Telefonum sanırım 20 Ekim Salı günü saat 15.30’da çaldı. Arayan Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’de görevli polisti. "Bir ifade işleminiz var İsmail Bey, bugün 17.00’ye kadar Emniyete gelebilir misiniz?" dedi. "Elbette, avukatlarım ile geliyorum" dedim. Yoldayken tekrar aradılar, "Neredesiniz?" diye sordular. "Az kaldı gelmek üzereyiz" dediğimde, "Siz yerinizi söyleyin sizi alalım isterseniz?" denildi. "Allah Allah, Emniyetin böyle bir hizmeti mi var?" diye şaşırırken "10 dakikaya oradayız" dedim.
Emniyette ifademi verdikten sonra gözaltında olduğum ve geceyi nezarethanede geçireceğim söylendi. Sağlık kontrolünün ardından nezarethaneye indirildim. Malum önceki gelişimde nezarethane koridorunu benim için açmışlardı ve tek başınaydım. Bu sefer nezarethanede ağır bir koku vardı. Çünkü nezarethaneler ağzına kadar doluydu. Hem Süleymancılara operasyon yapılmış hem de uyuşturucuya özendirme operasyonu yapılmış. Gece nezarethanede yerde uyumak zorunda kaldım. Süleymancılar ile aynı nezarethanede olduğum için de epey sohbet ettik. Kendi kurs ve yurtlarında büyüyen isimlerden bahsettiler ki bir isim oldukça dikkat çekici. "Hem bizim yurtlarımızda büyüdü hem de şimdi..." diye anlatıyorlar. Anladığım kadarıyla yapılan operasyonlar artık cemaat içinde de bir rahatsızlık başlatmış. "Keşke iktidara karşı bu kadar keskin çıkış yapmak yerine daha ortada kalsaydık" diyen de vardı.
***
21 Ekim Çarşamba sabahı Ankara Adliyesine götürüldüm. Önceki tutukluluğumda savcı yüzü görmemiştim, bu sefer görebildim. Savcı da ifademi aldı. Adını her andığımda bana yeni bir dava açtıran malum şahıs benden şikâyetçiymiş yine! “Kuvvetli suç şüphesi var” denilerek yine yatarı olmayan bir suç iddiası ile sulh ceza hâkimliğine sevk edildim. Sulh ceza hâkimliği sorgusu oldukça kısa sürdü. Hem hâkim bizi doğru düzgün dinlemedi hem de 40 yıllık hukukçu olan avukatımı tersledi ve kısa sürede "Seni tutukladım" dedi.
Polislerle cezaevinin yolunu tuttuk; akşam üzeri cezaevine getirildim, yine tecrit koğuşu denilen geçici koğuşa götürüldüm. Bu arada öncekinden farklı olarak yastık ve battaniye verilmedi kimseye. Sabah işlemlerin ardından kalacağım koğuşa gönderildim ve burada da battaniye, yastık verilmedi. Meğer battaniye ve yastık kalmamış. Bin TL’ye kantinden battaniye satın aldım. Bin TL’niz yoksa ve Sincan’daysanız soğukta kaldınız yani!
28 kişi kapasiteli koğuşta 62 kişiyiz, yine makus talihimden olacak ki yerde yatıyorum. Bu yaz cezaevi, koğuşlar tıka basa dolmuş; cezaevi önceki tutukluluğuma göre çok daha kalabalık. Beni gören tutuklu ve personel epey şaşırıyor "Sen nasıl geri geldin? Ne oldu?" diyorlar.
***
Avukatlarımın ilk ziyaretiyle ifade, sorgu tutanaklarıma da ulaştım. Bir de ne göreyim, kendi ayağımla emniyete gitmeme rağmen "kaçma ve delil karartma" şüphesinden tutuklanmışım! Hayretle sulh ceza hâkimliğinin tutanağını okurken ikinci şoku yaşadım. Güya ben "Bugün Dünya Gazeteciler Günü, bugün beni tutuklamamanızı arz ederim" demişim! Bu ifadeyi okuyunca yok artık dedim. Avukatlarım Hayati Küçük, Taylan Arı ve Ezgi Ergen Sürer’in de tanık olduğu üzere "Gazeteciler Günü’nde gazeteci tutuklayan hâkim olarak tarihe geçmeyin" dedim. Ancak cümlemi değiştirip tutanağa geçirmişler. Yani “arz etmişim” ama benim haberim yok! Böyle iş olur mu? Bu sefer de malum şahsın tuhaf suç duyurusu ile aynı yıl aynı adliyede ikinci kez tutuklandım da halkımızın yüzü mü güldü? Gazetecileri peş peşe cezaevine atıyorsunuz da refah düzeyi mi yükseliyor? Ekonomi mi düzeliyor? Anayasa’da "Basın hürdür, sansür edilemez" denmesine rağmen bizi cezaevine atıyorlar. Tüm tutuklu meslektaşlarım adına da bu kalın duvarların ardından sesleniyorum:
Anayasa’yı daha fazla çiğnemeyin. Bizi bırakın, işimizi yapalım.
GALATASARAY
AMED SPORTİF FAALİYETLER
TRABZONSPOR
BEŞİKTAŞ
FENERBAHÇE
ARCA ÇORUM FK
KASIMPAŞA
KOCAELİSPOR
GÖZTEPE
ERZURUMSPOR FK
CORENDON ALANYASPOR
İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK
ÇAYKUR RİZESPOR
GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ
TÜMOSAN KONYASPOR
GENÇLERBİRLİĞİ
SAMSUNSPOR
EYÜPSPOR









Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir