Buğra, "Akademisyenler ve öğrenciler üniversiteyi korumaya çalışıyorlar. Çok kolay girilen bir yer değil Boğaziçi. Bunlar hakikaten çok çalışkan, ne yaptığını bilen insanlar. Aileler yıllarca uğraşıyor çocukları hazırlamak için. Ve çok memnunlar orada olmaktan. Çok sahipleniyor. Çok seviyorlar. Çok iftihar ediyorlar okullarıyla. Dışarıdan etkilerle bozulmasını istemiyorlar. Bir koruma içgüdüsü bu." ifadesini kullandı.
Buğra şunları kaydetti:
"-Yetkililer öğrencilerin vandallık yaptığını savunuyor.
Hangi vandallık? Hepsinin talebi ortak: Bu üniversiteyi rahat bırakın.
-İki fakülte açıldı.
Biz haberlerden duyuyoruz. Bizim üniversitede Böyle olmaz bu işler. Kurumlar vardır. Kurumlar üniversite mensuplarıyla iletişim içinde hareket eder. Dışarıdan “Hukuk ve iletişim fakültesi açıldı” diye haber gelmesi çok tuhaf.
-Eşinizin davaları birleştirildi. Ne düşünüyorsunuz?
Duruşmada avukatlar çok güzel anlattı. Tarihi bir savunma… Ama en ufak etki yapmıyor. (Kararı) Çok hızlı okudu heyet başkanı. Herhalde rahat değildi. O kadar hızlı okudu ki, celseye ara veriyor, toplanacağız diye bekliyordum. Çok üzücü bir manzaraydı. Tanıklar dinleniyor, savunmalar yapılıyor ama sonunda yine bu oluyor. Benim girdiğim kaçıncı dava, kaçıncı duruşma… Hep böyle.
-Ümitvar mıydınız?
Hayır, çok gayret ediyorum ümitlenmemeye. Ne ümit, ne ümitsizlik. Öyle gidiyorum işte.
-Ümitsiz misiniz?
Tabii yani. Bu ümitlenecek bir durum değil. Bir gün değişecek herhalde bu. Ne kadar sürdürülebilir, bilmiyorum. Herhalde bir noktada tahliye verecek birisi. Uzuyor, uzatılıyor. Gördüğüm o. Bizim için bir işkenceye döndü. Genç insanlar değiliz. Bir yaştan sonra 3.5 sene, insan hayatından alınan çok büyük bir zaman. Katlanılır olmaktan çıktı."