Karadeniz’de bugün, suların rengi değişiyor. Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaş, Karadeniz’i yalnızca iki ordunun çarpıştığı bir cephe olmaktan çıkartıp, küresel tedarik zincirlerinin, enerji piyasalarının ve sivil denizciliğin ağır darbeler aldığı uluslararası bir mayın tarlasına dönüştürmüş durumdadır.
Sorunun bizi en çok ilgilendiren tarafı ise çok açık. Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliği, dünyada en çok Türkiye’yi ilgilendiriyor. Zira bölgedeki deniz trafiğine baktığımızda, savaşan her iki ülkeye yönelik seferlerde Türkiye limanlarının açık ara liderliği elinde tuttuğunu görüyoruz.
Tahıl Koridoru’nun Çöküşü ve Tırmanan Gerilim
Hatırlanacağı üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin girişimiyle başlayan ve Türkiye’nin yoğun diplomatik çabalarıyla oluşturulan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’nın sona ermesinin ardından, hem Moskova hem Kiev bölgeyi fiilen bir "serbest atış alanı" ilan ettiler. İki başkent de birbirlerinin limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan ticari gemileri potansiyel ve meşru askeri hedef sayacaklarını resmen açıkladılar. O günden bu yana sivil denizcilik, namluların ucunda can çekişiyor.
Sahadaki asimetrik deniz savaşına baktığımızda farklı gerekçeler ve hedefler görüyoruz. Rusya, Romanya ve Bulgaristan limanları üzerinden veya doğrudan Ukrayna’ya deniz yoluyla yoğun silah sevkiyatı yapıldığını belirterek, Ukrayna limanlarına yönelen gemileri hedef alıyor. Kiev ise buna karşılık, çoğu kez hedef gözetmeksizin Rus limanlarına uğrak yapan tüm gemilere, özellikle petrol taşıyan tankerlere drone (İHA/SİDA) ve füzelerle saldırıyor.
Ukrayna’nın bu "hedef gözetmeyen" stratejisi, küresel enerji piyasalarında ciddi sarsıntılara neden oluyor. Öyle ki, Kazak petrolünü Rusya üzerinden dünya piyasalarına taşıyan, yani Batı’nın enerji arz güvenliği için de kritik olan gemiler dahi bu saldırılardan nasibini alıyor.
Enerji Jeopolitiği ve Washington’un Müdahalesi
Bu noktada meselenin sadece iki ülke arasında kalmadığını, küresel enerji baronlarının ve süper güçlerin devreye girdiğini görüyoruz. Hatırlayalım, geçtiğimiz günlerde enerji devi Chevron’un CEO’su, Donald Trump ile özel bir görüşme yaparak, Zelenski’nin enerji taşıyan sivil gemileri hedef alan eylemleri konusunda bizzat yardım talep etmişti. Nitekim Trump, bu görüşmenin ardından Kiev yönetimine çok net bir uyarıda bulunarak, sadece gemileri değil Rus rafinerilerini de vurmamalarını istedi.
Amerika Birleşik Devletleri’nin bu konudaki "pragmatizmi" bununla da sınırlı değil. ABD yönetimi, Körfez Savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki riskleri de göz önüne alarak, sırf dünya dizel fiyatlarını regüle edebilmek adına Rusya’ya yönelik bazı enerji yaptırımlarını geçici olarak esnetme yoluna bile gitti. Yani Batı, bir yandan Ukrayna'yı silahlandırırken, diğer yandan kendi pompa fiyatlarını korumak için Rusya'nın enerji ihracatına "göz yummak" zorunda kalıyor. Ukrayna'nın sivil tankerlere saldırısı ise işte bu hassas dengeyi bozuyor. Zelenski’nin büyük tepki gösterdiği bu son gelişme karşısında Trump da el yükselterek, “Bence Ukrayna'nın yeni bir cumhurbaşkanı seçme zamanı geldi.” dedi. Trump, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelensky'e sert çıkarak, onun Rus rafinerilerini hedef almasını eleştirdi ve artık onun yerine başkasının geçmesi gerektiğini söyledi.
Sivil Denizciliğin İnsani ve Ekonomik Bedeli
Tüm bu büyük jeopolitik satrancın piyonları ise maalesef farklı uluslardan gelen sivil denizciler. Karadeniz'de yaşananlar artık sadece navlun fiyatlarının veya sigorta primlerinin fırlaması meselesi değil, tam anlamıyla bir insani krizdir.
Veriler durumun vehametini çok net ortaya koyuyor:
Kaptan İlker Duman’ın yaptığı araştırma ve hesaplamalara göre, 2022 yılında, yani savaş öncesi dönemde Türkiye limanlarından bu iki ülkeye yapılan seferlerin dağılımı kabaca yüzde 65 Rusya, yüzde 35 Ukrayna şeklindeydi. Ancak güvenlik risklerinin artmasıyla 2026 yılına geldiğimizde bu oran yüzde 90 Rusya, yüzde 10 Ukrayna şeklinde dramatik bir değişime uğradı.
Türk Armatörler Birliği’nin (TAB) Ağustos 2026 raporu ve Deniz Ticaret Odası (İMEAK DTO) verileri tüyler ürpertici. Çatışmaların başından 2026 sonbaharına kadar Karadeniz, Kerç Boğazı ve Azak Denizi’nde 200’ün üzerinde ticari gemi vuruldu veya hasar gördü. Yalnızca 2026'nın ilk sekiz ayında vurulan gemi sayısı 163’ü aştı. TAB verilerine göre saldırıların yaklaşık yüzde 64’ü Rusya, yüzde 32’si ise Ukrayna kaynaklı.
Bu saldırılarda Ekim 2026 itibarıyla hayatını kaybeden denizcilerin sayısının 70'i aştığı belirtiliyor. İçlerinde Türk vatandaşlarının da bulunduğu bu denizciler, askeri personel değil, sadece ekmeğinin peşinde olan sivillerdi.
5 Ekim'de Romanya Münhasır Ekonomik Bölgesi'nde (NATO suları) vurulan St. Kitts bayraklı Türk sahipli Royad Mammadov gemisinde 2 denizci yaşamını yitirdi.
6 Ekim'de Bulgaristan MEB'inde (yine NATO suları) batan Togo bayraklı, Türk sahipli Alfa Watan gemisinde 10 kişilik Suriyeli mürettebatın tamamı hayatlarını kaybetti. Saldırıların, NATO üyesi olan Romanya ve Bulgaristan'ın Münhasır Ekonomik Bölgelerine kadar sıçramış olması, krizin bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyelini her geçen gün artırıyor.
Türkiye’nin Çözüm Arayışı ve Çağrıları
Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin kendisine yüklediği tarihi sorumluluk ve her iki tarafla konuşabilen yegane NATO ülkesi olma vasfıyla, ticari denizciliğin korunması için sürekli diplomatik çağrılar yapıyor. Ankara, uluslararası deniz hukukunun en temel ilkesi olan "sivil gemilerin dokunulmazlığı"nın açıkça ihlal edildiğini vurgulayarak, her iki başkentten de ticari gemileri hedef almamalarını talep ediyor.
Rusya tarafı ise, Ukrayna'ya gidip gelen gemilerin silah taşıyıp taşımadığının İstanbul Boğazı'ndan geçişleri sırasında tarafsız bir komisyon tarafından denetlenmesi halinde, bu saldırıların durabileceği tezini işliyor. Bu öneri, Türkiye'nin arabuluculuğunda yeni bir denetim mekanizmasının kurulabileceğine işaret etse de, Ukrayna'nın "gölge filo" ve Rus enerji ihracatına yönelik orantısız saldırı doktrini, masada uzlaşmayı zorlaştırıyor.
Eğer sivil gemileri ve masum denizcileri koruyacak, güvenli nakliye koridorlarını teminat altına alacak uluslararası bir mekanizma derhal hayata geçirilmezse, Karadeniz sularında batan sadece gemiler değil, uluslararası hukukun ta kendisi olacaktır. Türkiye’nin bu konudaki haklı isyanı ve diplomatik girişimleri, uluslararası toplum tarafından artık hamasetle değil, somut destekle karşılanmalıdır. Zira Karadeniz'in güvenliği boğulursa, dalgaları tüm Avrupa'yı ve dünyayı yutar.
Bu noktada elbette NATO’nun Karadeniz’deki örtülü faaliyetlerine de dikkat çekmek gerekiyor.
GALATASARAY
BEŞİKTAŞ
AMED SPORTİF FAALİYETLER
FENERBAHÇE
TRABZONSPOR
CORENDON ALANYASPOR
KOCAELİSPOR
ARCA ÇORUM FK
KASIMPAŞA
ÇAYKUR RİZESPOR
İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK
GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ
GENÇLERBİRLİĞİ
ERZURUMSPOR FK
TÜMOSAN KONYASPOR
SAMSUNSPOR
GÖZTEPE
EYÜPSPOR






Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir