Eda bu hikâyenin yalnızca kaptanı değil - Fulya Soybaş yazdı

Bugün voleybol Anadolu’da binlerce kız çocuğu için sadece spor değil. Kendine güvenmek, okumak, seyahat etmek, kendi ayaklarının üzerinde durmak ve başka bir hayatın mümkün olduğunu görmek demek.

Eda bu hikâyenin yalnızca kaptanı değil - Fulya Soybaş yazdı

Bravo be kızlar! Bravo…

Ama önce filmi biraz geriye sarmak isterim.

2000’lerin başını hatırlayın.

Voleybolun bugünkü görünürlüğü yoktu. Filenin Sultanları daha yeni yeni hayatımıza giriyordu. Hele Anadolu’nun dört bir yanında “Ben de voleybolcu olacağım” diyen bu kadar çok kız çocuğu hiç yoktu.

Aradan çeyrek asır geçti.

Bugün o hayali kuran kızlardan kimi milli formayı giyiyor, kimi okul takı mında oynuyor, kimi de elinde top Eda’lara, Zehra’lara, Vargas’lara bakıyor.

İşte tam da bu yüzden şampiyonluğun ardından kaptan Eda Erdem’in söylediklerine ayrıca kulak vermek gerekiyor:

“Bizler çok gurur duymalıyız. türkiye bu takımla gerçekten gurur duymalı. Biz bugün sadece bir kupa kazanmadık. Biz bugün Cumhuriyet’in bizlere, Türk kadınına açtığı yolda neleri başarabileceğimizi gösterdik. Bize inananlara ve bizden sonra gelecek olan kız çocuklarına armağan olsun. Her zaman hayal etmeye, mücadele etmeye ve kazanmaya devam edeceğiz.”

Eda bu hikâyenin yalnızca kaptanı değil.

Hafızası.

13 Yaşında voleybola başlayan, 2000’lerin başındaki ilk dalgayı yaşayan ve kadın voleybolunun nereden nereye geldiğini gören bir kadın.

Bugün voleybol Anadolu’da binlerce kız çocuğu için sadece spor değil. Kendine güvenmek, okumak, seyahat etmek, kendi ayaklarının üzerinde durmak ve başka bir hayatın mümkün olduğunu görmek demek.

O yüzden bu şampiyonluk yalnızca bir kupa değil. Çeyrek asırda gerçekleşen sessiz bir toplumsal değişimin fotoğrafı.

Asıl büyük kupa bu.

Bu başarının manevi karşılığı şüphesiz tartışılmaz.

Peki maddi karşılığı?

Orada da rahatlıkla “hakkı teslim edilmiş” diyebiliyor muyuz?

Bence hayır.

Eda’nın yıllar önce prim tartışmalarındaki tavrı çok netti. Başarılarını pazarlık konusu yapmak istemediklerini, ülkeye yaşattıkları mutluluğun parayla ölçülemeyeceğini söylüyordu.

Şimdi şampiyonlara kişi başı 150 Cumhuriyet altını, yaklaşık 6-7 milyon lira ödül verileceği konuşuluyor.

Az mı?

Değil.

Ama bir de futbolun primlerine bakın…

Bırakın avrupa şampiyonluğunu, çok daha küçük başarılar için konuşulan milyonlarca dolarlık primleri hatırlayınca insan ister istemez soruyor:

Bu başarıya biçilen karşılık hakkaniyetli mi?

Eda’lar belki istemez.

Ama mesele onların ne istediği değil. Mesele, aynı formayı taşıyan, aynı ülkeyi temsil eden, üstelik Avrupa’nın zirvesine çıkan ve defalarca büyük başarılar kazanan kadınların başarısına bizim nasıl bir değer biçtiğimizdir.

Prim biraz da bunun göstergesi değil mi “beyler?”

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ