16 Ekim Cuma sabahı kapım çalındı. Sonra telefonum, bilgisayarım, notlarım ve nihayet özgürlüğüm alındı.
Haber yapmayarak örgüte yardım etmişim.
Avukatımdan dünyada bir örneği var mı diye araştırmasını rica ettim. Cinayeti araştırırken elde ettiği delilleri soruşturma makamlarına vermeyen ve tutuklanan, kaynağını açıklamadığı için tutuklanan meslektaşlarım var ama haber yapmadığı için tutuklanan dünyadaki ilk gazeteci sanırım ben oldum!
Penceremin genişliğini ölçebilirim. Gökyüzünden gördüğüm parçayı tarif edebilirim. Ancak çok az gördüğüm bulutun nereye gittiğini ise buradan takip edemem. Özgürlüğün kaybı, biraz da hikâyelerin sonunu görememektir.
Bir araştırmanın da sınırları vardır. Ulaşılamayan belgeler, konuşmayan tanıklar, saklı kalan gerçekler... Bir gazeteci o boşluğu hayal gücü ile doldurmaz. Okuruna sınırı gösterir. Burada penceremin gösterdiği gökyüzünü bütün dünya diye anlatmayacağım. Dışarıda olduğumda da önümdeki bir sayfayı bütün gerçek diye anlatmadım. Belki özgürlüğün en önemli ahlakı, gördüğümüz çerçevenin dışını unutmamaktır.
Gazetecilik titreyen elle doğru notu almaya devam etmektir. İşte tam da bu yüzden ben profesyonel bir sanığım!
***
Sahte kanser ilaçları dosyasında Bangladeş'ten 35 avroya aldığı ilacı devlete 1750 avroya satmaya çalışan AKP'li eski milletvekilini yazdım, belgelerini sundum. Aile mahkemesinden kadınları koruma kanununu kullanarak benim hakkımda "uzaklaştırma" kararı aldılar.
Yasa dışı bahisin finansörü iddiası ile hakkında iddianame düzenlenerek MASAK raporu hazırlanan falan kişiye sorular sordum, kayıt altına aldım, bunun üzerine ifadesinde "üstenci bakış açısı ile beni baskı altına aldı" dediği için ifadeye çağrılmışken evim basıldı. 3 gün imza, yurtdışı yasağı verildi.
YENİ Parti Milletvekili Ümit Özlale'nin iddialarını araştırdım. Doğrulatabildiğim bilgileri SÖZCÜ TV'de anlattım. Diğer iddiaları bilmediğimi söyledim. Bakan, söylemediğim sözleri söz söylenmiş gibi halkı yanılttı ve suç duyurusunda bulundu. İfadeye gittim. Yurtdışı yasağı ve 3 gün imza şartı kondu. Sabah ev hapsi verildi, ayağıma kelepçe takıldı.
Dedim ya profesyonel sanığım ben...
***
Ayağımda elektronik kelepçe varken nezaretteydim, emniyetteydim, savcılıktaydım, mahkemedeydim. Ne söylediğime bakmadılar bile, tutuklama gerekçelerinden biri "kaçma şüphesi"ydi.
Karapara akladığını inkâr eden, her sözü yalan olan bir kişinin gönderdiği sahte dekontlarla haber yapmadığım için tutuklandım.
Bir dostum görüşte "Bütün bunlara değdi mi?" diye sordu - soruyu duyduğumda hemen cevap veremedim. İnsan ailesinden, işinden, alıştığı hayattan uzak kaldığında bedel üzerine kolay cümle kuramıyor.
Gazeteciliğin toplum için gerekli olduğuna inanıyorum. Yine de kimsenin böyle bir bedel ödemek zorunda kalmasını yüceltmek istemiyorum. Çünkü bu haksızlığın kendisini de normalleştiriyor.
Dostuma şunu söyleyebildim: Doğru bir haberi yapmak kadar, yanlış bir haber yapmamak da değerlidir. Haber yapmamanın karşılığı özgürlük olmamalı.
Bir gün yeniden masama oturduğumda önüme bir dosya gelecek.
İlk sayfasını açacağım.
Ve her zaman sorduğum soruyu soracağım...
"Belgesi nerede?"
Kocaeli 2 No'lu F Tipi cezaevinden tüm dostlarımı özgürce selamlarım.
GALATASARAY
AMED SPORTİF FAALİYETLER
TRABZONSPOR
BEŞİKTAŞ
FENERBAHÇE
ARCA ÇORUM FK
KASIMPAŞA
KOCAELİSPOR
GÖZTEPE
ERZURUMSPOR FK
CORENDON ALANYASPOR
İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK
ÇAYKUR RİZESPOR
GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ
TÜMOSAN KONYASPOR
GENÇLERBİRLİĞİ
SAMSUNSPOR
EYÜPSPOR









Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir