Kamera: MEHMET ÇALPAR
( İstanbul ) - İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, İBB Davası’nın Silivri’de gece yarısına kadar sürmesine “Duruşmalar eğer gecenin 9’una, 10’una, 11’ine, 12’sine kadar uzuyorsa bu gerçekten bir işkencedir” sözleriyle Tepki gösterdi.
Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına Silivri’de Yeni inşa edilen duruşma salonunda devam ediliyor. Tutuklu kişilerin tahliye taleplerinin alındığı 72’nci günde İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, ANKA Haber Ajansı’na açıklama yaptı.
Mart ayı sonunda yapılan tutukluluğa itiraz duruşmalarından sonra ilk kez bu yönde bir duruşma yapıldığına dikkat çeken Kaboğlu, şunları söyledi:
“Her seferinde dosya üzerinden inceleme yapılmıştı. Oysa anayasamıza göre duruşmalı yapılmalı, tutuklu sanık konuşmalı, avukat konuşmalı ve karar mutlaka gerekçeli olarak verilmelidir. Bu dört koşulun gerçekleşmesi açısından bugün Burada üç koşulun gerçekleşmekte olduğunu görmekteyiz. Duruşma yapılıyor. Sanıklar dinleniyor, avukatlar dinleniyor. Bu güzel bir şey ama 4’üncü koşul şu, onu perşembe günü göreceğiz. Gerekçeli olarak vermesi gerekiyor. Neden tutukluluğa devam edeceği eğer tutukluluk yönünde karar verirse o zaman onu gerekçelendirmek zorunda. Bir hukuk devletinde gerekçesiz karar olamaz. Hele hele yargı kararı ise hiçbir şekilde olamaz. Zaten yapılan avukatların savunmalarında gerekçeye ilişkin çelişkiler Ortaya konuluyor, sergileniyor. Aynı mahkemenin kararları arasında ve aynı mahkemenin gerekçeleri arasında. Bu bakımdan bu nokta önemlidir. Bunu perşembe günü göreceğiz. Burada bir başka konu şudur. Aslında mahkeme bugüne kadar 53 tutuklu açısından adli kontrol seçeneğini kullanmadı. Oysa burada bütün tutuklular, tutuksuz yargılanabilirdi. Adli kontrol seçeneğiyle bunu kullanmadı. Kullanmaması da görevin kötüye kullanılması demektir. Umuyorum ki bu kez bu hata giderilecek.
“SALON ÖLÇÜSÜZ”
Salona baktığımız zaman bizim görebildiğimiz kadarıyla öncelikle hukuk devleti, ölçülü devlettir. Bütün işlemlerinde ölçülüdür. Burada daha baştan salon ölçüsüzdür. Şu kural adil yargılanma hakkı açısından sürekli vurgulanır, yargılamada yüz yüze ilişki. Bırakın burada yüz yüzeliği, sanıklarla avukatlar arasında, avukatlarla yargıçlar arasında söylenen sözlerin anlaşılmasını, duyulmasını, jest ve mimiklerin anlatılmasını, yüzünü bile fark etmiyorsunuz. Salona girdiğiniz zaman yargıç var mı, yok mu; onu bile görmeniz zor. O nedenle bu salon hep vurguladığımız üzere adil yargılanma hakkının gereklerine yanıt verecek bir salon değil ama bir de görmediğimiz yüzü var. O da alt kat.
“HAYSİYET HAPİSHANE KAPISINDA DURMAZ”
Duyduğumuz kadarıyla bu kadar çok sanığın doldurulduğu, sıkıştırıldığı, adeta tıkış tıkış konulduğu bekleme salonu ve yine duyumumuza göre tek bir tuvalet var, unisex. Bu açıdan baktığımız zaman tutuklu, hakları devam eden bir kişidir. Haysiyet hapishane kapısında durmaz, askıya alınmaz. Onlar da insandır, haysiyetli kişilerdir. Hiçbir zaman öyle bir muameleye müstahak değildir. Yani tutuklu olan kişiler, mahpus olan kişiler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye tabi tutulamazlar ama buradaki durum insan hasiyetiyle bağdaşmamaktadır. İşkence ve kötü muameleye varmakta. Hele hele duruşmalar eğer gecenin 9’una, 10’una, 11’ine, 12’sine kadar uzuyorsa bu gerçekten bir işkencedir. Çünkü insanların yalnızca tuvalet gereksinimleri değil; biyolojik gereksinimler, aynı zamanda yiyecek, içecek gereksinimleri vardır. Bu bakımdan diliyorum ki bu haftaya olumlu bir adım attı mahkeme. Hem tutukluluğa itiraz duruşmalarını adil yargılanmak gerekleri çerçevesinde sonuca ulaştıracak hem de artık duruşmaları makul bir saatte, yani saat 17, 18 gibi makul saatte sonlandıracak. Gerek avukatların gerek izleyicilerin ama daha çok da tutukluların insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamelelere maruz kalmasının önüne geçecek.”