GUENDOUZİ'NİN PARMAK ARASI İRONİSİ

Futbol sadece 22 kişinin bir topun peşinde koşması değildir. İki ayrı yaşam tarzının hafif ironik, bolca takışmalı bir atışmasıdır.

GUENDOUZİ'NİN PARMAK ARASI İRONİSİ

Zeynel Lüle

Fransa’da birkaç yıl geçirip o sokak havasını solumuş herkes bilir; Akdenizin tuzlu rüzgârı güneyden kuzeye doğru estikçe dil değişir, jestler değişir, hatta çayın ve kahvenin yanındaki o sohbetin ritmi bile başkalaşır.

İşte Olympique de Marseille (OM) ile Olympique Lyonnais (OL) arasındaki o meşhur "Choc des Olympiques" yani Olimpiyatlar Çatışması tam da Böyle bir şeydir. Biri fransa 'nın en gürültülü, en kural tanımaz sahili; diğeri ise ipek tüccarlarının, burjuvazinin ve biraz da gururlu bir düzenin temsilcisi…

Futbol burada sadece 22 kişinin bir topun peşinde koşması değildir. İki ayrı yaşam tarzının hafif ironik, bolca takışmalı bir atışmasıdır.

Geçenlerde ekran başında OL’ün Fenerbahçe ile yaptığı maçı izlerken tam da bu kültür çatışmasının ortasına düştüm. Maçın ritmi bir yana, sahada ve tribünde esen o tanıdık Marsilya havası gözümden kaçmadı. Eski bir OM’li olan Matteo Guendouzi’nin, Fenerbahçe formasıyla kazanılan maç sonrası tribünlere dönüp ellerini O ve L harflerini yapacak şekilde birleştirerek o meşhur "Jul" işaretini çakması...

İşte o an, Fransa sokaklarını bilen her insan gibi yüzümde hafif bir tebessüm yarattı.

Sokaktan sahaya bir parmak hareketi

Şimdi dışarıdan bakan biri için Guendouzi’nin yaptığı o elleri çapraz yapıp parmakları birleştirme hareketi basit bir gol ya da galibiyet sevinci gibi görünebilir. Hatta Lyon tarafı bunu muhtemelen kışkırtıcı, biraz fazla "Marsilya işi" ve gereksiz bulmuştur. Ama sokak kültürünü, Fransa hip-hop’ını ve Marsilya’nın o kendine has kaosunu bilenler için bu bir kimlik kartı dır.

Rapçi Jul’un sadece bir müzisyen değil, Marsilya sokaklarının adeta resmi olmayan büyükelçisi olduğunu bilmeyen o parmakların ne anlama geldiğini anlayamaz. O işaret, Marsilya limanındaki bir balıkçıdan banliyödeki bir gence kadar herkesin ortak parolasıdır: "Ben buradayım, kurallarınızı çok da umursamıyorum."

Guendouzi, futbolculuğundan ziyade o bitmek bilmeyen enerjisi ve hafif "saç baş yolduran" tarzıyla tam bir Marsilya çocuğu. Fenerbahçe forması giyse de içindeki o Akdenizli hırçınlığı ve sokak kültürünü tek bir parmak hareketiyle Kadıköy’den Lyon’a taşımayı başardı. Futbolun güzel yanı da bu değil mi zaten? Lyon’un o sistemli, hafif steril ve aristokratik duruşunun karşısına, Marsilya’nın sokak aralarından çıkıp gelen bir ritimle dikilivermek.

Aristokratlar ve Akdeniz rüzgârı

Fransa’da yaşadığım yıllarda bu iki kulübün taraftarlarını izlemek her zaman büyük bir keyifti. Lyon, 2000’lerin başında üst üste şampiyonluklar kazanırken Lyon şehri gibi daha temkinli, daha akılcı ve kendinden emindi. Marsilya ise her zaman bir pembe dizi gibiydi. Ya zirvede bir mucize ya da dipte büyük bir dram. Asla ortası yoktu. Lyon taraftarı maça giderken bir Restoran düzeniyle plan yaparken, Marsilya taraftarı maçı bir karnavala, bazen de ufak çaplı bir mahalle kavgasına dönüştürmeyi severdi.

Aralarındaki rekabet, PSG ile Marsilya arasındaki o sert ve yapay nefrete çok benzemez. OM ile OL arasındaki mesele daha çok "tatlı bir çekememezlik" halidir. Biri diğerine "fazla soğuk ve kibirli" der, diğeri ise ötekine "gürültücü ve düzensiz".

Ama günün sonunda ikisi de birbirinin varlığından gizli bir haz duyar. Çünkü Lyon olmadan Marsilya’nın o isyankar duruşu eksik kalır. Marsilya olmadan da Lyon'un o düzenli dünyası çok sıkıcı olur.

Kültürel atışmalar…

Futbolun günümüzde aldığı o sert, aşırı ticari ve gergin halini düşündükçe, Guendouzi’nin o hareketi ya da iki kulüp arasındaki bu tarz kültürel atışmalar bana her zaman daha insani gelir. Tribünlerin birbirine bağırması, sosyal medyadaki ironik caps’ler, "Sizin şampiyonluğunuz eskiydi", "Sizin sokaklarınız gürültülüydü" tartışmaları aslında oyunun tuzu biberi…

Bu hikayeye bakınca şunu görüyorsunuz: Futbol sadece taktik tahtalarından ya da milyon euro’luk transferlerden ibaret değil. Futbol; Marsilya sokaklarında çalınan bir Jul şarkısının, İstanbul'daki bir stadyumda Lyon’a karşı çakılan bir selamla buluşabilmesidir.

Nefretin değil, tatlı bir ironinin ve sokak neşesinin sahaya yansımasıdır.

Ellerinizi birleştirip o işareti yapmasanız bile, o ruhun ne demek olduğunu bilmek bu oyunu sevmeye fazlasıyla yeter.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ