Medyalarda şenlik var: Türk-Yunan krizi başlıyor!!! - Stelyo Berberakis yazdı

Türkiye ile Yunanistan arasındaki karşılıklı olarak yapılan açıklamalar düzeyindeki bu sürtüşmeler, medyada şenlik havası yaratıyor gibi. Kanallar özel programlara yer veriyor.

Medyalarda şenlik var: Türk-Yunan krizi başlıyor!!! - Stelyo Berberakis yazdı

Türk-Yunan ilişkileri son zamanlarda, her iki tarafta yapılan karşılıklı açıklamalarla yeni bir evreye daha giriyor.

2020’de Doğu Akdeniz’de yaşanan ciddi bir krizden sonra 2023’te Türkiye’deki korkunç depremler ve Yunanistan’daki tren kazasında karşılıklı olarak gösterilen yardım ve dayanışma gösterileri iki ülke arasında ısınan suları serinletmiş, ilişkiler ılımlı bir sürece girmişti.

Ta ki, Yunanistan’ın Ege’de ilan ettiği deniz parklarından sonra Türkiye’nin de bunun karşılığında ilan ettiği deniz parklarına karşılıklı olarak yapılan itirazlar, bitmek tükenmek bilmeyen Ege ve Doğu Akdeniz anlaşmazlıklarını Yeniden gündeme getirmesine kadar.

İki kıyıdaş ülke bırakın Ege’deki kıta sahanlıkları, hava sahası ve münhasır ekonomik bölgelerini ilgilendiren karmaşık anlaşmazlıklarını iki medeni devlet gibi anlaşarak ve birbirlerine danışarak çözmeyi, her iki ülkenin de “çevreye karşı duydukları hassasiyetlere, deniz kirliliğine karşı mücadele ya da yeşil enerjinin güçlendirilmesi” gibi barışçıl konularda bile bir türlü anlaşamadıklarını, ya da anlaşmak istemediklerini gösteriyor.

Yunanistan’ın aynı zamanda İsrail ile geliştirdiği savunma anlaşmalarıyla (Aşil Kalkanı) ve silahlanmalar için yaptığı 23 milyar Euro düzeyindeki harcamalarıyla etrafının “kuşatıldığını” düşünen Türkiye’nin kuşkularını artırdı.

Türkiye’nin ise Yunan adalarının kıta sahanlıklarını “yok sayan” ve TBMM’de onaylanması beklenen Mavi Vatan yasasını, -açıklandığı kadarıyla- savunma bütçesini yüzde 229 oranında artırmasını ve Yunanistan ile G. Kıbrıs arasında sualtı elektrik kablosu döşenmesine karşı gösterdiği itirazları bu kez Yunanistan’ı kuşkulandırıyor.

Yani iki ülke arasındaki güvensizlik duyguları tavan yapmış durumda.

İki ülke arasındaki bu anlaşmazlıkları her zaman körüklemeyi tercih eden Türk ve Yunan medyasına böylece yeni bir gün daha doğmuş oldu.

Basın ve özellikle TV kanalları hükümetlerin karşılıklı olarak dile getirdikleri bu itiraz ve anlaşmazlıkların üzerine atlaması zaten an meselesiydi.

Basın için böyle bir fırsat Yunanistan Başbakanlarının her yıl Selanik’teki Uluslararası Fuarın açılışlarında düzenlenen basın toplantısında doğmuştu.

Yunan gazeteciler. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in hangi yanıtı vereceğini ve Türkiye’yi rahatsız edeceğini bile bile her bir Yunan hükümetini köşeye sıkıştıran soruyu sordular.

Basma kalıp niteliğindeki bu soru: “Yunanistan Ege’deki kara sularını 12 mile kadar uzatacak mı?” oldu yine.

Miçotakis ise her bir Yunan Başbakanı’nın verdiği yanıtı tekrarlamak zorunda kaldı: “Yunanistan, uluslararası deniz hukukundan kaynaklanan hakları çerçevesinde kara sularını uzatma hakkını saklı tutmaktadır.

Bu soru ve bu cevap 1995 yılından beri devam ediyor.

Yunan basını, Türk-Yunan ilişkileri ne zaman bir sınamadan geçse bu soruyu her bir Yunan Başbakanına soruyor ve her zaman aynı cevabı alıyor.

Ama olanlar oluyor tabii. Şöyle ki, sıra bu sefer Türk basınına sirayet ediyor.

Bu konu ne zaman gündeme gelse, Türk basını ve özellikle TV kanallarına konuk edilen “analistler”: “Yunanistan’ın böyle bir eylemi 1995’de TBMM’de alınan Kararı yla bunun bir casus belli yani savaş nedeni olacağını” anımsatmakla yetinmiyor ancak “böyle bir savaşta Türkiye’nin Yunanistan’ın Ege’deki adalarını alacağı” gibi öngörüler dile getiriliyor.

Yunanistan iki ülke arasında yaşanan bunca krizde bile Ege’deki kara sularını bir mil bile uzatmadı. Zaten istese de uzatamaz.

Türk kanalları

(NotEge’de böyle bir uzlaşma 2003 yılında sağlanmış ancak Yunanistan’daki seçimlerden sonra iktidar değiştiğinde Ege’deki müzakereler sil baştan edilmişti. Müzakereler hala devam ediyor!!)

Çünkü biliyor ki, Yunanistan her ne kadar Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesine (UNCLOS) taraf olsa da türkiye her ne kadar UNCLOS’a taraf olmasa da Kara sularını uzatmak isteyen bir ülke -hele Ege gibi yarı kapalı olan bir denizde- kıyıdaş ülke ile -yani Türkiye ile- anlaşmak zorundadır.

Türk ve Yunan medyasına davet edilen -çoğu asker kökenli-konuşmacılar, ya da kanalların yorumcuları aslında UNCLOS’un bu maddesine atıfta bulunmaları yerine savaş senaryoları geliştirmekten adeta haz duyuyorlar.

Türk basını, özel bir gelişme olmadıkça Türk-Yunan ilişkilerindeki gelişmeleri günlük takip etmiyor.

Oysa Yunan basınında Türk-Yunan ilişkilerinde özel bir durum olsa da olmasa da Türkiye ile ilgili haberler “olmazsa olmazların” başında geliyor.

Cumhurbaşkanı R.T. erdoğan ’ın yaptığı açıklamalar dakikalar içinde Yunan kamuoyuna duyuruluyor. Erdoğan’ın “egemenlik haklarımızı korumaya hazırız” yolundaki açıklamaları ise çoğu zaman “tahrik edici açıklamalar” olarak servis ediliyor.

Öte yandan örneğin Miçotakis’in “Aşil Kalkanı gibi hava savunma sistemi, saldırı değil; adı üzerinde savunma sistemidir” şeklindeki ifadeleri de bu kez Türk basınında “saldırı amaçlı” olduğu gibi imalarda bulunuluyor. Miçotakis’i ima ederek “Miço kendine gelyoksa yüzmesini öğretiriz” türünde aşağılayıcı ifadeler dillendiriliyor.

Bu arada Türk basını da Yunan basını da her iki ülke liderinin “hiçbir ülkenin egemenliğinde gözümüz yok, barıştan yanayız, aramızdaki sorunları uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde çözebiliriz” gibi ifadeleri ustaca hasır altı ediliyor.

Ne var ki, Türkiye de Yunanistan da uluslararası hukuk kurallarını kendine göre yorumluyor. 

Bir taraf, attığı herhangi bir adımı (örn. Deniz parkları) “uluslararası hukuk kuralları uygun olduğunu” iddia ederken karşı taraf bu adımları “uluslararası hukuk kurallarına aykırı” olarak görüyor.

Yunanistan, G. Kıbrıs ve Mısır arasındaki su altı elektrik kablosunun döşenmesi için Türkiye, “kendisine bilgi verilmesi gerektiği” şartını koşarken, Yunanistan “kimseden izin almamıza gerek yok” yanıtını veriyor. 

Yani sağırlar diyaloğu gibi bir oyun oynanıyor.

Sonuç olarak Türkiye ile Yunanistan arasındaki karşılıklı olarak yapılan açıklamalar düzeyindeki bu sürtüşmeler, medyada şenlik havası yaratıyor gibi.

Kanallar özel programlara yer veriyor. Emekli askerler, akademisyenler, gazeteciler “kim daha milliyetçi” yarışı yaparken, siyasetçiler “aman beni hain ilan etmesinler” gerekçesiyle “ülkelerinin ne denli güçlü olduğunu” kanıtlamaya çalışıyorlar.

Seçimlerin de payı var

Tüm bu sürtüşmeler, hükümetlerin kendi seçmenleri nezdinde “özgüven” göstermeleri için bir fırsat olarak görülüyor.

Bu nedenle milliyetçi söylemlerin ve Miçotakis’e yönelik “Türkiye’ye ödün verdiği” ya da “pahalılığın önüne geçemediği” gibi eleştirilerin artması söz konusu.

Yunanistan, şimdilerden 2027’nin bahar aylarında yapılacağı açıklanan Genel seçimlerin yörüngesine girmiş durumda.

Nabız yoklamalarına göre Miçotakis’in muhafazakâr Yeni Demokrasi Partisi (YDP) birinciliğini koruyor. Hem de ikinci gelen parti ile arasında yarı yarıya farkı var.

Buna rağmen hiçbir parti - Seçim sistemine göre-yüzde 35 gibi bir oy alamazsa tek başına hükümet kuramayacak.

Nabız yoklamaları YDP’nin yüzde 28-29’larda seyrettiğini gösteriyor. Bu durumda diğer muhalefet partileriyle koalisyon hükümeti kurma hakkı var ancak hiçbir muhalefet partisi -şimdilik- YDP ile iş birliği yapmak istemiyor.

YDP’nin yüzde 40’lardan yüzde 29’lara gerilemesinde Yunan halkının hayat pahalılığından YDP hükümetini suçlamasından kaynaklanıyor. YDP hükümeti ise Dış Borçların ödenmesi için uyguladığı yüksek vergiler karşısında zorlanan çalışanların ve emeklilerin maaşlarına yaptığı zamlar yeterli bulunmuyor.

Nabız yoklamalarında ikinci yüzde 15 ile ikinci sırada bulunan SYRİZA eski lideri Aleksis Çipras’ın yeni kurduğu EL.A.S partisi var. Sosyalist PASOK ise yüzde 10 ile 3. Parti konumunda.

Siyasi gözlemciler, 2027’de yapılacak seçimlerde hükümet kurulamayacağına ve seçimlerin tekrarlanacağına inanıyor.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ