İfade ve basın özgürlüğüne X - Can Ertuna yazdı

Sosyal medya sansüründe platformların sorumluluğunu konuşma zamanı gelmedi mi? Sadece geçen ay, 2025’in toplamından daha fazla hesabın engellendiği X (Twitter), sansüre uyum sağlarken, başka bazı platformlar şimdilik daha fazla direnç gösterebiliyor. Bu süreçte platformların sahiplik yapısı, şirketlerin faaliyet alanları, marka imajı kaygısı ve hükümetlerle pazarlık güçleri rol oynuyor.

İfade ve basın özgürlüğüne X - Can Ertuna yazdı

Bir zamanlar internet ve Sosyal medyanın özgürlük getirdiğine inanılıyordu: Ana iletişim olanaklarının iktidarların tekelinde olduğu, gündemin ve söylemin güç sahipleri tarafından belirlendiği rejimlerde bir yandan alternatif bir iletişim alanı, diğer yandan da yatay örgütlenme olanağı sağlaması, teknolojinin toplumsal dönüşümün de lokomotifi olduğu yanılsamasına yol açmıştı.

2009’da İran’da rejim karşıtı protestolar, 2011 yılında ekonomik eşitsizliklere karşı ABD’de başlayan “Occupy Wall Street” (Wall Street’i işgal et) eylemleri, bambaşka iki coğrafyada sosyal medyanın örgütlenmede yoğun olarak kullanıldığı toplumsal eylemlerdi. Yine aynı dönemde Arap isyanlarının ilk ateşinin yakıldığı Tunus’ta rejime karşı öfkenin Facebook’tan, bir sonraki durak Mısır’da yine Facebook ve Twitter’dan yayılan mesajlarla çığ gibi büyümesi, Türkiye’de Gezi eylemlerinin bir yandan alandan sansürsüz takip edilmesi, diğer yandan gösterilerin koordinasyonu için Twitter’ın kullanılması geniş bir kesimde “hiçbir şeyin artık eskisi gibi olamayacağı” inancını yaratmıştı.

Önce “ Sosyal Medya devrimleri” miti dağıldı: Evet sansürlenen bilgiler dolaşıma sokuluyor, kalabalıklar bir araya geliyor, Dijital ağlar üzerinden bir sanal kamusal alan oluşuyordu ancak bu fiziksel dünyada karşılığını bulamayınca, kent meydanlarındaki kalabalıklar eksiliyor, işgal çadırları sökülüyor, muktedirler statükoyu Yeniden inşa etmekte gecikmiyorlardı. Yine de elde en azından alternatif haberleşme ağları, Gazetecilik platformları kalmıştı. Geleneksel medya ele geçirilip yaldızlı haber merkezleri Sansür ve otosansürün karanlığına gömülürken, internette yeni bir gazetecilik alanı şekilleniyordu. Gazetelerin tirajı, televizyonların reytingi düşerken, internet sitelerinin trafiği artıyor, YouTube görsel yayıncılığın ana mecralarından biri haline geliyor, podcastler radyonun yerini almaya başlıyordu. Sosyal medya bu ortamı daha da hareketlendirdi: Twitter, Instagram, Facebook hatta TikTok gazetecilerin çoğunlukla sitelere ve YouTube’a gömülü hikayelerine trafik sağladığı yer yer de başlı başına ürünlerini kamuoyuyla paylaştıkları platformlar haline geldi. Ta ki bir avuç büyük teknoloji şirketi, dijital iletişim pazarını ele geçirip bilgiye, habere, eğlenceye erişimin tekeli haline gelinceye kadar. İnterneti sömürgeleştirdiler. Teknolojik altyapı ele geçince, sıra insanlara Reklam satmaya geldi. Sponsorlu içerikler platformları kapladı. İnternette görünürlüğe yatırım yapabilenlerin içerikleri diğerlerini Baskı lamaya başladı. Eğlenceli ve sansasyonel içerik ilgi ekonomisini besliyor, belki çok önemli ancak algoritmaların duvarını aşamamış içerikler görünmez hale geliyordu.

Piyasa dinamiklerinin insafına kalmış olsa da her içerik üreticisi “15 dakikalığına viral olabileceği” günün hayalini kurabiliyordu. Oysa geleneksel medyada işleyen sistem burada da devreye girdi. Bir yandan platformlar başka sektörlerde de kazanç kovalayan tekno-oligarkların eline geçmeye başladı, diğer yandan başta bir arama motoru ya da alışveriş sitesi olan teknoloji şirketleri iş alanlarını devletlerle girift ilişkilere girmelerini gerektirecek kadar genişletip çeşitlendirdiler. Bu uzun girişten sonra yukarıda bahsettiğim dönüşümün ilk biçimine, Twitter’ın elon musk tarafından satın alınıp X’e dönüşmesine değineceğim. Çünkü bu platform Türkiye’de alternatif bir iletişim alanı olmaktan çıkıp, sansürün ve gözetimin ortağı haline geldi.

YURTTA X, CİHANDA X

Kendi X hesabı da engellenen İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), geçtiğimiz günlerde yayımladığı raporda yalnızca Eylül 2026’da en az 1.270 hesap Hakkında Erişim Engeli talebi verildiğini X’in bunların %90’ını Türkiye’de görünmez kıldığını belirtti. Bu, geçen yılın toplamında engellenen hesap sayısından fazlaydı ve verilere göre bu hesapların takipçi sayıları 35 milyonun üzerindeydi.

x platformu temel değerlerinden bir olarak “kullanıcıların kendi seslerini duyurma hakkını savunma ve buna saygı göstermeyi” sıralıyor. Daha uzun bir blog yazısında ise şöyle deniliyor: “X, kâr da dahil olmak üzere her şeyin üzerinde, Kamunun ifade özgürlüğü hakkını korumayı gözetir... Herkesin ne okuyacağına, ne izleyeceğine ya da ne dinleyeceğine kendi başına karar verme hakkı olduğuna inanıyoruz; çünkü ifade özgürlüğünün gücü de buradan gelir.”

Elon Musk Twitter’ı satın aldığı zaman burayı bir kasabanın ve sakinlerinin buluştuğu toplantı salonuna benzeterek kamusal alan işlevine vurgu yapmıştı. Zamanla, kendi ideolojisinin yansıması olarak aşırılıkçı ve ayrımcı görüşleriyle dışlananları bu salona doldurdu; parayı verene sesinin daha çok duyulması vaadiyle mavi tık rozetleri dağıttı; algoritmaları nitelikli içerikten değil, sansasyonel paylaşımlardan yana kırdı. Merakla takip ettiğimiz insanların sesini zar zor duyar hale geldik ve dikkat dağıtan, boş içeriklerin arasında Bilgi ve haberi süzme çabasına giriştik. Gerek bu yönetim anlayışı, gerek Musk’ın bir aşırı sağ vaize dönmesi dünyada da çok Sayıda kurum ve kişiyi başka arayışlara itti; bir kısım Bluesky adlı platforma, daha az sayıda insan Mastodon’a göçtü. Bu Tepki dalgalarına rağmen X’in siyasetçiler, Gazeteciler , sivil toplum liderleri ve akademisyenler ile onlardan haber almak isteyenleri tarafından ana platform olmasının önüne geçilemedi.

Otomobillerini sattığı türkiye pazarında fabrika kurma teklifi alan, Türkiye'nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’yı uzaya götüren Musk, Türkiye’nin en üst düzeyde teveccüh gösterdiği iş adamlarından biriydi. Cumhurbaşkanı erdoğan ile hem Ankara’da sarayda hem de New York’ta Türk evinde görüşüp sıcak pozlar verdi; Musk’ın yükselişi Trump yönetimiyle birlikte sürerken, Washington’ın iltifatlarına mazhar olan Ankara’yla sorun yaşamayacağı ortadaydı.

PLATFORMLARIN SANSÜR TERAZİSİ

Sektörden görüştüğüm bazı isimlerin aktardığına göre META, YouTube, TikTok, X gibi platformlara içerik engelleme talepleri geldiğinde bunların her zaman “gözü kapalı” uygulanması gibi bir durum söz konusu değil. Bir sosyal medya platformunun, bir yandan otoritelerin şimşeklerini üstüne çekmeyecek, diğer yandan da Türkiye ve dünya kamuoyundaki marka değerini zedelemeyecek bir denge arayışı içinde, kamu otoriteleriyle süregelen bir diyalog kapsamında bu konulara yaklaştığı bilinen bir durum.  Yani durum kamuoyunda genel olarak bilinenin aksine “tak Diye mahkeme kararı geldi, şak diye uyguladım” kadar basit açıklanacak bir süreç değil. Burada sosyal medya platformunun küresel ölçekteki sahip ve yöneticilerinin marka değerlerini ifade özgürlüğüne referansla nasıl konumlandırdıklarından tutun, o şirketlerin yerelde iktidarla kurdukları iş ilişkilerinin derinliğine kadar birçok faktör devrede. Şirketler talepleri hukuki birimlerinde incelemeye alıyor; küresel ölçekte politikalarına aykırı (örn: Aşırı şiddet, çocuk istismarı, terörizm vd.) içerikler tespit ederlerse bunları zaten tereddütsüz engelliyor. Ancak özellikle ifade özgürlüğü, kamuoyunun bilgi alma hakkı gibi konularda yurttaşlardan tepki çekebilecek bazı engelleme kararları uygulanmayabiliyor ve otoritelere bunu açıklamak için bir diyalog kanalı açık tutuluyor. Engelleme taleplerinin sayısına ve uygulanma hızına bakınca anlaşılan o ki, X artık böylesi bir iç değerlendirme mekanizmasını işletmiyor ya da göstermelik bir şekilde yürütüyor. Musk’ın Türkiye kamuoyu nezdinde bir itibar hesabı yapmadığı da ortada. Bu patronlar öncelikle iktidarlarla iyi geçinmeye bakıyor.

ÇÖZÜM PLATFORM GÖÇÜ MÜ?

X’in sansür konusundaki tutumu ortaya çıktığında yeniden Bluesky adlı alternatif platforma geçiş çağrıları yapıldı. Ancak buranın bir ana akım sosyal medya platformu olması kısa vadede pek mümkün gözükmüyor. Üstelik İFÖD kurucusu Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in de Gazeteci Hilmi Hacaloğlu’nun yayınında belirttiği gibi, bu platform da engelleme kararlarını uyguluyor. Haberlere yeniden internet tarayıcıları, uygulamalar üzerinden doğrudan erişim ve sosyal medya platformu bağımlılığını aşmak bir çözüm gibi gözüküyor, ancak bunun da sınırları var. Sorun sadece kullanıcı alışkanlıklarının zor değişmesiyle sınırlı değil. T24 İnternet sitesinin erişime engellendiği de hatırlanınca, bu stratejinin kırılganlığı ortada. Üstelik sosyal medya sadece haber ve bilgiye erişim aracı değil, bir diyalog ve etkileşim platformu. Bir yandan çoklu alternatifler geliştirirken diğer yandan da mevcut platformlarda temsil ve ifade hakkını korumak için de mücadele etmek gerekiyor. Elbette internet var olduğu sürece tam bir karartma söz konusu olamıyor ancak sürekli sıfırdan başlamak önemli bir direnç gerektiriyor. Bu süreçte Türkiye’deki internet sansüründe platformların iş birliğini dünyaya duyurabilmek de eş zamanlı bir çabanın aşamalarından biri olabilir.

Kaynak : Birgün

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ