ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile başlayan kriz devam ederken Türkiye, Suudi arabistan ve Pakistan arasında “Mekke Savunma Anlaşması” adı ile bir “savunma ittifakı” Ortaya çıktı.
Yakın geçmişte Türkiye - Suudi Arabistan ilişkileri göz önüne alındığında sürpriz sayılır.
Anlaşma aslında Türkiye’nin Nisan 2025’te Suudi Arabistan ile Pakistan arasında yapılan anlaşmaya eklemlenmesinden ibaret. Türkiye böylece Yeni bir ittifaka girmiş oldu.
Her üç ülke açısından karlı bir durum varmış gibi görünüyor:
Pakistan çok güçlü bir askeri tecrübeye ve orduya sahip . Daha önemlisi nükleer bir güç.
Türkiye askeri tecrübeye, güçlü bir orduya ve özellikle yeni savaş konsepti içinde önemli yere sahip olan (S)İHA teknolojisinde günü yakalamış durumda.
Suudi Arabistan ise ekonomik gücü olan ve Arap - İslam ülkeleri içinde (ve bölgede) önemli bir alan kaplayan ülke konumunda.
Bu üçlünün birbirlerini tamamlayacağı ön görülen bu özellikleri ile birbirlerinin çıkarları açısından uyum ile hareket edecekleri bir bütün oluşturdukları düşünülebilir. Ancak başta beklentiler açısından birbirlerine uyumlu parçaların oluşturduğu ifade edilen bu ittifak soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Günümüz itibari ile bölgede devam eden süreçlere bakalım önce:
ABD ve İsrail Ortadoğu’da iki koldan yürüttüğü çalışmalar askeri çatışmalar ile yeni bir safhaya ulaştı.
İkili bir yandan kendi ajandalarını diğer yandan birbirlerinden bağımsız ajandalarını yürütmek için (uyum halinde) çabalarını sürdürüyor.
İsrail bir yandan bölgedeki Arap Monarşileri ile ilişkilerini (İbrahim Anlaşması gibi) anlaşmalar ile sağlamlaştırarak yerini tahkim etmeye çalışıyor, bir yandan coğrafik açıdan (Filistin ve Suriye) dikensiz gül bahçesi kurmaya çalışıyor, bir yandan da (ABD ile birlikte) yok edilemsi gereken düşman İran’ı elimine etmeye çalışıyor. Diğer yandan Türkiye ile Suriye sahasında askeri aksiyonlarda bulunacak kadar rekabet halinde.
ABD bölgede Türkiye - Kürtler anlaşma yolunu açtı ve bu süreç yürüyor, Suriye’de istediği sonuçları almak üzere, İsrail’e Filistin konusunda sınırsız desteğini sürdürüyor ve sağlam bir vekil bırakarak bölgedeki etkinliğini azaltmadan Asya Pasifik’e yönelmek istiyor. Bu arada küresel rekabet içinde önemli sorunlardan biri olarak gördüğü İran ile savaşını sürdürüyor. En önemli hedefi ve bu süreçleri en verimli şekilde yürütebilmesinin birinci şartı ise İsrail’in güvenliğini sağlamak. ABD’nin beklentisi bölgedeki her ülkenin İsrail ile uyumlu ve olumlu bir ilişki içinde olması değil, ama İsrail kırmızı çizgisi.
İTTİFAK NE KADAR BAĞIMSIZ?
Mekke Anlaşması'na taraf ülkelerin durumu da anlaşmanın belirleyici unsurlarından biri olacak:
Pakistan tarihsel olarak ABD ile uyum içinde çalışan bir ülke. Türkiye - ABD ilişkisi benzeri bir yapısı var Pakistan - ABD ilişkilerinin. Aynı Pakistan Çin ile de ilişkilerini bir hayli geliştirdi. Bu durum Pakistan ile Hindistan arasında yaşanan son çatılmada somut biçimde görüldü. Pakistan’ın Çin açısından önemi Kuşak - Yol projesindeki güzergah üzerinde önemli bir yer işgal etmesi. Diğer yandan Hindistan - Çin rekabetinde Pakistan Çin için önemli bir müttefik.
Türkiye- ABD ilişkileri zaman zaman sorunlar yaşansa da temelde sarsılmaz bir ilişki ve gerek siyasi gerek askeri açıdan ikili aslında aynı yöne bakıyor ve Türkiye bu anlamda ABD’nin sıkı müttefiki. Türkiye’nin ABD’den bağımsız gibi görünen “sapmaları” esaslar ile ilgili değil usul ile ilgili çoğu zaman ve Kürt başlığında olduğu gibi Türkiye’nin kendi derdini anlatmak için çaba sarfettiği süreçlere benzer krizlerden öteye geçmez.
Suudi Arabistan petrolün geleceği ile ilgili kaygılar yaşayan bir ülke ve ekonomik çeşitlilik için çaba sarf ediyor. Bu durum Suudi Arabistan’ın Çin gibi ülkeleri alternatif olarak görmesine neden oluyor. Ancak Suudi Arabistan da tıpkı Türkiye gibi ABD’nin sıkı bir müttefiki.
Pakistan diğer ikisine göre coğrafik olarak “daha uzakta” Türkiye ve Suudi Arabistan ise bölgenin tam kalbinde yer alan ülkeler . İsrail de öyle!
Bu durumda söylemlerine bakılırsa (Türkiye çok daha sert) İsrail karşıtı politikalar izleyecekleri düşünülür. Ancak pratikte bu iki ülkenin esas bir İsrail karşıtı politika yürütmeleri (ABD olan ittifak yapıları nedeni ile) imkansız.
Böylece geriye İran gibi ülkeler kalıyor ki bu durumda Çin kesinlikle devreye girer. Pakistan’ın dolaylı olarak Çin adına da) son krizde aldığı rolün unutulmaması lazım.
Türkiye ise zayıf ve parçalanmış bir İran’ın orta ve uzun vadede kendi çıkarlarına uygun olmadığını biliyor. Kürtler ile yaşanan konjonktürel yumuşama gelecek ile ilgili olası sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Suudi Arabistan ise zaten tarif etmeye çalıştığımız bağlılık nedeni ile hem İran hem de İsrail karşıtı politikaları somut biçimde hayata geçirecek durumda değil (aslında İsrail ile bir derdi de yok).
TEKİL BEKLENTİLER / ÇIKARLAR İLE SINIRLI BİR ANLAŞMA
Bu tablo ile birlikte şu soru ortaya çıkıyor:
Öznel ve (tarafların) nesnel şartlar(ı) düşünüldüğünde bu ittifak ne için ve kime karşı?
Ortada (imkanlar bakımından) somut bir hedef görünmüyor. Üstelik Ortadoğu coğrafyası her zaman “oluş ve bozuluşlara” sahne olması ile ünlü.
Beklentileri açısından bakıldığında Türkiye silah teknolojisinin getireceği avantajları ve bunun ekonomisine katkısını, Pakistan ve Suudi Arabistan Türkiye’nin silah teknolojisinden faydalanmayı, Türkiye ve Suudi Arabistan ise Pakistan’ın nükleer teknolojisinden faydalanmayı umuyor.
ABD ise bölgede yüzde yüz olmasa da beklentilerini karşılayabileceği şekilde daima kontrol edebileceği üç ülkenin bir araya gelmesi ile hem İran’a karşı hem de bölgesel politikalarına açısından “emanetçi” bir ittifakın oluştuğunu memnuniyet ile karşılıyor.
İsrail Türkiye ile Suriye sahasında karşı karşıya geldi. İsrail’de yapılan yorumlar Mekke anlaşması nın Türkiye’nin “Sünni eksen” oluşturma çabası iddiasını taşıyor.
İsrail açısından mesele Sünni eksen değil, zira bugüne kadar Sünni eksen ile İsrail arasında herhangi bir uyumsuzluk yaşanmadı.
İsrail açısından mesele Türkiye’nin Suriye üzerinde söz sahibi olması. Bu da bir şekilde (ABD’nin arabuluculuğunda) çözülecek sorunlardan biri olarak duruyor.