Özgür Özel’in önündeki sınav tam olarak budur: Muhalefeti yeniden tanımlamak, belki de Türkiye’de uzun zamandır eksik olan demokratik çoğunluğu yeniden kurmak. Bu kolay değil. Ama bazen tarihte en güçlü yürüyüşler, arkasındaki köprüler yıkıldıktan sonra başlar

Mahkeme salonlarında alınan kararlar bazen bir partinin tabelasını indirebilir. Ama siyasetin tabelalarla değil, toplumla yapıldığı gerçeğini değiştiremez.
Bugün CHP’ye yönelik “mutlak butlan” tartışmaları ve olası sonuçları konuşulurken, asıl soru şudur: Bir siyasi hareket binasız, örgütsüz, hatta partisiz kalırsa ne yapar?
Tarih bu soruya çok net cevap veriyor:
Sokağa çıkar.
Vatandaşın arasına karışır.
Kürsü bulamazsa bir bankın üzerine çıkar.
Mikrofon verilmezse sesini yükseltir.
Çünkü siyasetin gerçek meşruiyeti mahkeme kararlarından değil, halk desteğinden gelir.
Özgür Özel ve ekibinin önündeki yol tam da Böyle bir yol gibi görünüyor.
Önceki gün grup toplantısında konuşma yapan Özgür Özel’i dinlerken bunları düşündüm. O gelmeden önce salonu dolduran yüzlerce vatandaş, onun her sesini yükseltmesinde coşkuyla destek veriyor ve onun olmak istediği umudu adeta kucaklıyor ve kabul ediyordu.
Benzer durumlar Özel’in her gittiği şehirlerde de yaşandı, yaşanıyor.
Özgür Özel, CHP binasından püskürtüldükten sonra ev ev kapı kapı dolaşıyor. İlçe ilçe, şehir şehir turluyor. Vatandaşla kucaklaşıyor, dertleşiyor. Vatandaşın CHP’ye yönelik o operasyona duyduğu kızgınlık ve öfkeyi diri tutuyor. Ama şimdilik ve nereye kadar?
Partiden harekete dönüşmek
Türkiye’de siyasi partiler uzun yıllardır genel merkezlerden yönetilen büyük organizasyonlar olarak algılanır.
Oysa siyasetin en etkili dönemleri çoğu zaman hareketleştiği dönemler oldu.
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Anadolu’nun dört bir yanında kurulan Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri bunun en önemli örneği…
1980 darbesinden sonra kapatılan partilerin siyasetçileri de yeniden toplumsal bağlar kurarak geri döndü.
Dünyada da örnekleri var.
Polonya’da Dayanışma Hareketi, önce parti değil toplumsal bir itiraz olarak doğdu.
İspanya’da Franco sonrası demokrasi mücadelesi, resmi siyaset alanından çok sokaklarda şekillendi.
Bugün Özgür Özel’in karşı karşıya olduğu tablo da bir anlamda CHP’yi klasik parti kimliğinden çıkarıp daha geniş bir demokratik harekete dönüştürme zorunluluğu yaratıyor. Ve Özgür Özel şimdilik bunun bilincinde hareket ediyor. Sokaklardaki o “değişim” duygusunu, arzusunu diri tutmaya çalışıyor.
50+1'in matematiği
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin en temel gerçeği şu:
Hiç kimse tek başına yüzde 50 artı 1’i bulamaz.
AKP de bulamaz.
CHP de bulamaz.
Bu nedenle Türkiye’de artık seçim kazanmanın yolu sadece kendi seçmenini konsolide etmek değil, başka seçmenlerle ortak bir gelecek fikri oluşturabilmek.
Tam da bu nedenle “Türkiye İttifakı” fikri bir tercih değil, zorunluluk.
Sosyal demokratlar, sosyalistler, liberaller, muhafazakâr demokratlar, milliyetçiler...
Hepsinin aynı düşünmesi gerekmiyor.
Aynı gelecekte buluşabilmeleri yeterli.
Sol destek verir, sağ ne yapar?
Özgür Özel’in son dönemdeki söylemi özellikle sosyal demokrat ve sol kesimlerde karşılık buluyor. Hatta Sol Parti’nin “Birleşik Muhalefet”e dönük çabaları ve bunun için Özgür Özel ve arkadaşlarının bu siyasetin lokomotifi olması gerektiği yönündeki düşünceleri biliniyor.
Demokrasi, hukuk, adalet ve seçim güvenliği etrafında şekillenen bir mücadele dili, sol ve sosyalist çevrelerin desteğini alma potansiyeline sahip . Bence DEM seçmeni de buna hazır.
Asıl kritik soru merkez sağ ve muhafazakâr muhalefetin ne yapacağı İYİ Parti, Zafer Partisi, Yeni Yol’un üç Partisi ve YRP… Ne yapacaklar?
Türkiye siyasi tarihinde iktidar değişimleri çoğu zaman sadece solun ya da sadece sağın oylarıyla gerçekleşmedi.
1950’de Demokrat Parti’nin yükselişi farklı toplumsal kesimlerin ortak itirazıyla mümkün oldu.
1983’te ANAP farklı siyasi gelenekleri aynı çatı altında topladı.
2019 yerel seçimlerinde ise ideolojik olarak birbirine uzak seçmenler aynı sandıkta buluşabildi. İstanbul, Adana ve Mersin bunun en önemli örneği… Özgür Özel’in bu hafta sonu Diyarbakır, Gaziantep ve Tunceli’ye yapacağı ziyaret ve oralarda halkla buluşması da bu amacın önemli parçası…
Bugün de benzer bir tablo oluşabilir.
Ancak bunun şartı, kurulacak yeni dilin sadece CHP seçmenine değil, AKP’ye itiraz eden muhafazakârlara da hitap edebilmesidir. Ayrıca bunun için zamana yayılan bir süre beklenmemesidir.
Liderlik sınavı
Siyasi krizler aynı zamanda liderlik sınavlarıdır.
Normal zamanlarda herkes siyaset yapabilir.
Asıl mesele olağanüstü koşullarda bu siyasetin yapılabilmesi ve yön gösterici olunmasıdır.
Özgür Özel’in önündeki sınav tam olarak budur.
Partiyi korumaktan daha büyük bir görevle karşı karşıya.
Muhalefeti yeniden tanımlamak.
Belki de Türkiye’de uzun zamandır eksik olan demokratik çoğunluğu yeniden kurmak.
Bu kolay değil.
Ama bazen tarihte en güçlü yürüyüşler, arkasındaki köprüler yıkıldıktan sonra başlar.
Belki de bugün yaşananların asıl anlamı budur.
Bir partinin hikâyesinin sonu değil...
Yeni bir siyasi yürüyüşün başlangıcı…
Ve bunun için yol yoksa yol açılır.