( Ankara ) - Eski Tbmm Başkanı Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu’nun oğlunun nikah töreninde yaptığı konuşmanın ardından başlayan tartışmalara ilişkin açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip erdoğan ile geçmişe dayanan "kardeşlik hukuku" bulunduğunu belirten Arınç, siyasi kimlik Taşı yan kişilerin ağır eleştirilere daha fazla tahammül göstermesi gerektiğini ifade etti.
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu’nun oğlunun nikah töreninde yaptığı konuşmanın bağlamından koparıldığını ve sözlerine farklı anlamlar yüklendiğini belirtti. Arınç, Sosyal Medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"Sayın Davutoğlu 'nun evladının nikah töreninde yaptığım konuşma sebebiyle kamuoyunda bir tartışma başlatıldı. Maksatlı ve kötü niyetli birtakım insanlar, her zaman olduğu gibi sözlerimizi bağlamından kopararak başka anlamlara çektiler. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki konuşmamın ardından Fatih Belediye Başkanı Sayın Ergün Turan'ın yaptığı son derece nazik konuşma için kendisine teşekkür ederim. Ergün Bey'i TOKİ Başkanlığından beri yakından tanır ve takip ederim. Kendisi fevkalade başarılı, iki dönemdir Fatih'e çok büyük hizmetlerde bulunmuş; ahlakı, çalışkanlığı ve kişiliğiyle yüz akı olan bir belediye başkanımızdır. İkinci olarak, sosyal medyada ezeli düşmanlarım sayılabilecek, bir kısmı ahlak ve haysiyetten yoksun kişilerin yaptığı terbiyesizce açıklamaları Allah'a havale ediyorum. Onlarla nasıl hesaplaşacağımı iyi bilirim, ancak sarf ettikleri hakaretleri kendilerine misliyle iade ediyorum.
Üçüncü husus olarak, neden böyle bir konuşma yaptığımı açıklamak isterim. Ben, 5 yıldan uzun süre Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın, 1,5 Yıl kadar da Sayın Davutoğlu'nun başbakanlığında en yakın yardımcısı olarak görev yaptım ve bundan iftihar ediyorum. Her iki başbakanımızın döneminde de -özellikle Sayın Erdoğan'la başladığımız süreçten itibaren- büyük bir sadakatle görevimi en iyi şekilde yaptım; kendilerine saygıda kusur etmedim ve talimatları dışına çıkmadım. Aynı uyumlu çalışmayı Sayın Davutoğlu ile de sürdürdük. Daha önce de ifade ettiğim gibi, Cumhurbaşkanımızla geçmişe dayanan bir kardeşlik hukukumuz var. Biz bu yollarda beraber mücadele ettik; Millî Türk Talebe Birliği'nden yetiştik. Millî Selamet Partisi döneminde onlar gençken ben il başkanıydım; Refah ve Fazilet partilerinde hep birlikte gayret gösterdik. Ben milletvekiliyken o belediye başkanımızdı. Sonrasında türkiye 'ye en hayırlı hizmeti yaparak Ak parti 'mizi kurduk; o da liderimiz, Genel başkanımız ve başbakanımız oldu.,
"BUGÜNE KADAR HİÇBİR ZAMAN BİRBİRİMİZDEN KOPMADIK VE KARŞI KARŞIYA GELMEDİK"
Bugüne kadar hiçbir zaman birbirimizden kopmadık ve karşı karşıya gelmedik. Cumhurbaşkanımızla yolumuz, davamız, inancımız birdir. Ama bazı mizaç farklılıkları pek tabi olabilir. Esasta biz birbirimizin dava arkadaşıyız. Kader birliği yaptık. Vesayetleri birlikte sona erdirmek için birlikte gayret ettik. Kaldı ki ben hiçbir zaman partiye muhalif olmadım, AK Parti'nin dışına çıkmayı aklıma bile getirmediğim gibi gelen teklifleri de elimin tersiyle ittim. 'Bu parti bizim evimizdir, o bizim liderimiz ve genel başkanımızdır' dedik; herkes bu cevabı en az 10 yıldır verdiğimizi bilir. Dolayısıyla, onun hukukunu korumak bizim birinci görevimizdir. Eğer kendisine gerçekten tahkir maksatlı bir hakaret yapılmışsa, bunun cezasını ilk önce biz veririz. Ancak şunu unutmamak gerekir: Türkiye'nin devlet geleneğinde ve halkımızın Cumhurbaşkanına bakış açısında, hele ki bu kadar büyük hizmetleri olmuş bir lider için, 86 milyon insan arasından tek bir kişi bile ona hakaret etmeyi aklından geçirmez.
Son zamanlarda mesnetsiz kişilerin bilerek hakaret etmesi bilinen bir gerçektir. Ancak siyasî kimlik taşıyan kişilerin, yapılan eleştirilere -ne kadar ağır olursa olsun- daha fazla tahammül göstermesi gerektiğini de bilmemiz gerekir. Güncel yargı ve AİHM kararları da göstermektedir ki, 2018 sonrası Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde Cumhurbaşkanı aynı zamanda siyasî bir kimliğe ve parti genel başkanlığı görevine sahiptir. Partilerin genel başkanları da bu sıfatları nedeniyle birbirlerini en ağır şekilde eleştirebilirler. Eğer bu sözlerde kötü bir amaç veya haksızlık aranacaksa; geçmişte başka partilerde olup bugün AK Parti'ye katılanların veya Cumhur İttifakı içinde yer alıp doğrudan hakaret sayılabilecek sözler sarf edenlerin de herhalde yargılanması gerekir.
Bunun yanlış olduğunu bildiğimiz halde, edebiyle ve Sayın Cumhurbaşkanımıza olan derin saygısıyla bilinen bir insana yapılan haksızlığı dile getirmek istedim. Sayın Cumhurbaşkanımız beni sizlerden çok daha iyi tanır; ben hayatım boyunca haksızlığa uğrayanların avukatlığını yaptım, bizzat kendim de yargılandım. Bizler geçmişte yargının mağduru olduk; Sayın Cumhurbaşkanımız cezaevine girdi, ben de 4,5 yıl ile yargılandım ve 2,5 yıl sonra cezaevinin kapısından döndüm. Merhum Erbakan Hocamız da bu süreçleri yaşadı, cezaevini gördü. Bugün kuş tüyü yataklarında yatıp ahkâm kesenler, bizim verdiğimiz bu mücadele hakkında hiçbir şekilde yorum yapamazlar."