Bir tanrıçanın dönüşü: Celine Dion - Zeynel Lüle

O sahnede o şarkıyı söylerken, aslında hepimiz kendi kırılmışlıklarımızın, kendi görünmez hastalıklarımızın ve kayıplarımızın iyileşebilme ihtimalini alkışlıyorduk. celine dion , sesini kaybetme riskiyle yüzleştiğinde bize şunu hatırlattı: Gerçek efsaneler, sadece seslerinin pürüzsüzlüğüyle değil, o ses kısıldığında bile zihnimizde bıraktıkları yankıyla ölümsüzleşirler.

Bir tanrıçanın dönüşü: Celine Dion - Zeynel Lüle

İnsanlık tarihi, neşeden ziyade acıda kenetlenmeye meyillidir. Çünkü neşeyi tek başımıza yaşarız ama acı hepimizin ortak dilidir. Celine Dion’un Las Vegas’ın o ışıklı, devasa sahnelerinden çekilip Stiff-Person Sendromu (Kasılan İnsan Sendromu) adındaki o talihsiz, soğuk teşhisle kendi iç kabuğuna çekilmesi, sadece bir pop ikonunun inzivası değildi. Adındaki o soğuk teşhisle kendi sessizliğine gömülmesi, bana hep bir pop ikonunun inzivasından çok daha fazlası gibi geldi. Sesini bir enstrüman gibi kullanan, bedeniyle ruhu arasında mükemmel bir köprü kuran bir şarkıcının, ne yazık ki kendi bedeni tarafından hapsedilmesiydi.

Bir tanrıçanın dönüşü: Celine Dion

Bu yüzden onun Eyfel Kulesi’nin göğsünde Edith Piaf’ın “Hymne à l'amour”unu söylerken sahneye döndüğü o anı izlerken, sıradan bir konser değil, kelimenin tam anlamıyla mitolojik bir "küllerinden doğuş" törenine tanıklık ettiğimizi hissettim. Dün  Sosyal   Medya  adeta sadece onun sahnesine kilitlenmiş, neredeyse tüm performansını gözler önüne sermişti.  

Tarihin derinliklerinden gelen yankı

Tarih, bu tür büyük inzivaların ve ardından gelen görkemli geri dönüşlerin şahididir aslında. Maria Callas’ın sesini kaybetme korkusuyla sahnelerden Kaç ışı, Bob Dylan’ın 1966’daki o gizemli motosiklet kazası sonrası müziğin köklerine çekilmesi ya da Tina Turner’ın yaşadığı ağır travmalardan sonra 40'lı yaşlarında bir rock efsanesi olarak ayağa kalkması... Bu isimlerin hiçbiri sadece fiziksel bir geri dönüş yapmadılar. İnsan ruhunun kırılganlığı ile direnci arasındaki o ince çizgiyi sahnede somutlaştırdılar.

Dion’un dönüşü de işte bu efsanevi silsileye yazıldı.

Mükemmel bir ses

Sanatsal açıdan baktığımda, Dion’un son performansında beni etkileyen şey teknik kusursuzluk değildi. O eski, pürüzsüz tizler belki yerini daha kontrollü ama katbekat daha derin, yaşanmışlık dolu bir tınıya bırakmıştı. Bu, kurgusal bir stüdyo kaydı değil, hayatla yapılan sert bir pazarlığın sesiydi. Kültürel olarak ise  celine dion , modern çağın "trajedi karşısında dik duran insan" tipine dönüştü. Sosyal medyanın yüzeysel ve sahte mükemmeliyetçiliğine tezat olarak, hastalığını, çaresizliğini ve gözyaşlarını saklamayan samimi bir diva izledik  paris  performansında…

Sahnenin bitmeyen büyülü gücü

Turizm şirketleri, aylar öncesinde Paris’ otellerini kapatmış ve şehre milyar dolarlık bir ekonomik katkı vermişti. Müzik endüstrisi de bu ayağa kalkıştan nasibini aldı.

İşin ekonomik boyutu bir yana, bu dönüş bize müzik endüstrisinin hâlâ insan hikâyelerine ne kadar muhtaç olduğunu da kanıtladı.  Dijital  yayın platformlarının müziği tüketim nesnesine dönüştürdüğü bir çağda, Dion’un o tek bir canlı performansı, küresel çapta milyarlarca dolarlık bir  Reklam  kampanyasından çok daha büyük bir ruhsal değer yarattı.

Kendi kırılganlığımızla yüzleşmemiz

Peki, bu tür geri dönüşler bizde, yani izleyicide nasıl bir duygu bırakıyor?

Yunan trajedilerinden beri insanlık, sahnede kendi acısını çeken ve o acıyı aşan figürlerde katharsis yani ruhsal bir arınma arar. Bir sanatçının düşüşünü, acısını izlemek ve sonra onun  Yeniden  ayağa kalkışına tanıklık etmek, bana ve eminim ekran başındaki milyonlara kendi hayatımızdaki yenilgilerle yüzleşme cesareti veriyor.

Dion sahnede o şarkıyı söylerken, aslında hepimiz kendi kırılmışlıklarımızın, kendi görünmez hastalıklarımızın ve kayıplarımızın iyileşebilme ihtimalini alkışlıyorduk.

Celine Dion, sesini kaybetme riskiyle yüzleştiğinde bize şunu hatırlattı: Gerçek efsaneler, sadece seslerinin pürüzsüzlüğüyle değil, o ses kısıldığında bile zihnimizde bıraktıkları yankıyla ölümsüzleşirler.

Eyfel’in tepesinde rüzgâra karşı söylenen o şarkı ve o ses, müziğin kendi tanrıçasını bir kez daha yarattı.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ