumluluğumdur. Siyasi hayatım boyunca akraba kayırmacılığına, liyakatsizliğe, kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına ve yolsuzluğa karşı tavizsiz mücadele verdiğime aziz milletim şahittir.

"Siyasetçiler; sert, sarsıcı, rahatsız edici, hatta incitici eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermek zorundadır"

AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay 'ın yerleşik içtihatlarına göre, siyasetçilere ve kamu gücü kullanan kişilere yönelik kabul edilebilir eleştirinin sınırları, sıradan bireylere göre çok daha geniştir. Siyasetçiler, görevlerinin ve kamusal konumlarının gereği olarak sert, sarsıcı, rahatsız edici, hatta incitici eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermek zorundadır.

"Hukuk, kişilere ve siyasi konumlara göre değişemez"

Nitekim Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve siyasi parti genel başkanlığı görevlerinde bulunduğum dönemlerde şahsıma yönelik çok ağır eleştiri ve ifadeler hakkında Cumhuriyet savcılıklarınca verilmiş yüzlerce takipsizlik kararı bulunmaktadır. Hukuk, kişilere ve siyasi konumlara göre değişemez. Bana yöneltilen sözler ifade özgürlüğü sayılırken, benim siyasi eleştirilerimin suç kabul edilmesi hukuk önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz.

Sayın Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanıdır ve aktif siyasetin içinde, siyasi tartışma ve polemiklerin doğrudan tarafıdır. Bu gerçeklik, TCK’nın 299. maddesi uygulanırken mutlaka dikkate alınmalıdır. Aktif siyasetin tarafı olan bir kişinin siyasi eleştirilere karşı mutlak ve ayrıcalıklı bir ceza hukuku korumasından yararlandırılması demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.

Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların çatışması hâlinde milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de siyasi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, özellikle Vedat Şorli/Türkiye ile Artun ve Güvener/Türkiye kararlarında, devlet başkanına diğer kişilerden daha ayrıcalıklı bir koruma sağlanmasının demokratik toplum düzeniyle bağdaşmadığını ortaya koymuştur.

"Kamu yararına ilişkin sert eleştiriler tek başına hakaret suçunu oluşturmaz"

Anayasa Mahkemesi'nin Bekir Coşkun, Alişan Şahin ve Ergün Poyraz kararlarında da kamu otoritesi kullanan kişilerin daha geniş eleştiri sınırlarına katlanması gerektiği kabul edilmiştir. Kamu kaynaklarının kullanımı, ekonomik tercihler ve kadro politikaları hakkındaki değerlendirmeler siyasi tartışmanın merkezindedir. Değer yargılarının ispatı istenemeyeceği gibi, kamu yararına ilişkin sert eleştiriler de tek başına hakaret suçunu oluşturmaz.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin E. 2020/16982, K. 2022/16062 ve Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin E. 2016/10294, K. 2018/6869 sayılı kararları da siyasi tartışmalarda kullanılan ağır, sarsıcı veya incitici sözlerin bağlamları içinde siyasi eleştiri ve düşünceyi açıklama hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

"Yargının talimat değil, hukuk dinlediği bir Türkiye idealini savunuyorum"

Ben bugün burada yalnızca kendimi savunmuyorum. Konuşma hakkı soruşturmalarla daraltılan siyasetçiyi, gazeteciyi, akademisyeni, öğrenciyi ve her bir vatandaşımızı savunuyorum. Korkmadan konuşulabilen, iktidarın hesap verdiği ve yargının talimat değil, hukuk dinlediği bir Türkiye idealini savunuyorum.

Sözlerimin arkasındayım. Çünkü bu sözler şahsi bir öfkenin değil; milletin hukukunu, devlet ahlakını ve adaleti koruma iradesinin ifadesidir.

"Hakaret etmedim, hesap sordum; aşağılamadım, eleştirdim"

Hakaret etmedim; hesap sordum. Aşağılamadım; eleştirdim. Suç işlemedim; anayasal hakkımı ve siyasi sorumluluğumu kullandım.

Bugün hakkımda verilecek karar, yalnızca şahsımla ilgili olmayacak; yarın çocuklarımızın nasıl bir Türkiye’de yaşayacağına da işaret edecektir. Biz çocuklarımıza korkunun sessizliğini değil, hür düşüncenin cesaretini, keyfiliğin karanlığını değil hukukun aydınlığını bırakmak zorundayız.

Adalet, gücün gölgesinde değil, hukukun ışığında tecelli eder. Hakikat susturulamaz, düşünce hapsedilemez, milletin vicdanı yargılanamaz.

"Derhâl kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesini talep ediyorum"

Açıkladığım hukuki, siyasi ve ahlaki gerekçeler doğrultusunda; usulü ve zamanlaması siyasi saiklerle hareket edildiğini gösteren bu soruşturma dosyasında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. maddesi uyarınca hakkımda derhâl kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesini talep ediyorum.

Bu talebim, şahsım için bir lütuf veya ayrıcalık beklentisi değildir. Talebim; Anayasa’nın, evrensel hukuk ilkelerinin ve ceza muhakemesinin gereğinin yerine getirilmesidir. Aynı zamanda milletimiz adına, yargının siyasetin tahakkümünden kurtulabileceğine ve hukukun bu ülkede hâlâ ayakta olduğuna dair umudun korunmasıdır."

Davutoğlu'ndan açıklama: İlk kez bir başbakan düşüncesini, eleştirilerini dile getirdiği için 'şüpheli' sıfatıyla adliyeye çağrıldı!

Davutoğlu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki ifadesinin ardından adliye önündeki gazetecilere şu açıklamayı yaptı:

"Değerli basın mensupları; onurlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yargıya duyduğum saygı ve adalet idealine duyduğum hürmet dolayısıyla az önce benden talep edilen ifadeyi verdim. Her şeyden önce bütün bu süreçte desteğini esirgemeyen ve bugün de yanımda olan genel başkanlarımıza; Türkiye'nin her köşesinden ve yurt dışından destek beyan eden bütün adalet, hukuk sevdalılarına teşekkür ediyorum.

Tabii bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk... Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakan düşüncesini ifade ettiği, eleştirilerini dile getirdiği için 'şüpheli' sıfatıyla adliyeye çağrıldı; bunun herkes tarafından bilinmesini isterim. Ben yargıya duyduğum saygı gereği, hiç kimsenin yargının üzerinde olmadığı inancıyla bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ifademi verdim. Ama bu ülkeye Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı olarak da ilk kez böyle bir uygulamanın devletin üst katında yaşanmış olmasını hüzünle karşılıyorum.

Soruşturmanın açıldığı ilk günden itibaren ulusal ve uluslararası basından çok sayıda görüşme talebi geldi. Geçmişte birlikte çalıştığım muhataplarımdan ne olup bittiğiyle ilgili sorular iletildi. Bunların hiçbirine cevap vermedim, hiçbir demeç vermedim. Hatta cuma günü, son derece önemli bir kuruluşta eski devlet yetkililerinin, siyasilerin ve akademisyenlerin bulunduğu bir oturumda konuşmam vardı; onu da iptal ettim. Çünkü kendi ülkemin ve ülkemin yargısının olumsuz bir algıyla anılmasını asla istemedim. Böyle bir durumu savunmak bile bana zül gelir. Hâlâ çok sayıda telefon alıyorum; kimisine cevap vermiyorum, cevap verdiklerimde de ülkemin yurt dışında olumsuz bir algıyla anılmamasına özen gösteriyorum.

"Bu benim şahsi itibarım değil, ülkemin itibarıdır"

Şimdi uzun bir açıklama Yapacak değilim. Avukatım Sayın Hasan Seymen baştan itibaren süreci takip ettiği için sizlere bütün teknik detayları verecek. Ulusal basınımızın temsilcilerinden birçoğu aradı, hiçbirinin telefonuna dönmedim. Açık bir şekilde söylüyorum: Bundan sonra da ulusal ve uluslararası basının görüşme taleplerine asla olumlu bir cevap vermeyeceğim. Çünkü bu benim şahsi itibarım değil, ülkemin itibarıdır.

"Ülkemin itibarı adına hiçbir soruya cevap vermeyeceğim"

Siyasetten çekilme kararı almıştım. Bundan sonra da aynı ilke çerçevesinde ama inandığım doğrular doğrultusunda görüşlerimi beyan etmeye devam edeceğim. Benim hayatımı yönlendiren en önemli ilke, "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" ilahi kelamının kendisidir. Akademik hayatta ders verirken, kitap yazarken, büyükelçi olarak devletimi temsil ederken, Dışişleri Bakanı olarak Türkiye'nin menfaatlerini gözetirken ve Başbakan olarak ülkede şeffaflığı, hukuk devletini savunup terörle mücadelenin en sert şartlarında görevimi yaparken hep bu ilkeyle davrandım. Dosdoğru... Emrolunduğum gibi dosdoğru olmaya çalıştım, buna milletim şahittir. Yaptığım o konuşmada bir provokatörün sorusu üzerine verdiklerim de dosdoğru olmanın bir gereğiydi. O sözlerimin arkasındayım. Buradan milletime söz veriyorum: Bundan sonra da Rabb'im ve milletim adına dosdoğru olmaya devam edeceğim. Ben tekrar genel başkanımıza teşekkür ediyorum. Avukatım kalacak, onunla görüşmeye devam edebilirsiniz.  Soru almayacağım, ilkesel bir tutum olarak bu konuda ülkemin itibarı adına hiçbir soruya cevap vermeyeceğim."


Davutoğlu ve erdoğan , geçen yıl bir aradaydı

Ahmet Davutoğlu, hakaret ettiği iddia edilen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile son olarak geçen yıl 1 Ekim'de, Meclis’in yeni yasama yılı açılışı resepsiyonunda bir araya gelmişti. İki isim, yıllar sonra ilk kez bir araya gelirken, Davutoğlu'nun yanında, yine AKP hükümetlerinin eski bakanlarından DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da yer almıştı.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ