Haber: Melis YILDIRIM
(TBMM) - YENİ Parti Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, TBMM Dışişleri Komisyonu'ndaki Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi görüşmelerinde, "Suudileri koruyacağız diye, Husilerle mücadele için Yemen'e gideceğiz. Ne münasebet. Ne işimiz var Yemen çöllerinde" diye konuştu. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Levent Gümrükçü'ye, "Türkiye ile İsrail istihbarat paylaşıyor mu" diye sordu.
TBMM Dışişleri Komisyonu'nda, Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi görüşülüyor. Anlaşma'nın detaylarının görüşülmesi ve daha iyi anlaşılması için alt komisyon kurulması ve tali komisyon olan Milli Savunma Komisyonu'ndan görüş alınmasına ilişkin önergeler reddedildi.
"BAŞKA ASKERİ EĞİTİM VE İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMALARI VAR"
Suudi Arabistan ve Pakistan ile daha önce yapılan benzer anlaşmaların olup olmadığı sorusu üzerine Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Levent Gümrükçü, şu bilgileri paylaştı:
"Suudi Arabistan'la daha önce iş birliği anlaşması var. Türkiye Cumhuriyeti ile Pakistan arasında tatbikatlarının icrasına ilişkin bir mutabakat muhtırası var. Yine, Türkiye ile Pakistan arasında bu tatbikatlara ilişkin muhtıranın uygulama protokolleri çerçevesinde çeşitli başka ortak tatbikatlar ve eğitim kurslarına yönelik, askeri alanda eğitim, teknik ve bilimsel iş birliğine yönelik bazı anlaşmalar var. Yine, Türkiye Cumhuriyeti ile Pakistan arasında -Genelkurmay Başkanlıkları arasında- daha spesifik tatbikatlara yönelik uygulama protokolü şeklinde, Efes Tatbikatı'na ilişkin bazı anlaşmalarımız var. Suudi Arabistan'la da aramızda -biraz önce bahsettiğim gibi- 2012 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti arasında askeri eğitim ve iş birliği anlaşması söz konusu. Yine, keza askeri alanda eğitim, teknik ve bilimsel iş birliği anlaşması 2010 yılından bu yana söz konusu. Yine, Türkiye Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan Krallığı arasında savunma sanayi iş birliği anlaşması var."
İYİ Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun, Türkiye'nin bu anlaşmayla devlet olarak hangi savunma ihtiyacının karşılanacağını anlayamadığını belirtti. Anlaşma'nın bölgesel krizlere dahil olma riskini beraberinde getirebilecek mahiyette olduğunu vurgulayan Ergun, "Özellikle İran'la ilişkiler, Yemen'deki çatışmalar, Körfez güvenliği ve Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri birlikte ele alındığında anlaşmanın bölgesel istikrara katkısının yanı sıra yeni siyasi ve askeri kamplaşmaları derinleştirme ihtimalinin de dikkatle değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Anlaşma kapsamında Türkiye'nin üstleneceği yükümlülükler ile elde edeceği somut siyasi, askerî, diplomatik kazanımlar arasındaki dengenin açık biçimde ortaya konulması, askeri taahhütlerinin kapsamının, uygulanma koşullarının ve uyuşmazlık halinde izlenecek usullerin hukuki güvence altına alınması bu açıdan önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.
"YETKİ OLMADAN YAPILDIĞI İÇİN GAYRİ MEŞRU DEĞİL Mİ"
YENİ Parti Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, kendilerinin Türkiye'nin Suudi Arabistan ile de Pakistan ile de ilişkilerinin her alanda geliştirilmesinden yana olduklarını, buna savunma ve güvenlik alanlarının da dahil olduğunu belirtti. Çakırözer, "Ancak anlaşma bu haliyle Türkiye'yi, Mehmetçiğimizi riske atacak, yeni güvenlik tehditleri yaratacak bir anlaşmadır" ifadelerini kullandı.
Usüle ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çakırözer, Anlaşma'nın 7 Ağustos'ta imzalanıp Meclis'e 20 Ekim'de geldiğini söyledi. Meclis'te konuşmadan, Meclis'in onaylayıp onaylanmayacağına karar verilmeden icrai kararlar alınarak yürürlüğe sokulduğunu dile getiren Çakırözer, Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi önce İstanbul sonra Riyad'da toplandığını anımsattı. Çakırözer, "Bu toplantılar dizisine Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı gitti. Ve birçok karar alındı. Suudi Arabistan'a askeri kuvvet konuşlandırılmasına hazırlık yapılması kararlaştırıldı. Oysa buna karar verecek yer Gazi Meclisimizdir. Henüz biz anlaşmayı dahi görmeden Pakistanlı bir general Genel Sekreter olarak ataması yapıldı. Bunların hepsi elinizde yetki olmadan yapıldığı için gayrimeşru değil midir? Mesela dün Tahran’a hangi yetkiyle gitti bu paktın üyesi ülkelerin yetkilileri? Biz Meclis olarak onayladık mı? Hayır daha yeni tartışıyoruz" dedi.
"MİLLET İRADESİ HİÇE SAYILDI"
Meclis görüp onaylamadan anlaşmanın sanki yürürlükteymiş gibi işletildiğini söyleyen Çakırözer, "Millet iradesi hiçe sayıldı. Bu, Anayasamıza yasalarımıza aykırıdır. Bu oldubittiyi yaratanlara 1 Mart Tezkeresi'nin hatırlatırım. O gün AK Parti'nin çoğunluğu vardı, ama bu Meclis, Irak'ın işgaline cevaz veren tezkereye karşı onurlu bir direnç gösterdi. Gazi Meclis, Türkiye'nin Irak'ın işgaline ortak edilmesine izin vermedi. Meclis iradesinin ne kadar önemli olduğunu hepimize gösterdi. Dolayısıyla bugün de hiç kimse 'Nasıl olsa Meclis onaylar' diyemez. Bir kez daha hatırlatmak isterim ki bu Meclis ve milletvekillerimizin iradesi sadece biz muhalefetin değil, siz iktidar partisindeki milletvekili arkadaşlarımızın da iradesi, saraylarda önceden alınmış kararların sorgusuz sualsiz tescil yeri değildir. Biz daha metni dahi görmemişken Saray bürokratları tweet atıp milletvekillerine teşekkür ediyor, adeta istikamet gösteriyor. Bunlar olmaz" şeklinde konuştu.
Tali komisyon konumundaki Milli Savunma Komisyonu'nun toplanıp rapor sunmasını gerektirdiğine dikkat çeken Çakırözer, bu Anlaşma uyarınca taraflardan birine yönelik saldırının hepsine yönelik sayılacağı ve diğerlerinin yardım edeceğini hatırlattı. Çakırözer, burada güvenlik öncelikleri, risk tehdit değerlendirmeleri birbirinden farklı üç ülkeden bahsettiklerini söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:
"Pakistan için bu tehdit Afganistan olabilir, Keşmir meselesi nedeniyle Hindistan olabilir. Suudi Arabistan için bu tehdit İran olabilir, İran destekli bölgedeki milisler olabilir, İsrail olabilir, Körfezdeki ülkeler olabilir. Türkiye için ise bu saydıklarım yerine çok daha farklı risk ve tehdit analizleri yapılabilir. Mesela Ukrayna savaşı nedeniyle Karadeniz, Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarımız, KKTC'nin ve Kıbrıs Türkünün hakkı hukuku, terörle mücadele kapsamında Irak, Suriye ve İran başta olmak üzere komşu ülkelerde istikrarın korunması gibi önceliklerimiz var bizim. Hal böyleyken bu anlaşma ile biz Suudi Arabistan'ın, Pakistan'ın güvenlik risklerini üstlenmekteyiz. Türkiye'nin güvenlik önceliği bu değil ki. Mesela Suudileri koruyacağız diye, Husilerle mücadele için Yemen'e gideceğiz. Ne münasebet. Ne işimiz var Yemen çöllerinde. Ya da İran gibi Hindistan gibi önemli bir ülkeyi karşımıza alacağız. Ve tam da mücadele etmemiz gereken Türkiye karşıtı ittifaklara bu ülkelerin girmelerinin önünü kendi elimizle açacağız. Bunlar bizim ulusal çıkarımıza olan işler değil."
"Türkiye başkalarının savaşının tarafı haline getirilmemelidir" diyen Çakırözer, bu paktın kime karşı kurulduğu sorusunu yöneltti. Çakırözer, "Böyle pakt anlaşmaları barış zamanında güçleri birleştirmek caydırıcılığı artırmak, savaşa mani olmak tarafların hiçbirisinin savaşa muharip olmamasını temin etmek için yapılır. Ama burada savaştaki bir ülkeyle sana saldıran bana saldırmıştır anlaşması yapmak, ülkeyi doğrudan savaşa sokmaktır. Konuşlanma kimin için Suudi Arabistan'ın güvenliği için. Kime karşı? Husilerin saldırısına karşı. Husilerin arkasında kim var? İran var. Hatta İran'ın elde kalan tek faal vekil gücü. İran desteği sayesinde İsrail'i doğrudan hedef alan füze saldırılarını yapan işte bu Husiler Bu durumda, bunun iktidara yakın yayın organlarında gördüğümüz gibi İsrail’e karşı olmadığını, tam tersine en çok ABD ve İsrail'i sevindireceğinin farkında değil misiniz" şeklinde konuştu.
"BU ANLAŞMA'NIN AMACI SUUDİ HANEDANINI KORUMAK"
Çakırözer, Türkiye'nin çıkarının, hangi yükümlülüğü neden üstlendiğini, bunun ülkeye ne getireceğini ve hangi riskleri doğuracağını bilerek hareket etmek olduğunu söyledi. Çakırözer, "Bu Anlaşma'nın amacı Suudi hanedanını, petrol tesislerini koruma anlaşmasıdır. Bunun karşılığında ise kendi bozduğunuz ekonomimize Suud finansmanı sağlamak, mümkün olursa savuna sanayi projelerimize ortak etmektir. Ülkemize ama Suud’dan ama başka yerden yabancı sermaye gelmesini, savunma sanayimizin ama Suudlarla ama başka ülkelerle işbirliği yaparak gelişmesini büyümesini burada istemeyen kimse yok. Ama bunlar olsun diye Yemen çöllerinde bir Mehmetçiğimizin tırnağına zarar gelecek bir risk üstleniyorsak işte biz buna karşıyız" dedi.
Ülke bir demokrasi ve hukuk devleti olduğunda, hukuk güvencesinin hem yurttaşları hem de yatırımcıları kapsaması sağlandığında her koşulda ülkeye yatırımı da bulacaklarını savunma sanayiyi de geliştireceklerini belirten Çakırözer, bu ülkenin bunları askere güvenlik riski yaşatmadan yapabilecek yetenek ve donanıma da sahip insan yeteneği, diplomat olsun, ekonomist olsun asker olsun siyasetçi olsun olduğunu söyledi. Türkiye'nin dostları, müttefikleri olabileceğini, Türkiye'nin bölgesel iş birlikleri de yapabileceğine değinen Çakırözer, "Ama Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenlik politikası, başka ülkelerin güvenlik ihtiyaçları üzerinden şekillendirilemez" diye konuştu.
"HUSİLERE KARŞI GÜÇ SEVK EDERSEK BUNU HANGİ GEREKÇEYLE YAPACAĞIZ"
Anlaşma'nın 16'ncı maddesinin Anlaşma'nın süresiz olacağını, çekilmenin ancak yürürlüğe girdikten 10 yıl sonra üç ay önceden bildirimle mümkün olduğunu hükmettiğini dile getiren Çakırözer, şöyle konuştu:
"Oysa Türkiye’de ilk seçimde iktidar değişecek. Ama bu anlaşma, gelecek Cumhuriyet hükümetlerini on yıl boyunca bağlayacak. Onların iradesini ipotek altına alacak. Başka anlaşmalarda süresiz bağlılık umurunuzda değil. Özellikle temel hak ve özgürlükler ile ilgili anlaşmalarda. Mesela milyonlarca kadının yaşam hakkını güvence altına alan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarken 'Türkiye'nin uluslararası alanda kendisini bağlamasını istemiyoruz' diyen anlayış, bugün Suudi Arabistan'ın, Suudi hanedanının güvenliğini korumak için ülkemizi 10 yıllık bir taahhüt ve risk altına rahatlıkla sokabiliyor. Bizim itirazımız tam olarak bunadır. Mekke Paktı hükümlerinde terörle mücadele maddesi var. Evet ama terör örgütü kim? Eğer Husilere karşı bölgeye askeri güç sevk edersek, bunu hangi gerekçeyle yapacağız. Mekke Paktı'nda Suudi Arabistan'a vermekle yükümlü olduğumuz destek gereği, örneğin Husileri ve onların siyasi partisi Ensarullah'ı terörist ilan edecek miyiz? Hükümetin böyle bir planı var mı? Öyleyse geçmişte bu Ensarullah için bu Husiler İsrail’e karşı tutum aldığında yaptığınız övgüleri nereye koyacaksınız?"
Yemen ve Husiler konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın değişik zamanlardaki açıklamalarını anımsatan Çakırözer, "Şimdi soruyorum bu iktidarın ve başındaki Erdoğan’ın aynı konuda 180 derece değişebilen görüşleri varken, böylesine savrulmalar içindeyken biz şimdi nasıl bu görüşlere güvenip de böyle bağlayıcı bir askeri ittifaka gireceğiz, Husilere karşı Mehmetçiği Yemen çöllerine göndereceğiz" dedi.
"BU BİR TRUMP PLANIDIR, TOM BARRACK'IN PLANIDIR"
Çakırözer, Anlaşma'nın savaşta ve barışta konuşlanmadan lojistik, silah, mühimmat, yakıt desteğinden bahsettiğini belirterek, "Buradan bizim çıkarımımız Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Suudi hanedanının korunması için konuşlanmasının zemininin hazırlandığı biçimindedir. Peki neden! Nasıl buraya geldik? Çünkü bu bir Trump planıdır, densiz büyükelçi Tom Barrack'ın planıdır. Ve her Trump planı gibi, her Tom Barrack planı gibi Türkiye'nin ya da bölgemizin ya da İslam dünyasının çıkarını korumayı amaçlamaz. ABD'nin çıkarını, Trump'ın çıkarlarını, İsrail'in çıkarını korumayı öncelik sayar" şeklinde konuştu.
Bu şartlar altında Mekke Paktı'nın Türkiye'den çok ABD çıkarlarını korumadığına, ABD'nin operasyon yapamayacağı Husilere karşı, ateşi elle tutmak yerine maşayla tutmak istediğine nasıl ikna olacaklarını soran Çakırözer, "Olmayacağız. Çünkü Türk askerini Yemen'e göndermek, Türkiye'nin planı, Türkiye'nin programı değildir. Trump'ın planıdır. ABD ve İsrail'in çıkarlarına hizmet etmektedir" dedi.
"ANLAŞMA'YA HAYIR DİYECEĞİZ"
Çakırözer, "Dostluk, bir milletin iradesini devre dışı bırakarak kurulmaz. Güvenlik, başkalarının savaşını üstlenerek sağlanmaz. Türkiye'nin gücü, kendi sınırlarını, kendi halkının güvenliğini istikrarını, kendi çıkarını gözeten bir akılla ölçülür. Biz Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la ilişkilerinin geliştirilmesine karşı değiliz. Ama Türkiye'yi gereksiz güvenlik riskleri altına sokan, barış döneminde dahi askeri yükümlülükler doğurabilecek, gelecek hükümetleri 10 yıl boyunca bağlayacak ve üstelik Meclis iradesini daha en başından tartışmalı hale getiren bu anlaşmaya bu haliyle onay vermiyoruz. Bu nedenle, hem usule hem esasa ilişkin bu itirazlarımız nedeniyle bu Anlaşma'ya hayır diyeceğiz" diye konuştu.
"ORTAK TERÖR ÖRGÜTLERİ LİSTESİ VAR MI"
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, bu Anlaşma'nın 7 Ağustos'ta imzalanmadan bir hafta önce kesinleşmemiş olacağını söyleyerek, bir hazırlık aşaması olması gerektiğine işaret etti. Hazırlık sürecine ilişkin izahat isteyen Salıcı, Anlaşma'nın Meclis'e gelmeden önce Genel Sekreter belirlendiğine ve başka adımlar atıldığına işaret etti.
Anlaşma'nın süresine değinen Salıcı, "Ben şimdiye kadar böyle bir süre sınırına şahit olmadım. Yani Anlaşma'ya giriyorsunuz ve 10 yıl boyunca iktidar da değişse, dünyada başka türlü gelişmeler de olsa anlaşma 10 yıl boyunca devam ediyor. Tamam, çıkmak için üç ay önceden bildirebilirsiniz. Ama bu 10 yıllık süre niye kondu" diye sordu. Türkiye'nin NATO üyeliğinin devam ettiğini ve iş birliğinin de iyi seviyede gittiğini söyleyen Salıcı, "İkinci bir kolektif savunma düzenlemesine biz niye gerek var? Geçmişte kötü bir CENTO deneyimi var. O CENTO deneyimiyle bugün yapmış olduğumuz Mekke Savunma Antlaşması'nın kıyaslaması ya da koşulların farklılığı konusunda bir nokta oluşur diye düşünüyorum" değerlendirmesinde bulundu.
Salıcı, "Şu anda Suudi Arabistan'a ya da Yemen'e asker gönderme ile ilgili bir hazırlık var. Tamam tezkere yok, tezkere Meclis'e gelmiş değil. Ama bir hazırlık var. Öyle bir niyet var. Bunu Mısır'ın asker gönderme kararıyla beraber değerlendirirsek nasıl olur? Çünkü Mısır da bu Anlaşma'nın dördüncü tarafı olarak konumlanan ülkelerden bir tanesi olarak sayılıyordu" dedi.
Terör örgütü tanımlaması meselesine değinen Salıcı, "Ortak bir terör örgütleri listesi var mı? Ya da Suudi Arabistan'ın, Pakistan'ın terör örgütü olarak gördüğü örgütleri biz de terör örgütü olarak görecek miyiz? Görüyor muyuz? En azından Husileri, Ensarullah'ı terör örgütü olarak görüyor mu Türkiye" sorularını yöneltti.
"TÜRKİYE'NİN ÜSTLENECEĞİ SORUMLULUĞUN SINIRI NEDİR"
DEM Parti Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp, bu Anlaşma'nın halkların güvenliğini mi artıracağı yoksa Türkiye'yi başka ülkelerin savaşlarına bağlayan yeni sorumlulukları mı doğuracağını sordu. Gökalp, "DEM Parti olarak yaklaşımımız nettir. Bölgesel sorunların çözümünü askeri ittifaklarda ve silahlanmada güvenlik dış politikayı doğru bulmuyoruz ve eleştiriyoruz bu yaklaşımı. Çünkü bir tarafın güvenlik adına attığı adım diğer tarafta tehdit olarak algılanabiliyor. Ardından karşı silahlanma, karşı ittifaklar ve yeni gerilimler geliyor ve iktidarlar güvenlik ararken bölge halkları daha güvensiz bir geleceğe sürükleniyor. Bölgenin ihtiyacı çatışmaları birbirine bağlayan yeni askeri taahhütler değil, bu çatışmaları birbirinden ayırarak çözebilecek bir barış diplomasisidir" dedi.
Yemen'de sivillere yönelik saldırılara dikkat çeken Gökalp, Suudi topraklarını korumakla Yemen'deki askeri faaliyetlere destek vermek arasındaki sınırı açıkça çizmek zorunda olduklarını belirtti. Gökalp, "Savunma amaçlı demek sivil kayıpları ortadan kaldırmıyor ne yazık ki" dedi. Gökalp, Pakistan bakımından da farklı bir çatışma alanı olduğunu, Hindistan'da Keşmir sorunu, Afganistan sınırındaki gerilimler ve silahlı gruplarla çatışmalar söz konusu olduğunu belirtti. "Türkiye'nin bu sorunlar karşısında üstleneceği sorumluluğun sınırı nedir" diye sormak istediğini dile getiren Gökalp, "Ortak ekonomik çıkarların bulunması bütün tehdit değerlendirmelerinin de ortak olduğu anlamına gelmiyor" ifadelerini kullandı.
Anlaşma'nın ekonomik boyutuna değinen Gökalp, ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve savunma sanayisine pazar açılmasının hedeflendiğini söyledi. Gökalp, "Peki şirketlerin elde edeceği kazanç ile devletin üstleneceği maliyet ayrı ayrı hesaplandı mı? Konuşlanmanın, lojistiğin, silah ve mühimmat desteğinin bedelini kim ödeyecek diye sormak istiyoruz. Ekonomik krizin dış finansman ve silah ihracatı üzerinden cevap ararken halkın geleceğini uzun vadeli askeri taahhütlere bağlayamazsınız. Ticaret koridorlarında söz sahibi olmanın bedeli başka savaşların riskini üstlenmek olmamalıdır" diye konuştu.
"TÜRKİYE'NİN DİYALOĞU DESTEKLEYEN BİR ROL ÜSTLENMESİNİ SAVUNUYORUZ"
Gökalp, "Biz Türkiye'nin Yemen'de ateşkesi ve kapsayıcı müzakereleri güçlendirmesini istiyoruz. İran-Suudi Arabistan hattında gerilimi düşüren, Pakistan-Afganistan sorunlarında diyaloğu destekleyen bir rol üstlenmesini savunuyoruz. Türkiye halkları başka çıkar hesaplarının savaş yükünü taşımak zorunda değildir. Bölgenin bütün barış halkları için barışı savunuyoruz. Bütün bölge halkları için bu savunma hattını güçlendirme noktasında Türkiye'nin de bu rolü tamamıyla yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle bölgesel kutuplaştırmayı da kutuplaşmayı derinleştiren, belirsiz askeri yükümlülükler getiren, demokratik denetimi yeterince güvence almayan bu anlaşmanın onaylanmasını doğru bulmuyoruz ve bu anlaşmanın kendisine dair bir şerhimiz de olduğunu ifade ediyorum" ifadelerini kullandı.
"DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞIMIZ 'YURTTA SULH CİHANDA SULH' İLKESİNİ ESAS ALMALI"
CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, Anlaşma'nın 2'nci maddesinin taraflardan birine yönelik dış kaynaklı bir silahlı saldırının bütün taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilmesini hükmettiğini kaydederek, "Bir ülkeye yönelik saldırı, hangi koşullarda Türkiye'nin de doğrudan güvenlik meselesi haline gelecektir? Diyelim ki Pakistan ile başka bir devlet arasında askeri çatışma çıktı. Diyelim ki Suudi Arabistan, bölgesel bir kriz nedeniyle askeri saldırıya uğradı. Türkiye'nin nasıl bir tutum alacağı, hangi desteği sağlayacağı ve bu desteğin sınırlarının ne olacağı nasıl belirlenecek" sorularını sordu.
Güzelmansur, "Türkiye'nin askeri destek sağlaması gerektiği düşünülen bir durumda, ülkemizin anayasal karar süreçleri nasıl işletilecek? Bu soruların cevabı yalnızca diplomatik teamüllere bırakılamaz. Anayasa'mızın 92'nci maddesi, savaş hali ilanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi konusunda TBMM'nin yetkisini düzenlemektedir. Bu yetkinin kapsamı, somut olayın koşulları ve uluslararası yükümlülükler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bizim istediğimiz açıktır. Türkiye'nin askeri yükümlülükleri ile anayasal yetkileri arasındaki ilişkinin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde ortaya konulması" şeklinde konuştu.
Türkiye'nin güvenlik öncelikleri ile Pakistan'ın ve Suudi Arabistan'ın güvenlik öncelikleri her zaman aynı olmayabileceğine dikkat çeken Güzelmansur, şu ifadeleri kullandı:
"Pakistan'ın güvenlik politikalarında Hindistan'la ilişkilerinin önemli bir yeri vardır. Suudi Arabistan'ın güvenlik hesaplarında ise Körfez bölgesindeki güç dengeleri ve İran'la ilişkileri belirleyici olabilir. Türkiye'nin öncelikleri farklıdır. Bizim sınır güvenliğimiz var. Terörle mücadelemiz var. Ege ve Doğu Akdeniz'deki haklarımız var. Kıbrıs meselemiz, Karadeniz'deki güvenlik dengelerimiz ve bölgemizdeki gelişmelerden kaynaklanan kendimize özgü sorumluluklarımız var.
Peki, bu üç ülkenin çıkarları çatıştığında ne olacak? Türkiye, kendi ulusal çıkarlarını mı esas alacak, yoksa ittifakın ortak tutumunu korumak adına kendi önceliklerinden ödün vermek zorunda mı kalacak? Elbette her uluslararası ortaklıkta çıkarların örtüşmediği durumlar yaşanabilir. Önemli olan, bu durumlarda her ülkenin bağımsız karar alma yetkisinin korunmasıdır. Bu nedenle anlaşmanın uygulanmasında Türkiye'nin ulusal güvenlik değerlendirmesini bağımsız biçimde yapma hakkı açıkça güvence altına alınmalıdır.
Bizim dış politika anlayışımız, Atatürk'ün ortaya koyduğu 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesini esas almalıdır. Bu ilke, Türkiye'nin dünyadan uzak durması anlamına gelmez. Tam tersine, güçlü bir ordunun, etkili bir diplomasinin ve bağımsız karar alma kapasitesinin barışın korunması için birlikte kullanılmasını gerektirir. Türkiye, başka devletlerle iş birliği yaparken kendi iradesini korumalıdır. Dostluk, karşılıklı çıkar ve dayanışma
önemlidir, ancak hiçbir ortaklık Türkiye'nin kendi ulusal çıkarlarını değerlendirme hakkını ortadan kaldırmamalıdır."
"OYDAŞMA SAĞLANMADIĞINDA NE OLACAK"
Suudi Arabistan'daki Sekretarya'nın işleyişine değinen Güzelmansur, "Sekreterya kuruldu, İlk Genel Sekreter belirlendi. Sekretarya'nın bütçesi nasıl oluşturulacak? Personel yapısı nasıl belirlenecek? Üç ülkenin idari ve stratejik ağırlığı hangi esaslara göre dengelenecek? Anlaşma'da kararların oydaşmayla alınacağı belirtiliyor. Peki, oydaşma sağlanamadığında ne olacak? Taraflardan birinin ulusal çıkarları diğer iki tarafın yaklaşımıyla çelişirse hangi yöntem izlenecek" sorularını yöneltti.
"TÜRKİYE NEYİ, NASIL CAYDIRACAK"
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, sürecin o kadar hızlandırılmış ilerlediğini belirterek, 74 gün boyunca hiçbir şey duymadıklarını dile getirdi. Anlaşma metnini basından gördüklerini söleyen Cupolo, usülen reddettiklerini kaydetti. Cupolo, bölgedeki anlaşmalar kapsamındaki askeri hareketliliklere değinerek, "Bu kadar şeyden caydırıcılık üretemeyen bir Suudi Arabistan'a, Türkiye'den nasıl bir caydırıcılık vaat edecek? Bunu öğrenmek istiyoruz. Çünkü eğer Pakistan ki, buna kapıyı kapattığını söyledi, nükleer şemsiye şemsiyesini paylaşmayacaksa bu durumda Türkiye neyi caydıracak? Nasıl caydıracak? Neyiyle caydıracak" sorularını yöneltti.
Cupolo, bölgesel sahiplenme söyleminin son günlerde popüler bir kelime öbeği haline geldiğini söyleyerek konuşmasında Bakan Yardımcısı Gümrükçü'ye Türkiye'nin İsrail ile istihbarat paylaşımında bulunup bulunmadığını sordu. Cupolo konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
"Ama bölgesel taşeronluğa benziyor. Mesela geçen sene Suudi Arabistan'ın Veliaht Prensi ABD'ye gitmişti. Orada 1 trilyon dolarlık bir anlaşma yaptı. Sonra 620 milyon dolarlık biraz daha silah aldı. Şimdi Suudi Arabistan ABD'ye sipariş verdi. 'Benim korumaya ihtiyacım var' dedi. ABD yani aradığımız ABD'ye ulaşılamadı. Haliyle ABD de dedi ki, 'Bölgesel sahiplenme diyorlar ama ben size bölgesel taşeronumu göndereceğim ve sizin adınıza orada size savunma, yani benim adıma size orada savunma sağlayacak bir kuvvet gönderiyorum' dedi.
Yine en problemli gördüğümüz noktalardan birisi istihbarat paylaşımı. Bunu hem soru olarak soruyorum hem de bir beyan olarak söyleyeceğim. Türkiye ile İsrail istihbarat paylaşıyor mu? Bize göre, yani duyduğumuz Gazze söylemleri, anlatısına göre paylaşmıyor olması gerekiyor değil mi? Türkiye'yle İsrail istihbarat paylaşımı yapıyor mu? Çünkü bazı açık bilgiler var. Bu açık bilgilere bakalım. 27 Eylül tarihinde Netanyahu ve eşi Birleşik Arap Emirlikleri'ne gidiyor. Orada işte Emir ile görüşüyorlar. Sonra 28 Eylül'de Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan da gidiyor. Çok tesadüf, art arda gelen ziyaretler. Yine İsrail'in Suudi Arabistan'a bu devam eden saldırılar süresince istihbarat paylaşmak istediğini, açık olduğunu ve bunun için her destek çabasına hazır olduğunu söylemişti.
CENTCOM'un öncülüğüyle Almanya'da çok yakın zamanda yapılan bir toplantıya yine İsrail'in katıldığı, Suudiler'in katıldığı, Pakistan'ın katıldığı, yani aslında Mekke anlaşmasına taraf herkesin katıldığını görüyoruz. Şimdi buna baktığımızda, bir Gazze anlatısı var. Gazze'deki soykırım ile ilgili bir anlatı var. Bir taraftan da İsrail'le kapalı kapılar kapılar arkasında yürüyen bir anlatı var. Atlar arabanın önünde koşuyor. Bir barış anlatısı ayıp olmasın diye herhalde koymuşlar. Barış kelimesi bir defa mı, iki defa mı geçiyordu. Ama burada, bu paktta bulunan barış anlatısının altının boş olduğunu, dolmadıkça da buna asla kabul vermeyeceğimizi söylüyorum."
GALATASARAY
AMED SPORTİF FAALİYETLER
TRABZONSPOR
BEŞİKTAŞ
FENERBAHÇE
KASIMPAŞA
KOCAELİSPOR
ERZURUMSPOR FK
ARCA ÇORUM FK
GÖZTEPE
CORENDON ALANYASPOR
İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK
ÇAYKUR RİZESPOR
TÜMOSAN KONYASPOR
GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ
GENÇLERBİRLİĞİ
SAMSUNSPOR
EYÜPSPOR








Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir