Bugün itibarıyla çağrıma olumlu yanıt veren kuruluşların “Medya Ombudsmanı” olarak göreve başlıyorum. Temel görevim, etik denetim ve okur/izleyicilerle çıkacak anlaşmazlıklarda hakemlik yapmak. Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi, temel dayanağım olacak. Anlaştığımız medya kuruluşları da bu ilkelere uyacakları konusunda taahhütte bulunmuş oldular.
Genç gazeteciler değilse de bu ülkenin kıdemli gazetecileri, Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi’nin bağımsız gazeteciliği vurguladığı cümlelerine atıfta bulunmaktan hoşlanır:
“Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et. Mecbur kalırsan kır, sakın satma.”
Son derece doğrudur Sedat Simavi’nin bu sözleri. Ama bağımsızlık iyi, kaliteli ve güvenilir gazetecilik için gerekli şart olsa da yeterli değildir. Bağımsızlığın, özgürlükle taçlanması, gerçeğe sadakati ve kamu yararını gözeten, etik ilkelere uyumu içselleştiren bir gazetecilik anlayışıyla bütünleşmesi gerekir.
Nitekim Sedat Simavi’den sonra Hürriyet’i devralan Erol Simavi, babasının bu sözlerini Cağaloğlu’ndaki Hürriyet binasının duvarlarına nakşetmişti. Ama tam anlamıyla kamu yararını gözeten ve etik ilkelere uyan bir gazetecilik yaptığı söylenebilir mi?
Bir dönem “Gazinocular Kralı” diye anılan Fahrettin Aslan’ın oğlu Sacit Aslan’ın yazdığı “Bir masalda iki kral olmaz” adlı kitapta Erol Simavi hakkında bir bölüm var; babasının Erol Simavi ile ilişkilerini anlatıyor:
“Fahrettin Aslan’la Erol Simavi arasındaki samimiyet hem Maksim gibi eğlence dünyasının dev müessesesini hem de Hürriyet gibi basının en önemli gazetesini kötü etkilemeye başlamıştı.
Simavi’nin Maksim’deki isteklerinin, yaptıklarının küçük bir bölümünü (daha önceki bölümlerde) anlatmıştım. Fahrettin Aslan’ın da Simavi’den Hürriyet için istekleri olmuştu.
Bazı geceler, Fahrettin Aslan eline telefonu alarak Simavi’yi arar, ertesi gün çıkacak olan, matbaada basımı devam eden Hürriyet’in birinci sayfasında değişiklik yapmasını isterdi. Gece saat bir buçuk, ikide matbaada dönmeye başlayan Hürriyet’in baskısı durdurulur, o ana kadar basılan 10 bin 15 bin gazeteyi kese kâğıdı yaparlardı.”
Gazetenin sahibinin bir gazino sahibi ile böylesi bir ilişki içinde olduğu gazetede ne tam olarak kamu yararının gözetildiği söylenebilir, ne de gazeteciliğin etik kurallarının dikkate alındığı. Kuşkusuz tersi de söylenemez, orada hiç habercilik yapılmadığı da savunulamaz.
Erol Simavi’nin bu ilişkisi, aynı zamanda günümüzde bazı gazetecilerin geçmişte harika gazetecilik yapıldığı öykünmelerinin ne kadar yersiz olduğunu da gösteriyor. Gazetecilikte geçmişte de yanlışlıklar, etik dışı davranışlar vardı; şimdi de oluyor.
Zaten toptancı yaklaşımlar gazetecilikle bağdaşmaz. Bir gazetede yanlışlar oluyor diye, orada hiç doğru gazeteciliğin yapılmadığı öne sürülemez. Geçmişte muhteşem gazetecilik yapıldığı da doğru değildir, günümüzde gazeteciliğin öldüğü de. Ne geçmiş muhteşemdi ne de bugün gazetecilik öldü, bitti. Sadece koşullarımız çok ağırlaştı, sorunlarımız ve de yanlışlarımız daha da arttı.
Denetlenebilir gazetecilik
Sorunlarımızın nedenlerine uzun uzun değinecek değilim burada. Ben daha iyi, daha güvenilir ve yüksek standartlarda gazetecilik için öncelikle gazetecilik etik ilkelerinin içselleştirilmesi ve tüm medya kuruluşlarının okur/izleyici denetimine açılması gerektiğine inanıyorum. Ethical Journalism Network (Etik Gazetecilik Ağı) kurucusu Aidan White, “Gazeteciliğin beş temel prensibini aklımızdan çıkarmamalıyız. Gerçeği söyle, adil ol, kimseye zarar verme, güvenilir ol, bağımsız ol ama aynı zamanda denetlenebilir ol” diyordu. White’ın vurguladığı bu denetimin “editöryal bağımsızlığa” sahip ve medya kuruluşları tarafından gönüllü olarak tanınan, desteklenen “Medya Ombudsmanı” tarafından yapılmasının, bağımsızlığa gölge düşürmeyecek değerli bir yöntem olduğuna inanıyorum. Bu nedenle 19 Ocak’ta bütün medya kuruluşlarına benim “Medya Ombudsmanlığı”mı tanımaları çağrısında bulunmuştum: “Ne kadar çok medya kuruluşu ile ombudsmanlık sözleşmesi imzalayabilirsek o kadar kurumsallaşmış bir ‘Medya Ombudsmanlığı’ vücut bulacak. Dijital, sözel ve basılı medyayı oluşturacağım bir ekiple daha düzenli ve daha yoğun biçimde izleme olanağı bulacağım. Siyasal, hukuksal, finansal zorluklar, kısıtlar, sorunlar ne olursa olsun; gazetecilik herkesten, her kesimden, her şeyden önce gazetecilerin mesleğidir. Mesleğimize ilişkin yanlışları eleştirmekle yetinmeyip, öğrenilmiş/dayatılmış çaresizliklere aldırmayarak iyi/doğru/güvenilir gazetecilik için kurumsallaşma hedefli bir çözüm yoluna, gazeteciler olarak birlikte çıkabiliriz. Bu bağlamda; bütün medya kuruluşları ve gazetecilere çağrımdır; ‘Medya Ombudsmanlığı’nı kurumsallaştırmaya var mısınız? Gelin ülkemize özgü, yeni, bağımsız bir ‘Medya Ombudsmanlığı’ modeli yaratalım.” Türkiye’de yayın yapan mecralara yönelik bu çağrıya şimdilik BirGün ve Yeni Asya gazeteleri, KRT televizyonu, ANKA ajansı, T24, Gazete Duvar, Gerçek Gündem, Turktime, Muhalif ve 9. Köy internet siteleri, İkinci Yüzyıl ve Gazete Pencere dijital gazeteleri olumlu yanıt verdiler. Umarım süreç içerisinde yeni katılımlarla daha da genişler bu liste ve kurumsallaşmaya doğru daha güçlü adımlarla ilerleriz.