Bugün sorulan soru son derece basit: Türkiye gerçekten yeni bir muhalefete mi kavuştu? Yoksa birileri uzun zamandır hangi muhalefetin var olması gerektiğine zaten karar vermiş miydi?

Bazen siyasette bir cümle yıllar boyu hafızalarda kalır. Bazen de bir cümlenin gerçek anlamı, aylar sonra yaşanan gelişmelerle ortaya çıkar.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir süre önce söylediği şu söz de onlardan biri gibi görünüyor:
"Türkiye hak ettiği gibi bir ana muhalefete çok yakında kavuşacak, merak etmeyin."
Önceki gün CHP lideri Özgür Özel de bu sözünü hatırlatıyordu.
O gün bu sözün ne anlama geldiği üzerine çok konuşuldu. Kimileri bunu sıradan bir siyasi polemik olarak değerlendirdi. Kimileri ise iktidarın CHP içindeki tartışmaları yakından takip ettiğini düşündü.
Sonra CHP kurultayına ilişkin dava süreci başladı.
Ardından mutlak butlan tartışmaları gündeme geldi.
Ve bugün biliyoruz ki, siyasi gündemi altüst eden o kararın metni 13 Mayıs'ta hazırlanmış.
Tam da bu noktada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Eğer herkes bu işlerin tamamen dışındaysa, bu kadar çok tesadüf nasıl aynı noktada buluşabiliyor?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir süre önce söylediği şu söz de onlardan biri gibi görünüyor:
"Türkiye hak ettiği gibi bir ana muhalefete çok yakında kavuşacak, merak etmeyin."
Önceki gün CHP lideri Özgür Özel de bu sözünü hatırlatıyordu.
O gün bu sözün ne anlama geldiği üzerine çok konuşuldu. Kimileri bunu sıradan bir siyasi polemik olarak değerlendirdi. Kimileri ise iktidarın CHP içindeki tartışmaları yakından takip ettiğini düşündü.
Sonra CHP kurultayına ilişkin dava süreci başladı.
Ardından mutlak butlan tartışmaları gündeme geldi.
Ve bugün biliyoruz ki, siyasi gündemi altüst eden o kararın metni 13 Mayıs'ta hazırlanmış.
Tam da bu noktada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Eğer herkes bu işlerin tamamen dışındaysa, bu kadar çok tesadüf nasıl aynı noktada buluşabiliyor?
Bir tesadüfler zinciri
Cumhurbaşkanı daha sonra çıktı ve "Biz bu işlerin hiçbir yerinde olmadık" dedi.
Elbette siyasette herkes kendi pozisyonunu savunur. Ancak sorun şu ki yaşananların kronolojisi, kamuoyunun zihnindeki soru işaretlerini azaltmak yerine büyütüyor.
Bir tarafta "Türkiye yakında yeni bir ana muhalefete kavuşacak" diyen bir siyasi irade var.
Diğer tarafta ana muhalefet partisinin yönetimini doğrudan etkileme potansiyeline sahip bir yargı süreci.
Sonunda da iktidarın uzun süredir daha makul, kullanışlı ya da uyumlu bulduğu isimlerin yeniden sahneye çıkması...
Bütün bunlar yan yana gelince insanlar doğal olarak sadece sonuca değil, sürece de bakıyor.
Çünkü siyasette algıyı oluşturan şey çoğu zaman sonuçtan çok zamanlamadır.
Elbette siyasette herkes kendi pozisyonunu savunur. Ancak sorun şu ki yaşananların kronolojisi, kamuoyunun zihnindeki soru işaretlerini azaltmak yerine büyütüyor.
Bir tarafta "Türkiye yakında yeni bir ana muhalefete kavuşacak" diyen bir siyasi irade var.
Diğer tarafta ana muhalefet partisinin yönetimini doğrudan etkileme potansiyeline sahip bir yargı süreci.
Sonunda da iktidarın uzun süredir daha makul, kullanışlı ya da uyumlu bulduğu isimlerin yeniden sahneye çıkması...
Bütün bunlar yan yana gelince insanlar doğal olarak sadece sonuca değil, sürece de bakıyor.
Çünkü siyasette algıyı oluşturan şey çoğu zaman sonuçtan çok zamanlamadır.
Mesele CHP değil
Burada mesele CHP'nin iç tartışmaları da değil.
Bir siyasi partinin kurultayı tartışılabilir.
Yönetimi eleştirilebilir.
Delegelerin tercihleri sorgulanabilir.
Bunların hepsi siyasetin doğasında vardır.
Asıl mesele, bir ülkede muhalefetin nasıl şekillendiği sorusudur.
Muhalefeti seçmen mi belirler?
Parti üyeleri mi belirler?
Yoksa siyasi iktidarın hoşuna gidecek bir denge mi ortaya çıkar?
Demokrasilerin en temel güvencesi, iktidarın muhalefetini seçememesidir. Bu durum ancak otoriter sistemlerin tercih ettiği yöntemdir.
Çünkü iktidarın seçtiği muhalefet, muhalefet olmaktan çıkar.
Sadece sistemin dekoruna dönüşür. Otoriter iktidarlar da kendilerine bir gül bahçesi yaratmak için muhalefeti, muhalefet olmaktan çıkaran çeşitli yöntemlere başvururlar.
Bir siyasi partinin kurultayı tartışılabilir.
Yönetimi eleştirilebilir.
Delegelerin tercihleri sorgulanabilir.
Bunların hepsi siyasetin doğasında vardır.
Asıl mesele, bir ülkede muhalefetin nasıl şekillendiği sorusudur.
Muhalefeti seçmen mi belirler?
Parti üyeleri mi belirler?
Yoksa siyasi iktidarın hoşuna gidecek bir denge mi ortaya çıkar?
Demokrasilerin en temel güvencesi, iktidarın muhalefetini seçememesidir. Bu durum ancak otoriter sistemlerin tercih ettiği yöntemdir.
Çünkü iktidarın seçtiği muhalefet, muhalefet olmaktan çıkar.
Sadece sistemin dekoruna dönüşür. Otoriter iktidarlar da kendilerine bir gül bahçesi yaratmak için muhalefeti, muhalefet olmaktan çıkaran çeşitli yöntemlere başvururlar.
Sorulması gereken soru
Bugün herkes CHP'de yargı ve kolluk gücüyle yaratılan iki farklı parti halini konuşuyor.
Oysa asıl konuşulması gereken şey başka.
Cumhurbaşkanı aylar önce hangi bilgiye, hangi gözleme ya da hangi siyasi öngörüye dayanarak Türkiye'nin "çok yakında" yeni bir ana muhalefete kavuşacağını söylemişti?
Bu sorunun cevabı verilmeden, yaşananların tamamını sıradan bir tesadüf olarak görmek kolay değil.
Siyaset bazen satranç gibidir.
Hamle yapılmadan önce sonuç hesaplanır.
Ama bazen oyuncular o kadar emin görünür ki, oyunun sonunu önceden bildikleri izlenimi doğar.
İşte kamuoyunun bugün sorguladığı da tam olarak budur.
Yoksa hiç kimse mahkeme kararlarından önce yazılmış metinlerin, önceden kurulmuş siyasi cümlelerin ve sonradan ortaya çıkan sonuçların aynı hikâyenin parçaları olduğuna inanmak zorunda değil.
Fakat demokrasi, vatandaşın soru sorma hakkıyla yaşar.
Ve bugün sorulan soru son derece basit:
Türkiye gerçekten yeni bir muhalefete mi kavuştu?
Yoksa birileri uzun zamandır hangi muhalefetin var olması gerektiğine zaten karar vermiş miydi?
CHP lideri Özel, genel merkezin basıldığı gün meclise yürürken kendisini ve binlerce kişiyi engellemek isteyen TOMA'nın üstüne çıkmıştı. Şimdi, "Bu işlerin hiç bir yerinde olmadık" diyen Erdoğan'a diyor ki, "Sen o TOMA'nın şoförüydün"...
İşte tüm eylem ve mitinglerde sokağa çıkan, televizyonlarının başında duruma kahreden, önceki gün Özgür Özel'in grup toplantısına gelen ve Genel Merkez'deki yönetime diş bileyen, öfkesi giderek artan vatandaş da bu sorunun cevabını çok iyi biliyor.
Oysa asıl konuşulması gereken şey başka.
Cumhurbaşkanı aylar önce hangi bilgiye, hangi gözleme ya da hangi siyasi öngörüye dayanarak Türkiye'nin "çok yakında" yeni bir ana muhalefete kavuşacağını söylemişti?
Bu sorunun cevabı verilmeden, yaşananların tamamını sıradan bir tesadüf olarak görmek kolay değil.
Siyaset bazen satranç gibidir.
Hamle yapılmadan önce sonuç hesaplanır.
Ama bazen oyuncular o kadar emin görünür ki, oyunun sonunu önceden bildikleri izlenimi doğar.
İşte kamuoyunun bugün sorguladığı da tam olarak budur.
Yoksa hiç kimse mahkeme kararlarından önce yazılmış metinlerin, önceden kurulmuş siyasi cümlelerin ve sonradan ortaya çıkan sonuçların aynı hikâyenin parçaları olduğuna inanmak zorunda değil.
Fakat demokrasi, vatandaşın soru sorma hakkıyla yaşar.
Ve bugün sorulan soru son derece basit:
Türkiye gerçekten yeni bir muhalefete mi kavuştu?
Yoksa birileri uzun zamandır hangi muhalefetin var olması gerektiğine zaten karar vermiş miydi?
CHP lideri Özel, genel merkezin basıldığı gün meclise yürürken kendisini ve binlerce kişiyi engellemek isteyen TOMA'nın üstüne çıkmıştı. Şimdi, "Bu işlerin hiç bir yerinde olmadık" diyen Erdoğan'a diyor ki, "Sen o TOMA'nın şoförüydün"...
İşte tüm eylem ve mitinglerde sokağa çıkan, televizyonlarının başında duruma kahreden, önceki gün Özgür Özel'in grup toplantısına gelen ve Genel Merkez'deki yönetime diş bileyen, öfkesi giderek artan vatandaş da bu sorunun cevabını çok iyi biliyor.