Türkiye denetim sürecinde
Türkiye "demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarında Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği" gerekçesiyle Nisan 2017'de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından yeniden "denetim sürecine" alınmıştı. AKPM her ne kadar bir AB organı olmasa da 1990'lı yıllarda Avrupa'nın eski sovyetik rejimlerini Batı demokrasisine dönüştürmek için icad edilmiş bu denetim süreci, kısaca "Kopenhag siyasi kriterleri" olarak tanımlanan ölçütler şeklinde tanımlamak mümkün. Ankara, 2005'te AB ile katılım müzakerelerine başlamadan önce gerçekleştirdiği reformlar sayesinde Haziran 2004'te AKPM’nin denetim sürecinden -şartlı da olsa- çıkarılmış, bu gelişme AB’nin Türkiye ile müzakerelere başlaması için referans olmuştu.Türkiye'nin AİHM kararlarına uyması isteniyor
AİHM kararlarının uygulanması Avrupa Konseyi, AKPM ve AB açısından olağanüstü önemli bir gösterge. Ankara, bir Avrupa Konseyi organı olan AİHM'nin bazı kararlarını "siyasi" oldukları gerekçesiyle uygulamıyor. Bu bağlamda Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararları son bir yılda sembol hale geldi. AİHM, Kavala ve Demirtaş'ın "hukuki değil siyasi nedenlerden ötürü hapiste olduklarına" kanaat getirip "derhal ve koşulsuz serbest bırakılmalarına" hükmetti. Bu iki karar, Ankara'nın gerek Avrupa Konseyi gerekse AB ile ilişkilerinde apayrı birer gündem maddesine dönüşmüş durumda. Venedik Komisyonu, Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi (CPT), Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi ve Avrupa İnsan Hakları Komiseri gibi diğer Avrupa Konseyi organlarının hazırladıkları Türkiye raporlarında yer alan tavsiyeler de AB tarafından referans alınıyor. Bu raporlarda Türkiye'deki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, anayasal değişiklikler, seçim kanunları, yerel yönetimlere müdahale, siyasi partilerin yasaklanması, ifade ve medya özgürlüğü, cezaevi koşulları ve her türlü ayrımcılıkla mücadele gibi konular ön plana çıkıyor.