Davetli gezinin mutlu sonucu

Geçen hafta aniden medyada Hatay Valisi Mustafa Masatlı ve eşine övgüler başladı; Hatay’da depremin izlerinin silinmesi konusunda ne kadar başarılı olduğu...

Davetli gezinin mutlu sonucu

Davetli gezinin mutlu sonucu

Geçen hafta aniden medyada Hatay Valisi Mustafa Masatlı ve eşine övgüler başladı; Hatay’da depremin izlerinin silinmesi konusunda ne kadar başarılı olduğu haberleri birbirini izledi.

“Hatay Valisi ve eşinin yüreğimizdeki ışığı” (Fatih Çekirge / Hürriyet), “Hatay yıkımdan Yeniden doğuyor” (Mustafa Kartoğlu / Akşam), “Hatay’ın ekonomik haritası yeniden çiziliyor” (Necla Dalan / Patronlar Dünyası), “Hatay küllerinden doğuyor” (Deniz Zeyrek / Nefes)

“Yıkılan kamu binaları şehir dışına gitti, yerleri rezerv oldu” (Vahap Munyar / Nasıl bir ekonomi ), “Hatay’da dönüşümün yüzde 90’ı tamamlandı” (Barış Ergin / Sabah).

Haberlerin başlıkları içeriğini yeterince anlatıyor. Anlaşılan, Vali Mustafa Masatlı ile konuşmak, Hatay’daki sorunların büyük ölçüde çözüldüğünü anlamalarına yetmiş. Sadece Deniz Zeyrek, vatandaşlarla konuşmasını, onların sorunlarını yazısına eklemiş.

Vali haberlerinin ardından aynı gazetecilerin bu kez İskenderun’dan yazdığı, Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı’nın merkezinde olduğu haberler serisi yayımlandı.

“Anne derken boğazı düğümlenen adam”, “ togg kâr aşamasına geçti” (Mustafa Kartoğlu /Akşam), “Bir avuç dükkândan dünya çelik devine” ve “Fuat Tosyalı: TOGG kâr yolunda” (Fatih Çekirge/ Hürriyet), “Sanayisizleşme riskinin ilacı” (Deniz Zeyrek / Nefes), “Çelikte 12.1 milyon tonla avrupa ikincisi oldu” (Vahap Munyar / Nasıl bir Ekonomi), “Tosyalı’dan hurda uyarısı” ve “Fuat Tosyalı’dan ortaklık yapısı açıklaması” (Jülide Yiğittürk / Dünya), “Hisse değişimi TOGG’un misyonunu değiştirmez” (Necla Dalan / Patronlar Dünyası).

Bu haberlerdeki toplu fotoğraflar ipucunu veriyordu ama asıl bilgi Vahap Munyar ve Fatih Çekirge’nin satır aralarındaydı. Meğer, yedi gazeteci, “Tosyalı Holding’in ev sahipliğinde Hatay ve İskenderun’a gitmiş, orada dolaşmış, holdingin organize ettiği bazı etkinliklere katılmışlar.

Madem bu gazeteci arkadaşlar, Deprem sonrası Hatay’da yapılanları ve İskenderun’daki çelik tesislerini merak ediyorlardı, kendi başlarına gidebilirlerdi. Masraflarını holdingin karşılamasına ve davet etmesine gerek yoktu. Fuat Tosyalı ile konuşmak için de oraya gitmeleri gerekmezdi.

Holdingin davetine uyup kentte ağırlanınca maalesef holdingin amacına uygun davranmışlar. Gazetecilik adına kötü ama holdingin tanıtımı açısından başarılı sonuç vermiş bu davet…

Ölen oyuncu ve “Kriminal habercilik” çuvallaması

Davetli gezinin mutlu sonucu

“Ölü bulunan ünlü oyuncu Serhat Kılıç’ın evinden çıkanlar” başlıklı ilk paylaşım, profilinde “Intelligence Police Correspondent” yazan Doğan Can Cesur’dan geldi. Bu başlığın altına polisin, Serhat Kılıç’ın evinden çektiği fotoğrafları koymuştu.

Doğan Can Cesur’un bu paylaşımını kısa süre sonra yine bir “polis muhabiri” olan Emrullah Erdinç ve A Haber’in paylaşımı izledi. Onlar da hemen aynı ifadelerle “Serhat Kılıç’ın evinde alkol şişeleri ve sigara sarımında kullanılan kağıtlar bulundu” yazıyordu.

Bir evde “alkol şişesi ve sigara kağıdı” bulunmasının haber değeri olamaz. Ancak ölen bir oyuncunun evinde bunların bulunduğunu yazmanın anlamı elbette çok farklı. Polisin evdeki pet su şişeleri, sigara kağıtları vb tüm malzemeleri, Serhat Kılıç’ın kimlik kartını da koyarak, getirip çektiği anlaşılan fotoğrafın yayımlanması, uyuşturucudan öldüğü algısı yarattı.

Ölüm nedeni kesinleşmeden imalarla dolu böyle paylaşımlar ve haberler yayımlanması tam bir itibar suikastıydı. Her iki gazeteci, bu paylaşımlarıyla Sosyal Medya trollerine linç malzemesi ürettiler; artık hayatta olmayan Serhat Kılıç’ın anısına saygısızlık yapılmasının yolunu açtılar.

Oysa gazetecilikte hiç kimsenin yaşam biçimine yönelik küçültücü ifadeler kullanılmaz; hele ölmüş biri söz konusu olduğunda daha da özenli davranılır. Zira hayatta olmayan bir insan, o ifadelere, suçlamalara yanıt veremeyecek durumdadır.

Maalesef tepkiler, o gazetecileri durduramadı. Hatta Emrullah Erdinç, “Bu haberleri eleştirenlerin kriminal gazeteciliği bilmediği”ni söyleyerek savundu yazdıklarını. Halbuki Serhat Kılıç’ın ölümünde cinayet şüphesi yoktu, dolayısıyla kriminal bir haberden söz edilemez. Kaldı ki, ölüm kriminal nitelik Taşı sa da böyle haber yazılmaz. Tahminler bilgi, duyumlar da doğrulanmış veriler gibi aktarılmaz. Olay yeri fotoğrafları algı yaratacak bir bağlamda sunulmaz.

Ne yazık ki, kimi medya kuruluşları da sonraki günlerde oyuncunun ölümüne ilişkin yaratılan algıyı kanıtlama çabası içine girdi. Takvim ve Sözcü, evde Uyuşturucu bulunduğunu ve sevgilisi Özdem Esmergül’ün ifadesinde “Serhat’ın uyuşturucu kullandığını biliyorum” dediğini yazdı.

türkiye gazetesi daha da ileri giderek, “Ölümcül yalnızlık” haberinin ilk sayfadaki spotunda “Kanser olan sanatçının uyuşturucudan öldüğü tahmin ediliyor” yazdı! Ama haberdeki “ölüm nedeninin henüz kesinleşmediği” ifadesi, o spotu yalanlıyordu.

Tahminlere ve önyargılara dayalı, paylaşım ve haberler yazan gazeteciler, ölen bir insanın özel yaşamını teşhir edip, onu aşağılamaya çalışarak sosyal medyada çok etkileşim almış olabilirler ama gazeteciliğin güvenilirliğine ve inanılırlığına zarar verdiler.

Sorun Balbay’ın sözleri değil kimliği

Davetli gezinin mutlu sonucu

“Mustafa Balbay, CHP’nin kapatılmasını istedi”, “CHP kapatılsın dedi”, “CHP kapatılmalı dedi” haberlerinin çoğunda Cumhuriyet yazarı Mustafa Balbay’ın konuşmasının tamamı yoktu.

Mustafa Balbay’ın da “CHP kapatılsın demedim” açıklamalarını görünce TV100’deki programın kaydını bulup izledim. Mustafa Balbay, Üsküdar Belediyesi’ndeki başkanvekili seçiminde CHP ve Yeni Parti’nin ortak hareket etme Kararı nı değerlendirirken, şunları söylüyor:

“İşin özüne bence herkes gelmeye başladı. Burada ana sorun yargının siyasetin biçimlenmesinde kullanılmasıdır. Bunu siyasi tarihimizde çok kez gördük, AKP de böyle bir sürecin ürünü. Ama şu da bir gerçeklik. En kötü karar bile kararsızlıktan ya da karar verememe, her şeyin ortada kalmasından iyidir.

Hiç dilemiyorum tabii ki ama konuyu çok net anlatmak için söylüyorum. CHP kapatılsa herkes oturacaktı ve yeni bir yol tutacaktı. Akıl birliği oluşacaktı. Ne yapalım önce farklı düşünceler çıkabilir ama ne olursa olsun herkesin yeni bir oluşumla yola çıkması söz konusu olacaktı.”

Bütünlüklü olarak izleyince Balbay’ın, “CHP kapatılsın” demediği, gelinen durumun kötülüğünü vurgulamaya çalıştığı, “CHP kapatılsaydı mutlak butlan ile gelinenden daha iyi olurdu” demeye getirdiği anlaşılıyor. “CHP’nin kapatılmasını istedi” Diye yazanlar çarpıtmış.

Ancak bu sözlerin çarpıtılarak yayılmasında ve tartışmanın büyümesinde en büyük etken, Balbay’ın gazeteciliğinin yanı sıra politik kimlik taşıması. Balbay, CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla Genel Başkanlığa geri dönmesi sonrasında “Hayatımda üç cumhuriyet var: Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet gazetesi, CHP! CHP’nin ideallerini geleceğe taşıyacağız!” diyerek 269 eski milletvekiliyle birlikte CHP’den istifa ettiğini açıklamıştı. Bu açıklama politik bir tutum olduğu kadar politik kimliğini sürdürdüğünün de ilanıydı.

Hal böyle olunca yazdıkları ve söylediklerinin politik değerlendirmeler olarak algılanması Kaç ınılmaz. Mustafa Balbay’ın, bu tip tartışmaların hedefi olmaması için gazetecilik ve politikacılık arasına kalın bir çizgi çekmesinde yarar var.

Cezaevindeyken boşanmanın haber değeri

Anayasa Mahkemesi’nin, iki kez “adil yargılanmadığı”na karar verdiği Tayfun Kahraman ile eşi Meriç Demir’in boşanma kararı aldıklarını, ilk olarak gazeteci Seyhan Avşar yazdı sosyal medyada. Bu bilgi, hızla yayıldı sosyal medyada ve haber sitelerinde…

Fakat Seyhan Avşar’a tepki gösterenler de az değildi. Bu bilginin yayılmasının “ailenin mahremiyetinin ihlali olduğu”nu savunanlar oldu. Meriç Demir’in avukatları da “Basın yasağı ve gizli celse talepli bir dava ikame etmiş olsak da maalesef mahremiyeti korumamız mümkün olmamıştır” açıklaması yaptılar; “Herkesten sürece saygılı yaklaşmasını” rica ettiler.

Seyhan Avşar da eleştirilere, “Bugün haksız hukuksuz bir şekilde cezaevinde bulunan tanınmış bir isim boşanma kararı verdiğinde haber değeri taşımıyor mu? Yaşatılanların nelere mal olduğunu göstermiyor mu?” yanıtı verdi.

Seyhan Avşar’a katılıyorum. Tayfun Kahraman, alelade birisi ya da bilinmedik bir Tutuklu değil. Gezi eylemleri gerekçesiyle dört yılı aşkın süredir hapiste tutulması ve orada gördüğü kötücül davranışlar sürekli medyanın gündeminde olan, siyasi bir kişilik. Hatta bu sürede kızı Vera’dan uzak kalması, onun cezaevi önündeki fotoğrafları ve eşinin çabaları daima haber oldu. Aile olarak yaşadıklarını protestolarının parçası olarak kamuoyuna aktardılar sürekli olarak.

O nedenle cezaevi sürecinin bu aileyi dağılma noktasına getirmesi de haber değeri taşıyor. Medya kuruluşları da Seyhan Avşar’ın yazdığını alıntılayarak haber değerini teyit etti. Birkaç gün sonra da Tayfun Kahraman ve Meriç Demir, ayrı ayrı yaptıkları paylaşımlarıyla evliliklerini “ortak karar alarak” sonlandırdıklarını duyurdular.

Fakat Seyhan Avşar’ın, haber değeri olduğunu düşündüğü bu gelişmeyi haber yapmak yerine sosyal medyada paylaşması çelişkili. Haber olarak yazsa ve “Bugün çok üzücü bir haberle karşılaştım” gibi algıyı yönlendiren bir ifade kullanmasa daha doğru olurdu.

Dava bittiğine ve resmen ayrıldıklarına göre, artık boşanmaya ilişkin ayrıntılardan uzak durmak gerek. Boşanmaları haber ama gerisi onların özel yaşamı. Herkes geri durmalı…

Davetli gezinin mutlu sonucu

Tek cümleyle:

· “Açılım süreci tam gaz sürüyor: Kürtçe tabela, Zazaca ders” haberinde Kürtçe levhaların yeni takı ldığını yazan Sözcü gazetesi, bu levhaları takılmasını 2016 yılında “Diyarbakır’da belediyeden Kürtçe yön levhası” diye haber yapmıştı; 10 yıldır asılıydı Kürtçe tabelalar.

· Gazeteci Selahattin Günday, MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde ölümüne ilişkin soruşturmada, 15 Yıl önceki gazetecilik faaliyeti suç kabul edilerek ve o sırada yürürlükte olmayan yasal düzenleme uygulanarak tutuklandı.

· TV100, siyasi gelişmelerin değerlendirildiği programa katılan Ali Haydar Fırat’ın “CHP İletişim Koordinatörü” olduğunu gizleyerek, “İletişim Bilimci” olarak sundu.

· Bir e-satış platformunun tam sayfa reklamını aynı gün BirGün, Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Nefes, Posta ve Sözcü, “ilan” uyarısıyla yayımlarken, Akşam ve Yeni Şafak, habermiş gibi uyarısız yayımladı; Sabah da özel habermiş gibi muhabir imzası koydu.

· Karar, Ahmet Davutoğlu’nun ifadeye çağrılması haberine “Bu, cumhuriyet tarihinde bir ilk” başlığı attı ama eski başbakanlardan Bülent Ecevit 12 Eylül döneminde yabancı medyaya verdiği demeçler, Necmettin Erbakan da Bingöl’deki konuşması nedeniyle yargılanmıştı.

· Sözcü, “Telefondaki ağlayan ses: Üsküdar’ın kaderi böyle değişmiş” haberinde Özgür Çelik’i, Yeni parti yerine “CHP İstanbul İl başkanı ” olarak yazdı; günlerdir düzeltilmedi.

· Yeni Akit, A Milli Kadın voleybol Takımı’nın Avrupa Şampiyonluğu’nu ikinci kez kazanmasını ve Cumhurbaşkanı erdoğan ile görüşmelerini bile haber yapmadı.

· CHP, “Yolumuz belli” başlıklı 103. kuruluş yıldönümü ilanını, gazetelerden sadece Nefes’e, dijitalde de Google kanalıyla aralarında Ensonhaber, Halktv, Toplumsal Haber, Sözcü, Gazete Pano, İz Gazete ve Turktime’ın da olduğu 50 kadar siteye verdi.

· Akşam gazetesi yazarı Murat Çiçek, “Hile olmayınca kazanamıyorlar” yazısında, Üsküdar Belediyesi’ndeki oylama öncesinde AKP’nin CHP’li dört meclis üyesini transfer etmesini ve CHP’li iki üyenin tutuklanmasını yok saydı.

· Habertürk TV, adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “İstanbul adliyesindeki yargı muhabirleri” ile görüşmesini, bakanlık, gazetecilikten üstte bir makammış gibi “kabul etti” diye haber yaptı.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYETVE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: medyaombudsman@gmail.com 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ