Suudiler çaresiz, Trump şimdilik risk almıyor - Musa Özuğurlu

ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarının üzerinden 7 ay geçti. ABD’nin saldırılarının ve Savaşı n bitmesi için İran’ın şartlarına karşı “zamana oynama” taktiği sürdükçe durum daha da çetrefilli bir hal alıyor.

Suudiler çaresiz, Trump şimdilik risk almıyor - Musa Özuğurlu
Son günlerde - aslında zaten var olan- “beklenmedik” bir cephe açıldı: Yemen’deki Ansarullah (Husi) hareketi, hızlı askeri ilerleyişle ülkenin tüm Kızıldeniz kıyı şeridini ve böylece dünyanın en kritik petrol geçiş noktalarından biri olan Bab el-Mandeb Boğazı'nın kontrolünü ele geçirdi. 
Bunu şöyle de okumak lazım: Suudi Arabistan Hürmüz’den olan sevkiyatı sıkıntıya girince boru hattıyla Kızıldeniz’e yönelmişti ancak bu nefes hattı da şimdi kesilmiş bulunuyor.
Doğrudan etkilenen sadece Suudi Arabistan değil.
 Savaştan önce dünya petrol ve LNG  arzının yaklaşık %20'’si Hürmüz Boğazı üzerinden geçiyordu. Bu %20 içinde ise Suudilerin payı yaklaşık  %37’ydi. Suudiler günlük yaklaşık 6,5 - 7 milyon varil petrol ihraç ediyorlardı.
Husiler’in bu hattı ele geçirmesi ile beraber etkilenen sadece Suudi Arabistan olmadı. Alıcılar, yani petrol piyasası da etkilendi.
Husiler’in bu saldırıları ve aldıkları Sonuç lar haberlerde dün başlayan sürpriz atak gibi verilse de durum öyle değil. Daha önce de çeşitli şekillerde İran’a yönelik Savaşı n bir cephesiydi son yaşanan gelişmelere sahne olan Kızıldeniz, yani Babül Mendep.
Saldırı dalgası aslında Temmuz ayında başlayan ve o zamandan beri yavaş yavaş tırmanan bir çatışma sürecinde son halka.
Temmuz ayında ABD - İran ateşkesi çöktü. Hemen ardından Husi - Suudi hattında yeni bir saldırı dalgası başladı. 7- 8  Eylül  'de Husiler, Suudi Arabistan'a yönelik büyük çaplı bir saldırı düzenledi; drone ve balistik füzelerle Khamis Mushait, Abha ve Jazan şehirlerini hedef aldılar. Saldırı, petrol tesisleri de dahil olmak üzere kritik altyapıya zarar verdi.
Ansarullah (Husiler) 10 Eylül'de Bab el-Mandeb’'e yakın konumdaki stratejik liman kenti Muha'yı ele geçirdi. Bu, Suudi destekli Yemen hükümetine ağır bir  darbe  olmanın yanı sıra, Tahran'ın ABD ile süregelen savaşta elini güçlendiren önemli bir kazanımlardan biri oldu.
Piyasalar tepkisini gecikmeden verdi: aynı gün petrol fiyatları varil başına 105 doları aştı, Brent petrolü yüzde 4'ün üzerinde artışla 105 dolara, yükseldi. Bab el-Mandeb üzerinden geçen günlük petrol trafiğinin küresel arz içindeki payı düşünüldüğünde, saldırının yol açtığı sonucun ciddiyeti daha net orataya çıkıyor.
Husiler 11 Eylül itibarıyla Yemen'in tüm Kızıldeniz kıyı şeridinin kontrolünü ve boğazın tam ortasında yer alan stratejik Perim  adası'nı da ele geçirdi.
SUUDİLERİN ÇARESİZLİĞİ
Kısa bir süre önce  türkiye  ve Pakistan ile Mekke savunma anlaşmasına imza atan Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman,  Ankara  ya da İslamabad’ı değil bizzat Donald  Trump  'ı arayarak ABD'den doğrudan yardım istedi. Ancak Trump’ın yanıtı “hayır” oldu.
Washington önceliğinin Kızıldeniz'’de seyrüsefer özgürlüğünü korumak olduğunu, “bölgesel çatışmaların yönetimini ve çözümünü ise bölgesel ortaklara bırakmayı tercih ettiklerini” açıkladı.
Gelişmelerin bir başka boyutu gözden Kaç ırılmamalı. Husiler bu kazanımlar ile artık Cibuti'deki ABD askeri üssüne yalnızca 32  Kilometre  mesafede. Bu üs, Afrika kıtasındaki en büyük Amerikan askeri tesisi. Trump “terlikli” Husiler’in şakasının olmadığını biliyor. Muhtemelen çekincesi de bu yüzden. Diğer yandan yeni bir cephe ile uğraşmak ABD’yi hem daha çetrefilli bir sürece sokacak, hem İran’ı daha sertleştirecek. İran’ın son günlerde ABD gemilerine yönelik saldırılarının sertleştiğini göz önüne alacak olursak Trump’ın güvenli tercihi seçmesi anlaşılabilir.
Husilerin bu kazanımları yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda İran'ın elindeki stratejik kozların da genişlemesi anlamına geliyor.
MEKKE ANLAŞMASINA NE OLDU?
Husiler’in Suudi Arabistan’a yönelik bu saldırı hamlesinden sonra ilk akla gelen kısa süre önce imzalanan Mekke savunma anlaşması oldu. Zira Bu gelişme “bir üyeye yapılan saldırı anlaşmanın tarafı ülkelerin hepsine yapılmış sayılır” maddesini de içeren anlaşma için ilk test niteliğinde sayıldı ve gözler doğal olarak Ankara ve İslamabad’a çevrildi. Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, 9 Eylül’de “Saldırıların ve çatışmanın etkilerinin Suudi Arabistan’a ulaşması durumunda ittifakın “devreye gireceğini” söyledi.
10 Eylül’de Pakistan Dışişleri Bakanlığı ise şu an için Mekke Anlaşması kapsamında askerî bir tepkinin gündemde olmadığını, ancak “zamanı geldiğinde” anlaşma uyarınca hareket edeceklerini belirtti.
Türkiye ise saldırıları “en güçlü şekilde” kınadı, Suudi Arabistan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne olan desteğini yinelediğini belirtti ve Husiler’e saldırgan eylemlerine bir an önce son vermeleri çağrısında bulundu.
Yani Mekke ittifakı mekanizması çalışmadı.
Ansarullah’ın bu saldırıları ve elde ettiği Sonuç lar İran’a avantaj kazandırdı. Trump ve onunla birlikte hareket eden bazı bölge ülkeleri cephe kaybediyorlar. İran kendisine yönelik saldırıları durdurmak ve Körfez’de Yemen ile yaptığı gibi kirizi sona  Erdirecek  anlaşmalar için zorluyor. Sonucu görmek için bir süre daha bekleyeceğiz.
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ