Depremde 270 kişiye mezar olan Rönesans Rezidans davası... Tutuklu müteahhit Coşkun: Sorunu sadece müteahhit, kontrol elemanına yüklemek adil değildir

Hatay'da 6 Şubat depremlerinde en az 270 kişinin hayatını kaybettiği Rönesans Rezidans'ın 11'inci duruşmasında, yakınlarını kaybedenler, "Sadece üç çocuğumu...

Depremde 270 kişiye mezar olan Rönesans Rezidans davası... Tutuklu müteahhit Coşkun: Sorunu sadece müteahhit, kontrol elemanına yüklemek adil değildir

Haber: Burcu Özkaya GÜNAYDIN

(HATAY) - Hatay'da 6 Şubat depremlerinde en az 270 kişinin hayatını kaybettiği Rönesans Rezidans'ın 11'inci duruşmasında, yakınlarını kaybedenler, "Sadece üç çocuğumu değil, beni de öldürdüler. Onlar çocuklarına güzel gelecek sağlamak için bizim çocuklarımızın nefesini çaldılar", "Sorumlular 'olası kast'tan ceza alsın ki biz de nefes almaya başlayalım" dedi. Tutuklu müteahhit Mehmet Yaşar Coşkun, "Sorunu sadece müteahhit, kontrol elemanına yüklemek de adil değildir, sorun sistem sorunudur" dedi. Mahkeme heyeti, ailelerin "olası kast" talebini reddederek duruşmayı 26 Ekim'e erteledi.

ANTİS Yapı tarafından inşa edilen ve "Cennetten bir köşe" sloganıyla satılan, Hatay'ın Antakya ilçesinde bulunan Rönesans Rezidans'ın 6 Şubat depremlerinde yıkılması sonucu Hataysporlu futbolcu Christian Atsu, Hatayspor Sportif Direktörü Taner Savut ve milli hentbolcu Cemal Kütahya'nın da aralarında olduğu 270 kişi yaşamını yitirdi, 13 kişi yaralandı. Enkazda Dışişleri Bakanlığı Hatay Temsilcisi Devrim Öztürk ile bazı yurttaşların cenazelerine ulaşılamadı.

Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı, müteahhitler Mehmet Yaşar Coşkun ve Hüseyin Yalçın Coşkun, yapı denetim şirketi yetkilileri Ayhan Karan, Mehmet Haşim Eraslan ve Bülent Seküçoğlu, kontrol elemanı Önder Artun, inşaat teknikeri İbrahim Dahıroğlu ve şantiye şefi Bayram Mansuroğlu hakkında "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma" suçundan dava açtı. Geçen Yıl 11 Temmuz'daki duruşmada, sanıklar Önder Artun ve Hüseyin Yalçın Coşkun'un vefat ettiği bilgisi paylaşılmış, sanık sayısı 6'ya düşmüştü.

3'ü tutuklu olmak üzere 6 sanığın yargılandığı davanın 11. duruşmasına Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Tutuklu sanıklar Mehmet Yaşar Coşkun, Mehmet Haşim Eraslan ve Bülent Seküçoğlu, bulundukları cezaevinden SEGBİS aracılığıyla bağlanırken, tutuksuz sanık Ayhan Karan bulunduğu ilden SEGBİS ile, tutuksuz sanık Bayram Mansuroğlu da salonda hazır bulundu. Duruşmaya, depremde yakınlarını kaybedenlerin aileleri, taraf avukatları ile İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Hatay Baro Başkanı Hatay Tut da katıldı.

"BEN BU ÜLKEDE ÖLMEK İSTEMİYORUM"

Mahkeme Başkanı, dava dosyasına giren 6'ncı bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştığını belirterek tarafların beyanlarını aldı.
Depremde evladını kaybeden bir müşteki, "Sadece bu dünyada değil, öteki dünyada da şikayetçiyim. Bir evlat kaybettim, diğer evladım için buradayım. Ev alıyoruz, evde ölüyoruz. Tatile gidiyoruz, yangında ölüyoruz. Çocuklarımızı okula gönderiyoruz, okulda ölüyorlar. Ben bu ülkede ölmek istemiyorum" dedi.

Marmara Depremi'nin öne çıkan müteahhitlerinden Veli Göçer'in kısa süre tutuklu olup tahliyesinin ardından inşaat işine devam ettiğini hatırlatan müşteki, "Bu adam da çıkarsa bina yapmaya devam edecek. 'Tamamlanmayan işlerim var' diyor zaten. Bu yüzden mahkeme heyetinin karar verirken bunları da düşünmesini istiyorum. Rönesans Rezidans'ta verilecek Kararı n emsal olacağını düşünüyorum" Diye konuştu.

"SADECE ÜÇ ÇOCUĞUMU DEĞİL BENİ DE ÖLDÜRDÜLER"

Enkazda kaybettiği 3 çocuğunun fotoğraflarıyla mahkemede beyanda bulunan bir diğer müşteki, "Birilerinin para hırsı uğruna biz bunları yaşadık. Sadece üç çocuğumu değil, beni de öldürdüler. Şeker hastası oldum, neredeyse parmaklarım kesilecek. Bu acıyı onlar da hissetsin istiyorum. Onlar çocuklarına güzel gelecek sağlamak için bizim çocuklarımızın nefesini çaldılar" ifadesini kullandı.

"SORUMLULAR 'OLASI KAST'TAN CEZA ALSIN Kİ BİZ DE NEFES ALMAYA BAŞLAYALIM"

Enkazdan çıkan, ablasının ve yeğeninin naaşını bulamayan Cemile İncili de şöyle konuştu:

"'Nefes alamıyorum' diyerek öldüler. Ablam, yeğenim... Seslerini unutamıyorum. Benim hayata tutunma sebebim bu insanların ceza alması. 3 yıl 7 aydır mücadele ediyoruz. Mücadele etmekten, cenazeleri aramaktan çok yoruldum. Biz nefes almakta zorluk çekiyoruz. Sorumlular 'olası kast'tan ceza alsın ki biz de nefes almaya başlayalım biraz. Ekinci bölgesi tarım arazisidir, bunu herkes bilir. Belediye Başkanı'ndan müteahhidine kadar herkes suçlu. Bu binayı bize satarken, reklamını yaparken 'her katta yangın sistemi var' diye pazarladılar. Fakat binada yangın çıktığında yangın sistemi dahi çalışmadı. O dönemin yerel gazetelerinde de manşet oldu bu konu. Siz hiç duvara baktığınızda ailenizi gördünüz mü? Ben duvara baktığımda ailemi görüyorum. 300 insan vefat etti, 5-10 yıl yatıp çıkmasınlar."

MÜŞTEKİ AVUKATLARINDAN YENİ SUÇ DUYURUSU TALEBİ

Müşteki avukatlarından Seher Eriş, son bilirkişi raporunda da sanıklara kusur atfedildiğini belirterek şöyle konuştu:

"Dosyaya birden fazla rapor girdi. Son raporda da sanıklara kusur atfı yapılmış. Kusur atfı bilirkişinin işi değildir, bunu hukukçular yapmalıdır. Bir yapı inşa edilirken hiyerarşik bir zincir vardır. Dolayısıyla yıkılan bir yapıda bu zinciri baz almalıyız. Bu binada zeminden itibaren ortaya çıkan bir hukuksuzluk var. Bu binanın zemin incelemesi yapılmamış. Sadece zemin değil, statik hesaplarıyla ilgili de hukuka aykırılık mevcut. Zaten yapı da bu hukuka aykırılıklar nedeniyle yıkılıyor. Yönetmelikte bir binanın güvenlik katsayısı (R) 7 alınması gerekiyor. Fakat bu binada güvenlik katsayısı 6 alınmış. Yani Deprem esnekliğini karşılayacak konumda değildi. Her aşamada durdurulabilir binanın hiçbir aşamada durdurulmaması kasıttır. Yine kolon-kiriş bağlantıları, malzeme kalitesizliği ve zemin sorunu birleşince Rönesans Rezidans'ın yıkımı Kaç ınılmaz olmuştur. Zemin etüdünü yapan Ebru Deniz hakkında takipsizlik kararı var. Son gelen raporda ise Ebru Deniz'in yaptığı zemin raporu sorunludur. Bu yeni bir beyandır. Buradan suç duyurusunda bulunma talebimizi iletmek istiyoruz. Müteahhidin eşi Dudu Coşkun hakkında da takipsizlik kararı verilmiş. Dudu Coşkun, yüklenici firmada sorumlu olan üç kişiden biri. Şantiye şefinin değişimi kararını da veren kişidir. Bu davada Dudu Coşkun yargılanmazken Dudu Coşkun'un atama yaptığı kişiler yargılanmaktadır. Kişilerin yargılanmasına itirazımız yoktur ama Dudu Coşkun'un da yargılanması gerektiğini düşünüyoruz."

Müşteki avukatı Cansu Albayrak da müteahhit Mehmet Yaşar Coşkun'un eski Mimarlar Odası Başkanı olduğunu hatırlatarak, "Mehmet Yaşar Coşkun hem mimar hem müteahhit hem de dönemin Mimarlar Odası Başkanı'dır. Yani her aşamayı bilen kişidir. Bu insanlar acemi değildir, konularının uzmanlarıdır. Bunların yönetmeliği bilmeme durumları da yoktur. Katsayının 7 değil de 6 alınması bilinçlidir, hata değildir" ifadesini kullandı.

TUTUKLU SEKÜÇOĞLU: BU ACININ GERÇEK SORUMLULARI ORTAYA ÇIKARILMALIDIR

Tutuklu sanık Bülent Seküçoğlu, uygulama denetçisi olmadığını öne sürerek, "Daha önceki yaptığım savunmaları tekrar ediyorum. Sözlerime depremde vefat edenlere rahmet dileyerek başlamak istiyorum. Bu acının gerçek sorumluları ortaya çıkarılmalıdır. Yapmadığım bir suçun cezasını çekiyorum. Bir binayı yaparken kanuna, Çevre ve Şehircilik ilkelerine riayet ediyor muyuz? Ediyoruz. 11 celsedir 'uygulama denetçisi değilim' diyorum ama anlaşılmıyor. Bu yüzden denetçi olmadığım için binaya da gitmedim. Aleyhime olan suçlamaları kabul etmiyorum, suç işlemedim. Mağdurum. Ben ne şantiye şefi ne müteahhit ne de uygulama denetçisiyim, sadece proje denetçisiyim. Proje denetime uygun mu kısmına baktım, inceledim. Uzun tutukluluk sürem ve yaşım göz önüne alınarak tahliyemi talep ediyorum" dedi.

Tutuksuz sanık Ayhan Karan da bilirkişi raporundaki aleyhe hususları kabul etmediğini bildirerek, "Rönesans Rezidans'ın hiçbir belgesinde imzam dahi bulunmamaktadır. En son bilirkişi raporunda betonun kalitesi düşük olduğu için sorumlu tutuluyorum. Ben mühendisim; beton kalitesi benim sorumluluk alanım değildir" savunmasını yaptı.

MÜTEAHHİT COŞKUN: İLKELERİ OLAN İDEALİST BİR İNSANIM

Müteahhit Mehmet Yaşar Coşkun, üzerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek şu ifadeleri kullandı:

"Yargı önemli ama önemli olan kamuoyu vicdanında aklanmak. Ben kamuoyu vicdanında aklanmak istiyorum. Ben ilkeleri olan, idealist bir insanım. Tek bir test aleyhime çıksın, 30 yıla razıyım. Bölgede öyle bir deprem oldu ki İsrail, Ürdün, Suriye 'de de hissedildi. Dünyada en çok maddi zarara yol açan depremdir. Geçmiş yıllarda Mimarlar Odası Başkanı iken depreme dair uyardığım basın demeçleri de bulunmaktadır. Ben böyle bir insanım. 2012'de Amik Ovası'nı su bastı, havalimanı su altında kaldı, Mimarlar Odası Başkanı olarak da buraya itiraz ettim. Çok yakınımı kaybettim depremde, benim de içim yanıyor. Ama kim suçluysa ortaya çıksın. Bir test yapılsın, ben kusurluysam 30 yıl verilsin bana. Örselenmiş yapıdan alınan malzeme ile test olmayacak ama. Sorunu sadece müteahhit, kontrol elemanına yüklemek de adil değildir. Sorun sistem sorunudur. Yatılması gereken kısmı yattım. Yaşım ve hastalıklarım da göz önüne alınarak tahliyemi talep ediyorum."
"OLASI KAST" TALEBİ YİNE REDDEDİLDİ
Mahkeme heyeti, müşteki avukatlarının sanıklardan "olası kast"tan ek savunma alınması talebini, " Dosyanın esasına etki edebilecek yeni bir delilin mevcut olmaması" gerekçesiyle reddetti. Heyet ayrıca, 3 sanığın tutukluluk halinin devamına ve yeni bir bilirkişi raporu alınıp alınmayacağının celse arasında değerlendirilmesine karar vererek duruşmayı 26 Ekim'e erteledi.

İSTANBUL BARO BAŞKANI KABOĞLU: ÜÇ MAYMUNU OYNARCASINA BİR SAVUNMALAR ZİNCİRİNE TANIK OLDUK

Duruşma arasında yapılan basın açıklamasında konuşan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, kayıpların büyüklüğüne dikkati çekerek, 250 daireli devasa bir yapıda 300'den fazla insanın yaşamını yitirdiğini hatırlatarak,

"Burada aslında sorumluluk zincirlemedir; hem devlet organlarının hem özel sektörün, özellikle yapı sektörünün... Ama şu ana kadar dinlediğimiz açıklamalar ve savunmalar, sanki yapı sektörü ve yapı sektörünün denetimi herhangi bir biçimde yokmuş gibi, onlar tümüyle suçsuzmuş gibi, adeta 'görmedim, duymadım, konuşmadım' dercesine, üç maymunu oynarcasına bir savunmalar zincirine tanık olduk" diye konuştu.

Mahkeme kararına kadar herkesin masumiyet karinesinden yararlanma hakkı olduğunu vurgulayan Kaboğlu, savunmaların daha gerçekçi bir zemine oturması için çaba gösterdiklerini ifade etti.

"BU DAVA KUŞAKLAR ARASI HAKKANİYET TESTİDİR"

Davanın tarihsel bir nitelik Taşı dığına değinen Kaboğlu, Hatay'ın 1996 yılında 1. derece deprem bölgesi ilan edildiğini, binanın ise bundan 15 yıl sonra, 2010'da inşa edilmeye başlandığını ve 10 yıl sonra yerle bir olduğunu hatırlattı.

Yapım ve denetim süreçlerindeki yetki karmaşasına değinen Kaboğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Burada büyük sorumsuzluklar, hatta aymazlıklar var. Hem devlet organlarının düzenleme ve denetleme yapması hem de yapı sektörünün... Hatay Mimarlar Odası Başkanı'nın aynı zamanda hem müteahhit olması hem o şirketi denetlemesi hem de Mimarlar Odası Başkanı olması kabul edilemez. Bu tür yetki, görev ve sorumluluklar bir kişide birleşmez. Bütün bunlar Yargılama sonunda ortaya çıkacaktır. Çünkü bu dava kuşaklar arası bir hakkaniyet testidir. Bu davadan çıkacak sonuç, gelecek kuşakların yaşam hakkını güvenceye alıp alamayacağımız yönünde bir sınavdır."

DURUŞMA SALONUNUN FİZİKİ KOŞULLARINA TEPKİ

Duruşmanın yürütüldüğü fiziki şartları da eleştiren İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu, "Bu kadar önemli, bu kadar büyük ve yaşamsal bir davanın bir Bodrum katında, ağır ceza salonunun o kadar havasız bir yerinde yapılması adil yargılanma hakkıyla bağdaşmamaktadır" ifadesini kullandı. Kaboğlu, davanın adil bir sonuca ulaşması ve sorumluların yaptırıma tabi tutulması için gerekli mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek sözlerini tamamladı.


SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ