Tutsaklık var sorularımıza yanıt yok - Selin Nakipoğlu

Merdan Yanardağ,29 Eylül Salı günü hakim karşısına çıkacak. Avukat Selin Nakipoğlu Birgün Gazetesi'ne bir makale yazdı.

Tutsaklık var sorularımıza yanıt yok - Selin Nakipoğlu

Merdan Yanardağ on bir aydır “ Siyasal casusluk” suçlamasıyla Tutuklu . 29 Eylül’de Yeniden hâkim karşısına çıkacak. Böylesine ağır bir suçlamanın en temel soruları hâlâ cevap bekliyor: Hangi devlet adına? Hangi istihbarat örgütü için? Hangi gizli Bilgi temin edildi? Kime aktarıldı? Bu ilişkinin somut delili ne? 162 sayfalık iddianamede bu sorulara dair tek bir cümle yok. E olamaz çünkü varsayıma dayanan, biraz kurgu, biraz gizem ile hazırlanmış bir niyetname var elimizde.

Casusluk yalnızca ağır bir kelime değildir. Ceza hukukunda belirli maddi unsurları bulunan, somut fiillerle ve delillerle ortaya konulması gereken bir suçtur. Suçlamanın ağırlığı delil ihtiyacını azaltmaz bilakis artırır. Bir insanın özgürlüğünden mahrum bırakılabilmesi için varsayım değil, hukuken denetlenebilir olgular gerekir. Müvekkilimiz Merdan Yanardağ ’ın ve avukatları Avukat Bilgütay Hakkı Durna’nın ve benim başından beri sorduğu soru bu nedenle hâlâ masada: Ortada bir “casusluk” suçu varsa casusluk kimin için yapılmıştır?

Burada yalnızca casusluk suçlamasını değil, tutuklama kurumunun nasıl kullanıldığını da konuşmak gerekiyor. Yine yeniden yazalım: Tutuklama bir ceza değildir. Yargılama sürerken başvurulan istisnaî bir koruma tedbiridir. Masumiyet karinesinin doğal sonucu da budur. Hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan bir insan yargılama Sonuç lanmadan fiilen cezalandırılamaz. Yanardağ on bir aydır cezaevinde. Dosyada yargılama sürüyor. Suç isnadı kesinleşmiş değil. Buna rağmen özgürlükten yoksun bırakılmanın süresi uzadıkça şu soru daha da yakıcı hâle geliyor: Tutuklama gerçekten yargılamanın güvenliği için mi sürdürülüyor, yoksa yargılamanın sonucundan bağımsız biçimde başlı başına bir cezaya mı dönüşüyor?

Diğer soru: Bir hukuk devletinde bu soru rahatsız edici bulunur mu? Hayır, tam tersine sorulmak zorundadır. Çünkü özgürlük, yargılamanın sonunda iade edilebilecek sıradan bir değer değildir. Haksız yere geçirilen bir günün, bir ayın, bir yılın telafisi yoktur.

Tele1 SUSTURULDU

Bu davanın yalnızca Merdan Yanardağ’ın özgürlüğüyle sınırlı olmayan bir başka boyutu daha var: TELE1 TV Kanalı. Yanardağ’ın Gözaltına Alındı ğı gün TELE1’e kayyım atandı. Daha sonra kanal satışa çıkarıldı. Satış ihalesi şimdilik durduruldu. Fakat ortada değişmeyen bir gerçek var. Hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan bir gazetecinin Genel yayın yönetmeni olduğu Tele 1, henüz dava sonuçlanmadan kanala çökülmesiyle karşı karşıya kaldı.

Yani bir ceza davasının etkisi sanık sandalyesindeki kişiyle sınırlı kalmadı. Bir yayın kuruluşuna, çalışanlarına ve izleyicilerin haber alma hakkına kadar uzandı. Bu yüzden mesele yalnızca bir kişinin tutukluluğu değildir. Basın özgürlüğünün, mülkiyet hakkının, masumiyet karinesinin ve yargılamanın sınırlarının aynı dosyada nasıl iç içe geçtiğini gösteren ciddi bir hukuk meselesidir. Geçtiğimiz aylarda türkiye Gazeteciler cemiyeti yöneticileri Yanardağ’ı cezaevinde Ziyaret etti. “Morali yerinde” Denildi . Evet morali hep yerinde, Yanardağ dimdik ayakta. Elbette dayanışma kıymetlidir, tabii bir tutsağın cezaevinde yalnız bırakılmaması da öyle.

Ama biliyoruz, mesele o tutsağın moralinin iyi olup olmaması değildir. Asıl mesele neden hâlâ cezaevinde olduğudur.

Merdan Yanardağ bir gazetecidir. Hem de ülkemizin çok önemli gazetecilerindendir. Ve siyasi gelişmeleri yorumlamak, seçimleri analiz etmek, siyasetçiler hakkında yayın yapmak, iktidarı ya da muhalefeti eleştirmek gazeteciliğin alanındadır. Bir Gazetecilik faaliyetinin suç olduğunun ileri sürülebilmesi için yapılan yayının ötesine geçen somut bir fiilin ve bu fiille isnat edilen suç arasında açık bir bağın ortaya konulması gerekir. Aksi hâlde tehlikeli bir eşik aşılır. Gazetecinin kurduğu temaslar, yaptığı yorumlar, konuk ettiği kişiler ya da politik analizleri ceza soruşturmasının hammaddesine dönüşür. Böyle bir zeminde sorun yalnızca bir gazetecinin başına gelenler olmaktan çıkar, bütün gazetecilere yönelen bir belirsizlik alanı yaratır.

Biz 29 Eylül’de Silivri’deki 4 numaralı duruşma salonunda yine aynı soruları soracağız. Casusluk kimin adına yapıldı? Hangi bilgi temin edildi? Hangi bilgi aktarıldı? Bunların Yanardağ ile somut bağlantısı nedir?

E tabii tecahül-i ârif sanatından ilerleyeceğiz çünkü bu soruların cevabı yok, çok iyi biliyoruz. O zaman geriye tek bir soru kalıyor: Merdan Yanardağ neden hâlâ tutuklu?

Yazımı bitirirken aynı soruyu bugün başka bir Gazeteci için de sormak gerekiyor: Tuğba tekerek .

Tekerek, “Ailem Güvende” operasyonu kapsamında 2024’te Gürcistan seçimlerini izlerken KAOS GL için hazırladığı telifli haberin Soruşturma konusu yapılmasının ardından tutuklandı. Gazetecilik bir kez daha tutuklamanın gerekçesine dönüştürüldü. İfadelerinde gazetecilik faaliyeti kapsamında haber hazırladığını yani işini yaptığını anlatan gazeteci Tuğba Tekerek’in sesini duydunuz mu?

Üç gün önce Tuğba Tekerek’in doğum günüydü. Yeni yaşına Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde sevdiklerinden uzakta girdi. Doğum günün kutlu olsun Tuğba. Umarım tutukluluğun daha da uzamadan özgürlüğüne kavuşursun. Sana özgür günlerde sarılmak için sabırsızlanıyoruz.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ