Özgür Özel’in yolu…

Kurultay baskısı Kılıçdaroğlu üzerinde ne kadar etki yaratacak? İktidarın “örtülü” desteğini alan, dolayısıyla devlet aygıtlarını rahatlıkla kullanabilen bir Genel Merkez’den söz ediyoruz. Özgür Özel’in rahatlıkla kazanacağı bir kurultaya Kılıçdaroğlu “evet” der mi?

Özgür Özel’in yolu…

Siyasette bazı krizler vardır; sadece bir partiyi değil, rejimin geleceğini de tartışmaya açar. Cumhuriyet Halk Partisi’nde “mutlak butlan” kararıyla yaşanan süreç tam da Böyle bir eşik. Çünkü mesele artık yalnızca kimin genel başkan olduğu değil. Mesele, Türkiye’de muhalefetin seçimle kazanma ihtimaline karşı nasıl bir siyasal mühendislik üretildiği sorusudur.

Ve şimdi Ankara’da, hatta Türkiye’de herkes bu operasyonun CHP’yi bölmek amacıyla yapıldığı konusunda herhangi bir tereddüt taşımıyor.  

Ama asıl mesele, bunun başarıya ulaşıp ulaşmayacağı…

İki başlı CHP dönemi

Ortaya çıkan tablo son derece sıra dışı. Bir tarafta “hukuki kararla” partinin başına getirilen eski yönetim, diğer tarafta ise tabanın önemli kısmının desteğini arkasına alan bir siyasi kadro var.

Kemal Kılıçdaroğlu teknik olarak genel merkezin kontrolünü eline geçirirken, Özgür Özel ise Meclis grubunu, belediyeleri ve sokaktaki siyasi enerjiyi korumaya çalışacak.

Bu da fiilen “iki merkezli CHP” anlamına geliyor. Özgür Özel, kendi yönettiği CHP’yi ‘Seçilmiş’ CHP, yani SCHP olarak adlandırıyor.

Bir tarafta bina, mühür ve resmi yetki…

Diğer tarafta ise siyasal meşruiyet iddiası.

Türkiye siyasetinde geçmişte parti kapatmalar, kayyumlar, yargı müdahaleleri görüldü. Ancak ilk kez ana muhalefet partisi böylesine açık bir iç parçalanma senaryosunun içine sürüklendi.

Genel Merkez ne yapabilir?

Yeni yönetimin ilk hedefi büyük olasılıkla Özgür Özel ekibini etkisizleştirmek olacak. Bunun birkaç yöntemi var:

Dün İzmir’de olduğu gibi halkla buluşmasını mümkün mertebe engellemek…

Milletvekilleri üzerinde baskı kurmak…

Belediyeler üzerinden mali ve siyasi denetim mekanizmalarının işletilmesi…

Parti örgütlerinin yeniden dizayn edilmesi…

Kurultay delegelerinin değiştirilmesi…

Disiplin süreçleri…

Ve en önemlisi: “Asıl CHP biziz” propagandası.

Buradaki amaç doğrudan tasfiye kadar, karşı tarafı yorup enerjisini tüketmek de olabilir. Çünkü siyasal mücadelede bazen kazanmak değil, rakibin hareket kabiliyetini felç etmek yeterli görülür.

Özgür Özel’in önündeki en büyük risk de bu: Sürekli savunmada kalan bir muhalefet görüntüsü.

özgür özel yürüyüş

Özgür Özel’in önündeki yol

Özgür Özel’in önünde kolay bir yol yok. Ama zaten o da buna hazırlıklı…

Çünkü artık mücadele yalnızca parti içi değil. Aynı zamanda psikolojik bir savaş.

Yeni yönetimin temel hedeflerinden biri, Özgür Özel ve ekibini siyasal olarak felç etmek olacak.

Ama asıl amaç başka:

Muhalefetin enerjisini halka değil, kendi içine yöneltmek.

Çünkü iktidarlar bazen rakibini yenmek istemez. Sadece yormak, dağıtmak ve umutsuzlaştırmak ister.

Özgür Özel’in başarısı ise tam burada belli olacak. Eğer bu süreci yalnızca bir koltuk kavgası gibi yönetirse kaybeder. Ama meseleyi demokrasi, seçmen iradesi ve siyasal müdahale eksenine taşıyabilirse toplumsal destek büyüyebilir.

Zaten son dönemde sokakta oluşan duygu da budur.

İnsanlar sadece CHP’ye üzülmüyor.

Kendi oylarının etkisizleştirildiğini düşünüyor ve ona kahroluyor.

Özel ne yapabilir?

Birincisi, partiyi terk etmeyip içeride mücadele etmek. Bu durumda Meclis grubu, belediyeler ve taban desteği üzerinden “gerçek siyasi temsilin” kendilerinde olduğu anlatılacaktır.

İkincisi, olağanüstü kurultay baskısını büyütmek ve tabanı harekete geçirmek. Kurultay baskısı Kılıçdaroğlu üzerinde ne kadar etki yaratacak? İktidarın “örtülü” desteğini alan, dolayısıyla devlet aygıtlarını rahatlıkla kullanabilen bir Genel Merkez’den söz ediyoruz. Özgür Özel’in rahatlıkla kazanacağı bir kurultaya Kılıçdaroğlu “evet” der mi?

Üçüncüsü ise en radikal seçenek: Yeni bir siyasi yapı.

Ankara kulislerinde bu ihtimal artık daha yüksek sesle konuşuluyor. Çünkü birçok isim, mevcut yapının uzun süre birlikte yürüyemeyeceğini düşünüyor.

Ancak yeni parti seçeneği büyük riskler de içeriyor. Türkiye’de seçmen psikolojisi, özellikle merkez solda “bölünme” görüntüsünü cezalandırabiliyor. Üstelik iktidarın asıl hedefinin de zaten muhalefeti parçalamak olduğu düşünüldüğünde bunu kabul etmek doğru olmayabilir. Bu nedenle mevcut yapı içinde kalmak için şartlar sonuna kadar zorlanacaktır. Ancak kendisine başka seçenek bırakılmaz ve halk da bu durumu açık bir şekilde görürse geniş bir halk desteği ile yeni bir parti ortaya çıkabilir.

Bu nedenle Özgür Özel’in kısa vadede “ayrılık” değil, “meşruiyet mücadelesi” hattında ilerlemesi daha olası görünüyor.

Halk bu süreci nasıl görüyor?

Toplumun önemli bir kısmı artık yaşananları sıradan bir parti içi kavga gibi okumuyor. Hem Ankara’da yaşananlar, hem de İzmir de dün vatandaşın Özgür Özel’e verdiği yoğun destek bunu gösterdi. Özellikle muhalif seçmende güçlü bir duygu oluşmuş durumda: “Sandıkla yenemeyince başka yollar devreye giriyor.”

Bu algı küçümsenmemeli.

Çünkü Türkiye’de ekonomik kriz derinleşirken, ifade özgürlüğü tartışmaları büyürken ve siyasete güven azalırken, ana muhalefet partisine yönelik böylesi müdahaleler geniş bir toplumsal reaksiyon üretebilir.

Özellikle genç seçmen açısından mesele artık CHP meselesinin ötesine taşınıyor. “Seçimin anlamı kalıyor mu?” sorusu giderek daha fazla soruluyor.

Eğer Özgür Özel ve ekibi bu süreci yalnızca bir koltuk kavgası değil, demokrasi ve siyasi irade meselesi olarak anlatabilirse, sokakta ciddi bir toplumsal hareketlilik oluşabilir.

Seçmenin sabrı sınanıyor…

Peki operasyon başarıya ulaştı mı? Henüz belli değil.

Çünkü siyasi operasyonlar bazen kağıt üzerinde kazanılır, toplumda kaybedilir.

Eğer CHP seçmeni yaşananları “parti içi hesaplaşma” olarak değil de “muhalefeti etkisizleştirme girişimi” olarak görmeye devam ederse bu süreç ters tepebilir. Türkiye siyasetinde mağduriyet duygusu hâlâ çok güçlü bir mobilizasyon aracı.

İktidarın hesabı, muhalefeti kendi içinde tüketmek olabilir. Ancak fazla zorlanan siyasi mühendislikler bazen tam tersine yeni bir direnç üretir.

Ve Türkiye artık sadece partilerin değil, seçmenin de sabrının sınandığı bir döneme giriyor.

Bu sürecin sonu ne olur?

İktidarın hesabı belli:

Muhalefeti kendi içinde parçalamak…

Enerjisini tüketmek…

Seçmeni umutsuzlaştırmak…

Ve “nasıl olsa değişmez” duygusunu büyütmek.

Ama siyaset her zaman laboratuvar ortamında ilerlemez.

Bazen fazla zorlanan müdahaleler ters teper.

Bazen baskı, geri çekilme değil direnç üretir.

Bugün Türkiye’de yalnızca CHP’nin geleceği belirlenmiyor.

Aynı zamanda şu sorunun cevabı aranıyor:

Bu ülkede iktidar gerçekten sandıkla değişebilir mi?

İnsanların asıl öfkesi de, korkusu da, arayışı da artık burada düğümleniyor.