Fatih Ergin , Lale Ozan Arslan , Tuğba tekerek , Selahattin Günday , Ali Tarakçı, Hüseyin aykan ... Son bir ay içinde cezaevi kapılarından içeri giren gazetecilerin isimleri bunlar. Liste tamamlanmıyor; önceki gün bu kervana Derya Okatan da eklendi.
Gazetecilerin birer birer demir parmaklıklar arkasına atıldığı, haber sitelerinin şalterlerinin indirildiği, ekranların karartıldığı bir zaman diliminden geçiyoruz.
Tam da bu iklimde, geçtiğimiz günlerde mahkeme salonunda yankılanan bir ses, dönemin ruhuna ayna tuttu. Duruşma salonunda savunma yapan Gazeteci Merdan Yanardağ, iktidar yargı sının yüzüne karşı şu tarihi hakikati haykırdı: “Biz neden Tutuklu olduğumuzu, neden yargılandığımızı biliyoruz... Ama şunu unutuyorlar; bu ülkede Gazeteciler hiçbir zaman halkı yalnız bırakmadılar.”
Bu söz, yalnızca bir duruşma salonunun soğuk duvarlarında yankılanıp kaybolan bir ifade değil; mesleğine, topluma ve hakikate sadakatle bağlı bir geleneğin özetiydi.
Yargı yoluyla sansür…
Merdan Yanardağ’ın altını çizdiği gerçek tam da budur: Gazetecilerin halkı yalnız bırakmama iradesi. Ve tam da bu yüzden, sandık ufukta belirdikçe iktidarların ilk hedefi gerçeği Taşı yan bu kanallar oluyor.
Şu an bu yazıyı okuduğunuz T24 mecrası da tam olarak bu stratejinin hedefinde. Türkiye’nin en bağımsız, hiçbir kuruluştan veya odaktan beslenmeyen, Stanford Üniversitesi araştırmasında dahi yapay zekâ sistemlerinin türkiye ile ilgili Bilgi doğrulamada birinci sıraya koyduğu 17 yıllık bir yayın organı, bir gecede Erişim engelleriyle susturulmak istendi.
Sadece internet sitesi değil, Sosyal Medya hesapları, hatta kullanıcı adları dahi ablukaya alındı. Gerekçelerin ne olduğunun bir önemi yok; mesele, seçime doğru giderken ses çıkaran, soru soran, hakikati halka ulaştıran pencereleri birer birer kapatmak.
Çünkü otoriter zihniyet bilir ki; halkı kandırmanın tek yolu, onun gerçekle bağını koparmaktır.
Dünya tarihinden iktidar reçeteleri
Peki, bu tablo Türkiye'ye mi özgü?
Kesinlikle hayır. Seçim öncesinde Baskı yı artırmak, yargıyı bir sopa gibi kullanarak muhalif sesleri susturmak ve devasa bir "kendi medyasını" (güdümlü medya) yaratarak kitleleri manipüle etmek, otoriter iktidarların dünya üzerindeki en bilindik ve klasik yöntemidir.
- Macaristan ve Viktor Orbán Modeli: Orbán iktidarı, ülkede bağımsız gazeteciliği doğrudan yasaklamak yerine ekonomik baskılar, kamu ilanlarının kesilmesi ve iktidara yakın iş insanlarının satın almalarıyla medyayı adım adım ele geçirdi. Seçim öncesi döneme girildiğinde Macar medyasının %80’inden fazlası tek bir merkezden yönetilir hale getirilmişti. Halk, sadece iktidarın duymalarını istediği "gerçeklerle" sandığa götürüldü. Ancak seçimi muhalefet kazandı.
- Rusya'nın "Yabancı Ajan" yasaları: Vladimir Putin yönetimi, sandık yaklaştıkça bağımsız gazetecileri, haber sitelerini ve sivil toplum kuruluşlarını "yabancı ajan" ilan ederek silindir gibi ezdi. Meduza gibi bağımsız haber siteleri engellendi, gazeteciler hapse atıldı ya da sürgüne zorlandı. Amaç tekti: Sandık günü alternatif hiçbir sesin seçmene ulaşamaması.
- Sırbistan ve Aleksandar Vučić yöntemi: Muhalif gazetecilerin hedef gösterildiği, yargı eliyle sürekli soruşturmalara maruz bırakıldığı ve ana akım televizyonların tamamen iktidar propaganda aygıtına dönüştürüldüğü bir başka örnek.
Dünyanın neresine bakarsanız bakın, seçim öncesinde baskıyı tırmandıran yapıların temel stratejisi aynıdır. Kendi biat etmiş medyasını illüzyon odası olarak kullanmak, halkın hakikate erişim yollarını ise kayyımlarla, tutuklamalarla ve erişim engelleriyle tıkamak.
Hakikat kapatılan ekranlara sığmaz
Otoriter iktidarların atladığı çok temel bir ayrıntı var. Medyayı ele geçirebilirsiniz, gazetecileri Silivri’ye doldurabilirsiniz, internet sitelerine erişim engelleri koyabilirsiniz... Ancak hakikatin halkla kurduğu o görünmez ama sarsılmaz bağı koparamazsınız.
Yanardağ’ın dediği gibi; bu ülkede onurlu gazeteciler halkı hiçbir zaman yalnız bırakmadı, bugün de bırakmıyor. T24’ün yeni adreslerinden okuruna ulaşmaya devam etmesi gibi, tutuklanan gazetecilerin kalemlerinin dışarıdaki meslektaşları tarafından devralınması gibi...
seçimler gelir geçer, iktidarlar değişir, geriye sadece gerçeğe sadakat gösterenlerin duruşu kalır. Gazetecileri hapsederek, siteleri kapatarak halkı karanlıkta bırakacağını sananlar unutmamalıdır: “Hakikat, kapatılan ekranlardan ve duvarlardan her zaman daha güçlüdür.”