İş insanı Osman Kavala'nın tutukluluğunun 1000'inci güne yaklaşması nedeniyle eşi Prof. Dr. Ayşe Buğra ve avukatları bugün bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Buğra toplantıda, eşi Osman Kavala'nın tutukluluk sürecinin "işkence sözü kullanılarak tarif edilebilecek bir hal aldığını" söyledi. Osman Kavala 27 Temmuz Pazartesi günü hapiste 1000'inci gününü doldurmuş olacak. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi Şubat ayında Gezi Parkı Davası'nda tüm sanıklar hakkında beraat kararı vermişti. Davanın tek tutuklu sanığı Osman Kavala'nın tahliyesi beklenirken 15 Temmuz darbe girişimi ile alakalı bir başka dosyadan hakkında yeniden tutukluluk kararı verilmiş ve bu nedenle tahliye gerçekleşmemişti. 1000 gün içerisinde eşinin 4 kez tutuklandığını, 3 kez tahliye ve 1 kez beraat ettiğini hatırlatan Ayşe Buğra, "Beraat ettiği gün onu karşılamayı beklerken cezaevinden adliyeye götürüldü ve tutuklandı. Bu bizim için korkunç bir deneyimdi" dedi ve şöyle devam etti: "Ben bütün bu yaşananları ne hukuki mülahazalarla ne de akıl ve mantık çerçevesinde anlamlandırabiliyorum. Osman Kavala'nın yaşadıkları, yaşadıklarımız bana Türkiye'de gerçeklik algısının kaybolmuş olduğunu düşündürüyor. Gerçek olanla gerçek olmayan arasındaki farkla fazla ilgilenilmiyor. Gördüğümüz şey aslında bunun yargıdaki yansımaları." "Bu ortamda makul şüphe, kanıt gibi kavramlar anlamını kaybetti" diyen Kavala'nın eşi Buğra sözlerini şöyle sürdürdü: "Bin gündür özgürlüğünden yoksun olan Osman Kavala ne yapmış diye somut fiillere dayanan bir cevap yok. Bununla birlikte bu soruyu önemli bulmayan, 'mutlaka bir şey yapmıştır da tutuklanmıştır' diye düşünen bir kesim de var. Tutuklamalar sürecinde yaşanan acayipler Böyle bir ortamda oluyor." Tutukluluk sürecinde bazı medya organlarında "asılsız ve kişiliğe saldırı niteliğinde haber ve yorumlarla" karşılaştıklarını söyleyen Buğra, bu konuda yaptıkları hukuki girişimlerin de sonuçsuz kaldığını ifade etti.'Tutukluluk süreci işkence halini aldı'
"Bizim hayatımızdan çalınan 1000 gün telafisi imkansız bir kayıp oluşturuyor" diyen Buğra şöyle konuştu: "Eşimin annesi 90 yaşını geçmiş bir insan ve oğlunu bir daha görüp göremeyeceğini düşünüyor. Yargı sürecindeki acayipliklerinden rahatsız olmayanlar bunlardan vicdani bir rahatsızlık duyabilirler mi bilmiyorum. Ama bu 1000 günlük tutukluluk süreci artık işkence sözü kullanılarak tarif edilecek bir hal almış durumda."İnsan hakları örgütlerinden çağrı
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Direktörü Kenneth Roth, Osman Kavala'nın 1000'inci günü sebebiyle bir mesaj yayımladı. Roth açıklamasında, "Osman Kavala'nın tutukluluğu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gitgide otokratikleşen yönetiminin arkasındaki kurguları özetler nitelikte. Erdoğan Gezi Parkı protestolarında insanların kendiliğinden ona karşı ayaklanmış olabileceği gerçeğini kabul edemiyor. Dolayısıyla gülünç bir şekilde elebaşı Kavala'ymış gibi davranıyor" ifadelerini kullandı. Uluslararası Af Örgütü, Freedom House, PEN ve The Project on Middle East Democracy gibi sivil toplum kuruluşları ABD'deki ofisleri aracılığıyla ABD Dışişleri Bakanlığı'na bir mektup göndererek, Osman Kavala'nın serbest bırakılması için Türkiye'ye çağrı yapması talebinde bulundu.Çakırözer görüştü
CHP Milletvekili Utku Çakırözer, iş insanı Osman Kavala’yı cezaevinde ziyaret etti. Hakkında açılan soruşturmaların hiçbirinin kendisinin hukuken cezaevinde tutmaya yetmediğini ifade eden Kavala, “Bugün Türkiye’de adaletsizlik, hukuksuzluk girdiğim günden çok daha yaygınlaşmış durumda. Hiçbir iyileşme gözükmüyor. Siyasetin yargıya müdahalesinde FETÖ’cüler bir ‘stabilize yol’ açmıştı. Şimdi bu yargıya müdahale ‘otoyola’ dönüşmüş durumda. Yargı reformuna rağmen hukuksuzlukların sürmesi, yaygınlaşması Türkiye’nin geleceği açısından ümit kırıcı” diye konuştu. Osman Kavala, Silivri Cezaevi’ndeki tutukluluğunun bininci gününde CHP’li Çakırözer aracılığıyla şu mesajları verdi: “Tam bin gündür buradayım. Zincirleme dosyalarla tutukluluğum sürdürülmeye çalışılıyor. En üzücü yanı ise, cezaevine girdiğimden bu yana adaletsizlik konusunda, hukuksuzluklar konusunda hiçbir iyileşme gözükmemesi. Gazeteciler, siyasiler, aydınlar içeride. Hukuksuzluk yaygınlaştı. Yargıdaki siyasetin etkisi ile davranma alışkanlığı iyice arttı. 12 Eylül döneminde bile yargıya bu kadar müdahale yoktu. Belgesiz dayanaksız dosyalarla beni, gazetecileri siyasetçileri zorla içeride tutuyorlar. Sadece kendi yargı sürecime baktığımda ülkede hukukun niteliğinin ne kadar kötüleştiğini görmek çok üzücü. İlk iki dosyadan beraat ve tahliye çıkınca AİHM’in ihlal kararlarını dolanmak, gereğini yapmamak için üçüncü dosyayı yarattılar. Orada da ortada iddianame yok. Casuslukla suçlanıyorum. Ama bunun için bir bilgi edinme ve bu bilgiyi aktarmam gerekiyor. Ama ortada ne bilgi ne de belge var. Ne de aktarım var. Tamamen beni içeride tutmak için yaratılan bir dosya.”