Mavi Vatan’da üçlü kuşatma

Kahire’de atılan üçlü imzalar, Doğu Akdeniz 'deki askeri ve hukuki güç dengelerini Yeniden tanımlıyor. Sahada kazanılan caydırıcılığın masada esnek bir diplomasiyle taçlandırılamaması, Mavi Vatan ufkunda yeni bir çevreleme riskini beraberinde getiriyor

Mavi Vatan’da üçlü kuşatma

Önceki gün Mısır, Yunanistan ve GKRY Savunma Bakanları sessiz sedasız, türkiye açısından “hayati” bir anlaşmaya imza attılar. Bizler iç kamuoyundaki gelişmelere odaklanmışken Türkiye’yi adeta Antalya Körfezi’ne hapseden adımlar atılıyor.

Doğu Akdeniz dediğin; hukukun, enerjinin ve bilek gücünün çakıştığı devasa bir satranç tahtası. Bu tahtada öylesine hamle yapamazsınız. Atılan her imza, deniz yetki alanlarının çok ötesinde bir dalga yaratır çünkü…

Kahire’de Yunanistan, Mısır ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Savunma Bakanları’nın altına imza attığı son bildiriye de tam buradan bakmak lazım. İlk bakışta sıradan bir "üçlü diyalog" metni sanırsınız.

Değil işte… Doğu Akdeniz’deki dengeleri Türkiye'nin aleyhine sabitlemeyi hedefleyen, ince ince işlenmiş askeri ve hukuki bir çevreleme harekatı bu...

Kahire’deki imzaların hukuki anlamı

Masa Kahire’de kuruldu ama hedefe konan metinlerin ruhu doğrudan Ankara’ya bakıyor. Bildirinin tam merkezine Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) yerleştirmişler yine. Türkiye'nin taraf olmadığı, Ege ve Akdeniz’deki en hassas noktasını oluşturan o meşhur sözleşmeyi...

Atina, Lefkoşa ve Kahire hattı, kendi aralarında biçtikleri Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) haritalarını bu sözleşmeye yaslayarak uluslararası meşruiyet devşirme peşinde. İmzalanan metinle, gaz sahaları ve Enerji nakil hatları "ortak koruma" altına alınıyor. Yani yarın bir gün Türk sismik Araştırma ya da sondaj gemileri Akdeniz’e açıldığında, karşılarında tek bir ülkeyi değil, üçlü bir askeri bloku bulacaklar.

Askeri caydırıcılık ve Medusa

Kağıt üstünde kalacak bir niyet beyanı da değil bu üstelik. Bildiriye koydukları "hızlı ve birleşik ortak müdahale"vurgusu, işin rengini açıkça ortaya koyuyor. Yıllardır Ege’den Akdeniz’e uzanan hatta icra edilen, İsrail ve Fransa’nın da zaman zaman dümene geçtiği "Medusa" tatbikatları tam da bu doktrinin sahaya sürülmüş haliydi zaten.

Anlık istihbarat paylaşımları, deniz ve hava seyrüsefer koordinasyonları... Hepsi ama hepsi, Türk Deniz Kuvvetleri’nin Mavi Vatan’daki hareket alanını adım adım daraltmak için.

Diplomasideki eksiklikler ve dersler

Sormak gerekiyor elbette: Bu noktaya nasıl gelindi?

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de içine düştüğü bu sıkışmışlığın temelinde, askeri caydırıcılıkla Diplomasi arasındaki o hassas dengenin Kaç ırılması yatıyor. Mavi Vatan doktriniyle, Libya ile imzalanan o kritik deniz anlaşmasıyla sahada çok sert, çok güçlü adımlar atıldı. Ama sahada kazanılan o muazzam avantaj, masada esnek ve vizyoner bir diplomasiyle taçlandırılamadı.

Mısır’la ilişkilerin yıllar boyunca ideolojik bagajlar ve dönemsel kırgınlıklar yüzünden dondurulması, Akdeniz’deki en büyük stratejik alan kaybı oldu belki de. Oysa Mısır’la oturup deniz sınırı çizilseydi, Kahire’ye Yunanistan’ın verdiğinden çok daha geniş bir deniz alanı kalıyordu. Biliyorlardı bunu.

Ama diplomasi kanalları tıkalı olunca, Atina girdi o boşluğa. Ustalıkla doldurdu alanı. İsrail’le ve Arap dünyasıyla yürütülen normalleşme süreçleri zamanında okunamadı; bölgesel aktörlerin Türkiye karşıtı bir parantezde kenetlenmesine engel olunamadı.

Riskler ve stratejik fırsatlar

Günün sonunda önümüzde duran tablo net. Türkiye için risk; Doğu Akdeniz enerji denkleminin tamamen dışında kalmak, kendi kıyılarına hapsedilmek ve karşısında çok uluslu askeri bir duvar bulmak.

İttifak bloku için kazanç ise Türkiye’siz alternatif rotalar inşa etmek ve uluslararası kamuoyunu kendi kurallarına ikna etmek.

Ancak unutmamak gerekir ki; Doğu Akdeniz’in coğrafi gerçekleri tek taraflı denklem kabul etmez. Bölgenin en uzun kıyı şeridine de en güçlü donanmasına da sahip olan ülke Türkiye. Türkiye’yi devre dışı bırakarak kurulmaya çalışılan hiçbir enerji ya da güvenlik mimarisi sürdürülebilir olmadı, olamaz da…

Mavi Vatan’da yeni paradigma

Şimdi yapılması gereken tek bir şey var: Sahadaki gücü, masada akılcı bir diplomasiye dönüştürmek. Ankara , Mısır’la başlayan yumuşama sürecini sadece diplomatik nezaketle sınırlı tutmayıp, askeri ve jeopolitik pazarlık masasına Taşı mak zorunda… İdeolojik angajmanları bir kenara bırakıp, rasyonel devlet çıkarını öne koymalı.

Yunanistan'ın hukuku kendi lehine yontma çabalarına karşı, kendi tezlerini uluslararası mecrada çok daha nitelikli anlatmalı. İzolasyona çekilen değil, kapsayıcı ve "kazan-kazan" odaklı bir oyun kurucu gibi davranmalı.

Akdeniz’de satranç bitmiş değil henüz. Ama hamle süreleri giderek kısalıyor. Eğer, askeri gücün sağladığı o muazzam caydırıcılık masada stratejik bir akılla birleştirilemezse, Kahire’de atılan o imzalar Mavi Vatan’ın ufkunu karartmaya devam edecek.