AİHM nihai kararını verdi: Osman Kavala derhal serbest bırakılmalı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, "derhal serbest bırakılma" kararına rağmen tahliye edilmeyen iş insanı ve sivil toplum aktivisti Osman Kavala'nın 27 Mart'ta duruşması görülen ikinci başvurusu hakkında karar çıktı. Türkiye'nin Kavala hakkındaki ilk AİHM kararını uygulamaması Avrupa Konseyi'ne taşınmıştı. Türkiye, kararlara uymaması konusunda yaptırım riskiyle karşı karşıya kaldı.

AİHM nihai kararını verdi: Osman Kavala derhal serbest bırakılmalı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 2017'den bu yana cezaevinde bulunan iş insanı ve sivil toplum aktivisti Osman Kavala'nın ikinci başvurusuna ilişkin kararını açıkladı. Mahkeme, Türkiye'nin AİHS'nin 3, 5, 6, 7, 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiğine hükmetti. Büyük Daire, kararında Kavala'nın Anayasa Mahkemesi başvurusu hakkında karar sürecinin uzaması nedeniyle AİHM'e başvurmadan önce bu sürecin tamamlanmasını beklemesinin gerekmediğini ifade etti. AİHM, yerel mahkemelerin "kötü niyetli olarak Kavala'yı özgürlüğünden mahrum bıraktığını" söyledi. Mahkeme, Gezi Parkı protestolarının barışçıl olduğunu vurgulayarak düşünce özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti.

AİHM, Kavala'nın ikinci başvurusunu öncelikli olarak değerlendirmeye aldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 25 Mart Çarşamba günü bir kez daha Osman Kavala için toplandı. AİHM'nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçlı Büyük Daire'de, Kavala'nın ikinci başvurusunu ele almak üzere yapılan duruşma 2,5 saat sürdü. Osman Kavala duruşmada Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı liderliğindeki bir heyet tarafından temsil edildi. Duruşmada Türkiye'yi ise Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ve Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır'ın bulunduğu heyet temsil etti. Duruşmaya AİHM Başkanı Mattias Guyomar başkanlık etti. AİHM Büyük Daire, 5 aylık bir değerlendirme sürecinin ardından nihai nitelikteki kararını bugün açıkladı.

Kararı okuyan AİHM Başkanı Mattias Guyomar, Türkiye'nin Kavala hakkındaki önceki kararı uygulamadığını vurguladı.

Mahkeme, Kavala'nın tutuklu olma nedenlerinin "Gezi Parkı protestolarındaki rolü" ve "insan hakları savunucusu olması" olduğunu ifade etti.

AİHM Başkanı Guyomar, "Mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasını sağlaması gerektiğini belirtmektedir" dedi. 

Mahkemenin Kavala'nın ikinci başvurusu hakkında ihlal kararı verdiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi maddeleri şöyle:

Madde 3 - İşkence yasağı

Madde 5 - Özgürlük ve güvenlik hakkı

Madde 6 - Adil yargılanma hakkı

Madde 7 - Kanunsuz suç ve ceza olmaz

Madde 10 - İfade özgürlüğü

Madde 11 - Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü

AİHM Büyük Dairesi, Osman Kavala'nın ikinci başvurusunda Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 3, 5, 6, 7, 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, Kavala'nın Anayasa Mahkemesi önündeki başvurusunun aşırı uzun sürmesi nedeniyle AYM yolunun bu dosyada etkili bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığına ve Kavala'nın AİHM'e başvurmadan önce bu sürecin tamamlanmasını beklemesinin gerekmediğine karar verdi.

AİHM, AİHS'nin 3. maddesinde düzenlenen işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı kapsamında, Kavala'ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının anlamlı bir tahliye veya yeniden değerlendirme imkânı sunmamasını inceledi. Mahkeme, bu yönüyle cezanın Sözleşme'nin 3. maddesiyle bağdaşmadığı sonucuna vararak, ömür boyu hapis cezalarının yeniden incelenmesini öngören Vinter ilkelerine atıfta bulundu.

Mahkeme, 5. madde kapsamında özgürlük ve güvenlik hakkının da ihlal edildiğine hükmetti. Kavala'nın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yeterli hukuki ve olgusal temele dayanmadığını değerlendiren AİHM, tutukluluğun devam ettirilmesinde yetkililerin kötü niyetle hareket ettiğini belirtti. Mahkeme ayrıca, mahkûmiyet sonrasında devam eden özgürlükten yoksun bırakmanın da hukuki açıdan sorunlu olduğu sonucuna vardı.

"Mahkûmiyetin dayandığı yorum, ceza hukukunda öngörülebilirlik şartını karşılamıyor"

AİHS'nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkını değerlendiren AİHM, Kavala'nın eylemleri ile kendisine yöneltilen suçlamalar arasında yeterli nedensellik bağının kurulmadığını belirtti. Savunmanın önemli tanıkların dinlenmesi yönündeki taleplerinin yeterli gerekçe gösterilmeden reddedildiğine ve bazı durumlarda suçsuzluğunu ortaya koyma yükünün sanığa kaydırıldığına dikkat çekildi. Mahkeme, bu unsurların birlikte değerlendirilmesi sonucunda yargılamanın “açık bir adaletsizlik” düzeyine ulaştığına hükmetti.

AİHM, 7. madde kapsamında güvence altına alınan kanunilik ilkesinin de ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme, Kavala'nın hangi davranışlarının ceza sorumluluğu doğurabileceğini makul ölçüde öngörmesini sağlayacak hukuki çerçevenin bulunmadığını ve mahkûmiyetin dayandığı yorumun ceza hukukunda öngörülebilirlik şartını karşılamadığını değerlendirdi.

"İnsan hakları savunucuları ve sivil toplum açısından da caydırıcı etki yaratabilir"

Mahkeme ayrıca ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. madde ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alan 11. maddenin ihlal edildiğine hükmetti. Kararda, Kavala'nın sivil toplum faaliyetlerinin ve Gezi Parkı protestoları bağlamındaki faaliyetlerinin ceza yargılamasında suç unsuru olarak değerlendirilmesinin, şiddet eylemlerine doğrudan katılımı veya bu eylemleri kışkırttığı ortaya konulmadan ağır bir cezaya maruz bırakılmasının yalnızca Kavala açısından değil, insan hakları savunucuları ve sivil toplum açısından da caydırıcı etki yaratabileceği belirtildi.

"Susturma ve cezalandırma amacı taşıyor"

Kararda ayrıca Kavala hakkındaki soruşturma ve yargılamaların, AİHS'nin 18. maddesinde düzenlenen hak ve özgürlüklerin Sözleşme'de öngörülmeyen amaçlarla sınırlandırılması yasağı bakımından AİHM'nin önceki tespitleriyle bağlantısına dikkat çekildi. Mahkeme, sürecin Kavala'yı insan hakları savunucusu olarak yürüttüğü faaliyetler nedeniyle susturma ve cezalandırma amacı taşıdığı yönündeki değerlendirmesini yineledi.

AİHM, 46. madde kapsamında Türkiye'nin ihlallerin sonuçlarını ortadan kaldırmak için gerekli bireysel tedbirleri alması gerektiğine karar verdi. Mahkeme, Kavala'nın hukuka aykırı özgürlükten yoksun bırakılmasının ve bu süreçte verilen mahkûmiyetin sonuçlarının ortadan kaldırılması için en uygun yolun Kavala'nın en kısa sürede serbest bırakılması olduğunu belirtti. Kararın uygulanmasının denetimi ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yürütülecek.

Mahkeme, Türkiye açısından daha genel tedbirlere de işaret etti. Buna göre insan hakları savunucuları, gazeteciler ve muhaliflerin geniş ve öngörülebilir olmayan suç tanımları üzerinden cezalandırılmasının önlenmesi, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları için etkili bir yeniden değerlendirme mekanizmasının oluşturulması gerektiği belirtildi.

Tazminat kararı

Türkiye'nin Kavala'ya üç ay içinde 70 bin avro manevi tazminat ve 43 bin 342 avro yargılama gideri ödemesine hükmedildi.

Mahkeme, hükümetin Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunun tüketilmediği yönündeki ön itirazını reddetti. Yargılama süresine ilişkin şikâyeti ise kabul edilemez buldu. Kavala'nın 5. maddenin 4. fıkrası, 6. maddenin 2. fıkrası ve 7. madde kapsamındaki şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek görülmedi.

AİHM Yargıcı Yüksel'den karşıoy: yargı makamlarına incelemelerini tamamlamaları için fırsat verilmesi gerekiyor

AİHM Yargıcı Sebahat Yüksel, karara karşıoy kullandı. Yüksel'in kararlara katılmamasının nedenleri şöyle:

"1. Mevcut kararda Büyük Daire, başvurucunun temel haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü ve bu iddiaların Mahkeme’ye yaptığı başvuruda ileri sürdüğü iddialarla neredeyse aynı olduğu bireysel başvuru hakkında Anayasa Mahkemesi henüz karar vermemişken davanın esasına ilişkin karar verdi. Yargıç Vehabović ile birlikte kaleme aldığım karşı oy görüşünde, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru mekanizmasının tüketilmesi gerekliliğine ilişkin genel yaklaşımım ortaya konulmuş olmakla birlikte, mevcut davanın koşullarında çoğunluğun benimsediği yaklaşımın neden haklı görülemeyeceği konusundaki görüş ayrılığımı daha ayrıntılı açıklamak istiyorum.

2. Öncelikle vurgulanmalıdır ki Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru mekanizmasını daha önce incelemiş ve söz konusu hukuk yolunun, ilke olarak, Sözleşme kapsamındaki şikâyetler bakımından uygun bir giderim sağlama imkânı sunmadığı sonucuna varmasını gerektirecek herhangi bir unsur tespit etmemiştir (bkz. Uzun/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 10755/13, § 69, 30 Nisan 2013). Uzun kararından bu yana geçen yıllarda Mahkeme, kabul edilebilirlik değerlendirmelerinde Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru mekanizmasının tüketilmesi şartını istikrarlı biçimde uygulamıştır (diğer birçok kararın yanı sıra bkz. Mercan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 26511/16, 8 Kasım 2016; Zihni/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 59061/16, 29 Kasım 2016; ve yakın tarihli Aydın ve Sarı/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 6571/17 ve 34234/19, 9 Haziran 2026).

3. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını reddeden çoğunluk, kararın 128. paragrafında da belirtildiği üzere, vardığı sonucu davanın özel koşullarıyla sınırlamakta ve Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru mekanizmasının genel olarak etkili olduğu yönündeki değerlendirmeyi sorgulamamaktadır. Bununla birlikte çoğunluk, Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamaların süresine ve mevcut davanın özel koşullarına dayanmıştır.

4. Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamaların süresi bakımından, öncelikle başvurucu tarafından bu mahkeme önünde halen derdest iki bireysel başvuru bulunduğunun belirtilmesi gerekir. 9 Haziran 2022 tarihinde yapılan ilk başvuru, başvurucunun tutukluluğuna itiraz etmektedir. 24 Ekim 2023 tarihinde yapılan ikinci başvuru ise kesinleşmiş mahkûmiyetinden kaynaklanan özgürlükten yoksun bırakılmasına ilişkindir. Yaklaşık iki yıl dokuz aydır derdest olan bu ikinci başvuru, mevcut davadaki temel şikâyetler ve esasla büyük ölçüde örtüştüğünden, süre değerlendirmesi bakımından esas olarak önem taşımaktadır.

5. Mahkeme, bir başvurunun incelenmesinin ne kadar sürdüğünün, bu sürenin açıkça aşırı olmaması koşuluyla, tek başına yargılamanın etkililiği hakkında bir sonuca varmak için yeterli olmadığı yönündeki görüşünü istikrarlı biçimde ortaya koymuştur (bkz. Kayala/Türkiye, no. 28749/18, § 99, 10 Aralık 2019; Wikimedia Foundation Inc./Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 25479/19, §§ 46-47, 1 Mart 2022; ve Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 4), no. 13609/20, § 159, 8 Temmuz 2025).

6. Bugüne kadar Mahkeme'nin bir başvurucunun Anayasa Mahkemesi önündeki başvurusunun sonucunu beklemesinin gerekmediğine karar verdiği tek örnek, tutukluluğun hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin süratle yapılması şartına ilişkin Sözleşme'nin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamındaki bir şikâyeti konu alan Selahattin Demirtaş (No. 4) kararıdır. Bu davada bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi önünde yaklaşık beş yıldır derdestti ve 5. maddenin 4. fıkrası kapsamında yapılan incelemede dikkate alınan süre dört yılı biraz aşmaktaydı (aynı karar, § 150). Mevcut davanın koşulları yalnızca ileri sürülen şikâyetler bakımından değil, ilgili süreler bakımından da farklıdır; zira bu süreler Mahkeme tarafından daha önce kabul edilebilir bulunan sürelerle karşılaştırılabilir niteliktedir. Örneğin Wikimedia Foundation Inc. kararında Mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin karar vermesi için geçen iki yıl sekiz aylık sürenin “uzun” olmakla birlikte “açıkça aşırı” görünmediğini belirtmiştir. Mahkeme'nin ilgili içtihadı ve uygulaması dikkate alındığında, başvurucunun davasında Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamanın süresinin açıkça aşırı ve başvurucunun bireysel başvurusunun sonucunun beklenmemesini haklı gösterecek nitelikte olduğuna inanmıyorum.

7. Mevcut davanın özel koşulları bakımından çoğunluk, önceki kararların uygulanmasına ilişkin konunun Anayasa Mahkemesi'nin başvurucunun davasını ele alırken özel bir sürat göstermesini gerektirdiği görüşünde görünmektedir. Ancak bana göre bu husus, tek başına, bireysel başvuru mekanizmasının tüketilmesi şartından ayrılmayı haklı gösterecek nitelikte değildir. Başvuruların derdest kaldığı ve yukarıda belirtildiği üzere aşırı olmayan süreler ile başvurucunun özgürlükten yoksun bırakılmasının hukuki dayanağındaki değişiklik dikkate alındığında, tercih edilmesi gereken yol Anayasa Mahkemesi'nin şikâyetleri hakkında karar vermesinin beklenmesi olurdu.

8. Mevcut davada iç hukuk yollarının tüketilmemesi konusundaki çoğunluk yaklaşımına ilişkin bu genel görüş ayrılığının yanı sıra, başvurucunun Sözleşme'nin 3. ve 5. maddeleri kapsamında ileri sürdüğü bazı ayrı şikâyetlerin kabul edilebilirliği konusunda da çekincelerim bulunmaktadır.

9. Başvurucunun Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında, indirgenemez nitelikteki müebbet hapis cezasına ilişkin şikâyeti bakımından, dava dosyasından başvurucunun bu konuya ilişkin herhangi bir argümanı iç hukuk mahkemeleri önünde ileri sürmediği açıkça görülmektedir. Bu bakımdan yalnızca Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı bireysel başvurunun sonucu beklenmemiş olmakla kalmamış, Böyle bir şikâyet ilk etapta bireysel başvurusunda da ileri sürülmemiştir.

10. Başvurucunun Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında incelenen tutukluluğunun bir bölümü bakımından ise ayrı bir mesele ortaya çıkmaktadır. Şikâyetlerin, başvurucunun Ceza Kanunu'nun 328. maddesi kapsamındaki casusluk suçlamasıyla bağlantılı olarak tutuklanmasına ilişkin olduğu ölçüde, Anayasa Mahkemesi bu konuda Aralık 2020'de karar vermiş (bkz. kararın 37. paragrafı) ve başvurucunun özgürlük hakkının ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Başvurucu daha sonra, Anayasa Mahkemesi'nin bu kararının ardından geçerli süre içinde bu Mahkeme'ye herhangi bir şikâyette bulunmamış ve bunu neden yapmadığına ilişkin de herhangi bir açıklama sunmamıştır. Bu nedenle, Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamındaki bu şikâyet bölümünün de Sözleşme'nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen süre şartına uyulmaması nedeniyle kabul edilemez olduğu kanaatindeyim.

11. Son olarak, mevcut başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin görüşümden de kaynaklandığı üzere, Sözleşme'nin 18. ve 46. maddeleri kapsamında çoğunluğun yaklaşımına katılmadığımı belirtmek isterim. Ayrıca aynı başvurucuya ilişkin Mahkeme'nin 2019 tarihli kararındaki (yukarıda anılan) karşı oy görüşüme atıfla, iç makamların, buna iç hukuktaki yargı makamları da dâhil olmak üzere, gizli bir amaç taşıdığı sonucuna varılmasının, başvurucunun bireysel başvurusunun hâlen Anayasa Mahkemesi önünde derdest olduğu gerçeğiyle bağdaştırılmasının güç olduğunu vurgulamak isterim. İç hukuk yollarının tüketilmesi şartının temelinde, bu Mahkeme'nin makamların amaçları hakkında sonuçlara varmadan önce iç hukuktaki yargı makamlarına incelemelerini tamamlamaları için fırsat verilmesi gerektiği düşüncesi bulunmaktadır."

(T24)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Üzgünüz ilginizi çekebilecek içerik bulunamadı...
ÇOK OKUNAN HABERLER
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ