Reklam
Peker, Bildirici’nin iddialarına karşı, bir taraftan Bildirici’yi itibarsızlaştırmaya çalışıp, bizlere gazetecilik dersi verip, diğer taraftan Acarer’i savunurken, “Erk Acarer’e yapacağım açıklamaları 5 gün öncesinden ilettim. Kullandığım belgelerin, resimlerin ve bilgilerin doğruluğunu bu sürede teyit etti. İkinci söylemek istediğim, benim paylaşımlarımı doğrulayan, Erkam Yıldırım'ın daha önce Singapur’da kumar oynarken yayınlanan resimde yanındaki kişinin İzmir Aliağa Limanı’ndaki gemi söküm bölümünü kontrol eden bir kişi olduğunu ortaya çıkaran da habere ekleyen de Erk Acarer’dir" diyor. Acarer’in gazetecilik yöntemlerini açıklamak Peker’e mi kalmalı? Acarer buna neden teşekkür etmiş anlamadım. Kaynak, gazetecinin doğrulama yöntemlerine kefil olur mu?
Tüm bu tartışmalarda gazetecilik adına esas rahatsız edici özü, Acarer’in teşekkürüyle açıklamaya çalışıp bitireyim:
"Bu bilgiler için Sedat Peker'e çok teşekkür ederim. Bunlara vurgu bile ‘iktidar ile anlaştı’ tartışmasına noktadır. Şunu da tekrar belirtmek isterim; eleştirilerin ve meslek büyüklerimin başımın üstünde yeri var. Elimizi birlikte taşın altına sokup, kardeş bir Türkiye kuracağız!".
Acarer’in Peker’e aracılık etmesinde herhangi bir çıkarı olduğunu düşünmüyorum ancak gazetecinin görevi “Kardeş bir Türkiye kurmak” olmamalı. Türkiye’de gazeteciliğin çok eski bir hastalığı bu: Gazetecilikle ülkeyi kurtarma ideali. Gazeteci, gazeteciliği, mesleğin gerektirdiği şekilde yapsın, kardeş bir ülke kurtarma işi de siyasete ve onun örgütlediği, doğru bilgilerle beslenen topluma kalsın.
Peker’in üzerimize boca ettiği bunca yolsuzluktan bir şey çıkmıyorsa, bunda cesur savcıların, bağımsız yargının, etkili siyasetin eksikliği kadar gazeteciliğe duyulan güven kaybının da payı var. Sözümüz gazetecilere, yoksa Sedat Peker’in yarın kime kefil olacağını kim bilebilir?
Doç. Dr. Ceren Sözeri (Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi)
Not: Bu yazı Evrensel Gazetesinde yayımlanmıştır.