Berlin 'deki Seçim gecesinde Elif Eralp 'in destekçilerine söylediği sözler, önündeki siyasi dönemin mesajını veriyordu: “Bugünden itibaren Berlin'i birlikte değiştireceğiz ve daha iyi bir yer haline getireceğiz.”
Eralp'in liderliğindeki Sol Parti ( Die Linke ), 20 Eylül 'deki Berlin eyalet seçimlerini yüzde 25,7 oyla birinci tamamladı. Parti, böylece başkentte şimdiye kadarki en yüksek oy oranına ulaşırken, Eralp de Almanya siyasetinde dikkat çeken isimlerden biri haline geldi.
Ancak seçim zaferi, Eralp'in otomatik olarak Berlin'in başına geçeceği anlamına gelmiyor. Berlin hem bir şehir hem de bir eyalet olduğu için kentin hükümet başkanı, aynı zamanda eyaletin başbakanı konumunda. Bu göreve gelebilmesi için Eralp'in öncelikle diğer partilerle koalisyon kurması gerekiyor.
Berlin'deki seçimlerin ardından şimdi gözler, Sol Parti'nin CDU'yu geride bıraktığı başkentteki koalisyon görüşmelerine çevrilmiş durumda.
Peki Elif Eralp Kimdir ?
45 yaşındaki Eralp, 1981'de Münih'te doğdu. Ailesi, 1980 askeri darbesinin ardından siyasi nedenlerle türkiye 'den Almanya'ya Kaç an sosyalist ve sendikal hareket içinde yer alan kişilerden oluşuyor. Eralp'in kendi anlatımına göre ailesi Almanya'ya geldiğinde annesi hamileydi ve kısa süre sonra Münih'te doğdu.
Hamburg Üniversitesi'nde hukuk eğitimi alan Eralp, özellikle göç hukuku ve insan hakları alanlarında çalıştı. 2010'dan itibaren Almanya Federal Meclisi'ndeki Sol Parti grubunda hukuk politikaları danışmanı olarak görev yaptı; aynı zamanda sendikal çalışmalarda yer aldı.
2018'den bu yana Berlin Sol Parti yönetiminde bulunan Eralp, 2021'de Berlin Eyalet Meclisi'ne girdi. Halen milletvekilliğinin yanı sıra partisinin meclis grubunda başkan yardımcılığı görevini yürütüyor.
Evli ve iki çocuk annesi olan Eralp, siyasi çalışmalarında özellikle Kreuzberg'deki antırkçılık hareketleri, göçmenlerin toplumsal katılımı, uygun fiyatlı konut ve kentsel dönüşüm nedeniyle insanların yerinden edilmesine karşı mücadeleyle öne çıktı.
Neden konut krizine odaklandı?
Eralp'in seçim kampanyasının merkezinde Berlin'in yıllardır büyüyen konut sorunu vardı.
Kiraların sınırlandırılması, daha fazla Sosyal konut yapılması ve büyük konut şirketlerinin elindeki konutların kamu mülkiyetine geçirilmesi, kampanyasının başlıca başlıkları arasında yer aldı.
Eralp, özellikle büyük özel konut şirketlerinin kamulaştırılmasını savunuyor. Reuters'a göre Sol Parti'nin önerisi yaklaşık 220 bin konutun kamu kontrolüne geçirilmesini öngörüyor. Bu fikir, 2021'de Berlin'de yapılan ve seçmenlerin yüzde 58'inin büyük konut şirketlerinin kamulaştırılmasını desteklediği referandumun da devamı niteliğinde. Ancak önerinin uygulanmasının maliyeti ve hukuki boyutu tartışmalı.
Eralp kendi seçim kampanyasını da “insanların evlerinin kirasını karşılayabildiği” bir Berlin hedefi üzerine kurdu. Kendi internet sitesinde belediye başkanlığı adaylığını doğrudan konut sorunuyla ilişkilendiriyor.
Neden Mamdani ile karşılaştırılıyor?
Eralp'in yükselişi, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'nin siyasi çıkışıyla da karşılaştırılıyor.
Bunun temelinde iki siyasetçinin de kampanyalarında yüksek kiralar, konut maliyetleri ve sosyal adaleti öne çıkarması bulunuyor. Eralp de Mamdani'nin New York'taki başarısının ardından Alman haber ajansı dpa'ya yaptığı açıklamada, “Sol görüşlü bir aday New York'ta kazanabiliyorsa, bunun Berlin'de gerçekleşmemesi için hiçbir neden yok” demişti.
İki kampanyada bir başka ortak nokta ise seçmenle doğrudan temas oldu. Eralp, seçim kampanyasında kapı kapı dolaşarak Berlinlilerle görüştü ve ekonomik sorunların, özellikle yüksek kiralar ile hayat pahalılığının seçmenlerin temel gündemleri arasında olduğunu savundu.
Ancak Eralp'in siyasi çizgisi yalnızca konut politikasıyla sınırlı değil. Göçmenlerin siyasi ve toplumsal katılımının artırılması, ırkçılıkla mücadele ve sosyal haklar da uzun süredir üzerinde çalıştığı alanlar arasında.
Göçmenlerin siyasi katılımını artırmak istiyor
Eralp, Almanya'da uzun süredir yaşayan göçmenlerin siyasi karar alma süreçlerine daha fazla katılmasını savunuyor.
Beş yıldan uzun süredir Almanya'da yaşayan kişilere yerel, eyalet ve federal seçimlerde oy kullanma hakkı verilmesini destekliyor. Bunun için anayasal değişiklik gerektiğini belirten Eralp, Berlin parlamentosunda gerekli çoğunluğun oluşturulması için çalışacağını söylüyor.
Bu yaklaşım, kendi aile hikâyesiyle de doğrudan bağlantılı.
Türkiye'den Almanya'ya siyasi nedenlerle göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Eralp, göçmenlerin Almanya'daki siyasi ve toplumsal yaşama katılımını uzun süredir savunuyor.
Gazze ve antisemitizm tartışması
Eralp'in seçim kampanyasının son günleri ise yalnızca konut politikalarıyla değil, Sol Parti'ye yöneltilen antisemitizm eleştirileriyle de geçti.
Berlin'in Neukölln ilçesinde Sol Parti'nin düzenlediği bir seçim etkinliğinde rapçi Dahabflex'in sahnesi sırasında İsrail ordusuna yönelik ölüm çağrısı içeren sloganlar atılması tartışma yarattı.
Eralp, olayın soruşturulması gerektiğini belirtti. Yahudi yaşamının korunmasını desteklediğini ve antisemitizmin her türüne karşı olduğunu belirten Eralp, aynı zamanda Yahudi, Filistinli ve Müslüman toplulukların güvenliğinin korunması gerektiğini savundu.
Gazze konusunda ise Almanya'daki tartışmalarda “çifte standart” bulunduğunu savunan Eralp, İsrail hükümetinin politikalarının eleştirilmesinin antisemitizmle eş tutulmaması gerektiğini söylüyor.
Bu konu, Eralp'in önündeki koalisyon görüşmelerinde de önemli başlıklardan biri olabilir. Berlin'de Sol Parti ile olası işbirliği konusunda SPD ve Yeşiller, antisemitizm konusunda açık bir tutum ortaya konmasını şart koşuyor. Yeşiller'in lideri Werner Graf, partisinin antisemitizme karşı net bir tutum içermeyen bir koalisyon anlaşmasını imzalamayacağını açıkladı.
Şimdi Eralp'i ne bekliyor?
Sol Parti'nin seçimleri kazanması Eralp'e Berlin'in hükümetini kurma fırsatı verdi ancak önünde kolay bir süreç yok.
Parti yüzde 25,7 ile birinci olsa da tek başına hükümet kuracak çoğunluğa sahip değil. CDU yüzde 18,8 ile ikinci, AfD yüzde 16,3 ile üçüncü sırada yer aldı. SPD ise yüzde 12,1'de kaldı. Bu tablo, Eralp'in belediye başkanlığı için koalisyon görüşmelerini zorunlu kılıyor.
SPD ve Yeşiller'in Sol Parti ile hükümet kurup kurmayacağı, özellikle konut politikası ve antisemitizm konusundaki görüş ayrılıklarının nasıl aşılacağı önümüzdeki dönemin temel sorularından biri olacak.
Eralp koalisyon görüşmelerinden başarıyla çıkarsa, Berlin'in ilk Türkiye kökenli hükümet eden belediye başkanı olabilir. Bu nedenle Berlin seçimleri, yalnızca Sol Parti'nin başkentteki yükselişi açısından değil, göçmen kökenli bir siyasetçinin Almanya'nın en önemli kentlerinden birinin yönetiminin başına geçme ihtimali açısından da yakından izleniyor.
Eralp'in seçim gecesinde söylediği “Berlin'i birlikte değiştireceğiz” sözü ise artık bir kampanya sloganından daha fazlasını ifade ediyor: Önündeki asıl sınav, seçimde aldığı desteği hükümet kurabilecek bir siyasi çoğunluğa dönüştürüp dönüştüremeyeceği olacak.