Özgürlüğümüz yok velhasıl !

Velhasıl özgürlüğümüz yok Cumhuriyet davası Çağlayan’da görüşülürken ve 27’inci Ağır Ceza Mahkemesi 13 sanıklı davaya bilmem kaçıncı kez bakarken, biz de Babıali TV’de 8 uluslararası basın örgütünü

Özgürlüğümüz yok velhasıl !
Velhasıl özgürlüğümüz yok Cumhuriyet davası Çağlayan’da görüşülürken ve 27’inci Ağır Ceza Mahkemesi 13 sanıklı davaya bilmem kaçıncı kez bakarken, biz de Babıali TV’de 8 uluslararası basın örgütünün Brüksel’de yayımladığı raporunu konuşuyorduk. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Viyana’daki ofisinden Renan Akyavaş ile, Türkiye’nin basın özgürlüğü karnesini ele aldık. Eleştirel gazetecilik Türkiye’de 120’yi aşkın gazetecinin cezaevinde olduğu, bu durumun Türkiye’nin insan hakları siciline derin bir leke anlamına geldiği raporda ön sıralarda yer alıyor. Türkiye’de eleştirel gazetecilik ile “terör propagandası” adeta bütünleşmiş durumda. Herhangi bir paylaşım, gazeteciye terörist suçlamasına neden olabiliyor. TBMM’de ‘Yargı Reformu’ adı altına yapılan değişiklikler de bu ülkeyi yönetenlerin mevcut durumdan hiç rahatsız olmadığını gösteriyor. Yargıya maruz kalmış gazetecilerin yüzde 85’i, ‘terörist’ suçlamasıyla mahkeme önüne çıkıyor ve demir parmaklık arkasına geçiyor. Diğerleri de ikinci mahkûmiyet gerekçesi olan ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasına uğruyor. Hukukun sürekli olarak kontrol altında tutulması, hukuk düzenini ve kamunun bilgiye erişim hakkını kısıtlıyor. Mahkemeler, Türkiye’de de iç hukukun önemli bir parçası olan AİHM kararlarını ve içtihatlarını hemen hemen hiç dikkate almıyor. Hakimler davalara yönelik yorumlarında bu kararları göz ardı ediyor. Yerel mahkemelerin aldığı kararlar, üst mahkemelerden daha etkili oluyor. Yasalarda terör tanımı çok geniş tutuluyor ve bu durum birçok gazeteci, akademisyen, aktivist ve siyasetçinin yargılanmasına ve mahkûm olmasına neden oluyor. Keyfi tutuklamalar ve tahliyeler ortaya çıkıyor. Makul ve uyumsuz gazeteciler Aslında sorun ve tedavisi belli. Ama, yürütme yargıyı bağımsız bırakmıyor, hatta HSK gibi hâkimler kurulunun iplerini elinde tutarak, tarafsız kalması ve özgür iradesiyle karar almasına engel oluyor. Terör tehdidi adeta, devlet tarafından eleştirel sesleri bastırmak için bahane olarak kullanılıyor. Bu durum, suçsuz ‘gazeteci mahkûmlar’ yaratıyor. Gazeteciler sindiriliyor, korkutuluyor ve kendini oto sansür ile kontrol etmeye zorlanıyor. Keyfi kovuşturmalarla adeta bezdiriliyor. Uygulanan basın akreditasyonlarıyla, ‘makul’ ve ‘uyumsuz’ gazeteci statüsü yaratılıyor. Devlet eliyle makullere yaratılan olumlu yaşam imkânları, uyumsuzlardan esirgeniyor, hatta tam tersi onlara yaşam hakkı tanınmıyor. Wikipedia gibi, yüzlerce internet siteleri yasaklanıyor, cezalara uğruyor ve hatta kapatılıyor. Açılan davalardaki gecikmeler, halkın bilgiye erişimindeki engeller ciddi mağduriyetler yaratıyor. Velhasıl Türkiye’nin basını özgürlükten yoksun yaşıyor.
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ