Laiklik ve inanç özgürlüğünü savunmak gazetecilik görevi

168 imzalı “Laikliği birlikte savunuyoruz” bildirisinin yayımlandığı andan itibaren iktidar sözcülerinin başlattığı saldırıyı, iktidar medyasındaki haber ve yazılar izledi, izliyor da.  Hatta kimileri, suçlamalarla da kalmayıp, hakaretlerde bulunuyor, aleni tehdit de ediyor:

İbrahim Karagül (Yeni Şafak): Siz bu topraklara ait değilsiniz. Kibirli kibirli, ukala ukala, hâlâ devletin ve milletin sahibi gibi hareket ederseniz fena kavga ederiz. Bu millet, sizin ukalalıklarınıza tahammül etmeyecek artık. Zibidiler.

Murat Özer (Akşam): Bize gerici, toprağımıza bataklık diyen, Esatperest, mezhepçi, Türk ve İslam düşmanı 168 kişiyi unutmuyoruz. Röportaj yapmıyor, yayınlarımıza almıyor, saygı duymuyor, selam vermiyoruz. Türkiye bostan, biz de maraba değiliz!

Hacı Yakışıklı: Laikçiler hortlamış. Siz laikliği falan savunmuyorsunuz. Gerici yobazlar sizi! Siz Türkiye düşmanlığı yapıyorsunuz. Milleti birbirine kırdırma derdindesiniz. Şair, yazar, akademisyen değil, karanlık kafanın yürüyen halisiniz!

Özlem Doğan (Milat): Müslüman seçmen #LaikliğiSavunuyoruz’cu bu sözde yazar/oyuncu/şarkıcıları bakanlık projesinde, AK Partili belediyelerde, TRT’de artık asla görmek istemeyecektir.

Kenan Alpay (Yeni Akit): Hayır siz savunma yapmıyorsunuz! Siz bizatihi insanın dinine, inancına, sevgisine, coşkusuna, kimliğine, ibadetine saldırı yapıyorsunuz!

Böyle ağır ifadelerle dolu onlarca yazı ve haber söz konusu. Bu bildiriyi, siyasi iktidarın kimi uygulamalarına itiraz eden, bunların laikliğe aykırı olduğundan kaygılanan insanların “düşünce ve ifade özgürlüğü” kapsamında görmüyorlar. Dahası, geçmişte “Endişeli muhafazakârlar”dan söz edenler, şimdi “kaygılı sekülerler” ile empati kurmaya yanaşmıyor; laikliği savunmayı İslam karşıtlığı gibi göstermeye çalışıyorlar.

Elbette bildiriye imza koyanların görüşleri, metnin dili ve içeriği tartışılabilir, eleştirilebilir. Ancak gazetecilerin, itiraz edene hakaret ve tehdit yağdırmak yerine her insanın, her vatandaşın olduğu gibi, daha sonra atılan imzalarla 50 bini aşan insanın “düşünce ve ifade özgürlüğü”ne de sahip çıkması gerekir.

Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi de “Düşünce, ifade ve serbest eleştiri hakkı”nı “temel insan hakları” arasında sayıyor. Hemen ardından da “laiklik” ve inançlara saygıyı, “Gazetecilerin temel görevleri” olduğunu vurguluyor:

  • Gazeteci; başta barış, demokrasi, hukukun, üstünlüğü laiklik ve insan hakları olmak üzere; insanlığın evrensel değerlerini, çoksesliliği, farklılıklara saygıyı savunur.
  • Gazeteci; milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel yönelim, dil, din, mezhep, inanç, inançsızlık, sınıf, dünya görüşü ayrımcılığı yapmadan tüm uluslar, halklar ve bireylerin haklarını tanır, saygı gösterir.
  • Gazeteci; bireylerin, toplulukların ve ulusların kültürel değerlerini, inançlarını veya inançsızlığını saldırı konusu haline getiremez, küçümseyemez, alay edemez.

Kuşkusuz burada ifade edilen laiklik kavramı, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması gibi kaba bir yaklaşımı değil, din ve inanç özgürlüğüne saygıyı, inançlarına bakılmaksızın tüm vatandaşların hukuk ve kanunlar nezdinde önünde eşitliğini kapsıyor.

“Laikliği savunuyoruz” bildirisi, düşmanlaştırmadan konuşulabilse toplumun bir kesimdeki kaygı daha rahat anlaşılabilir, “Nasıl bir laiklik” tartışması doğru zeminde tartışılabilirdi.