(TBMM) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Türkiye'nin bugün hayatın farklı alanlarında yaşadığı birbirinden bağımsız krizleri olmadığını belirterek, "Türkiye’nin asıl krizi, tek adam keyfiliğine dayanan yönetim krizidir. Ekonomiyi, akademiyi, yargıyı, sporu, ahlakı ve hayatın daha nice alanını felç etmektedir" ifadesini kullandı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM'deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yaşanan ekonomik, sosyal krizlerin birbirinden bağımsız olmadığını belirten Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Türkiye’nin bugün hayatın farklı alanlarında yaşadığı birbirinden bağımsız krizleri yoktur. Ekonomik kriz ile sosyal çürüme, sporda yaşanan kriz ile fon krizi, beyin göçü ile adaletsizlik duygusu aynı krizin görünümleridir. Bütün bu yaşananların ise gerçek sebebi bellidir. Türkiye’nin asıl krizi, tek adam keyfiliğine dayanan yönetim krizidir. Ekonomiyi, akademiyi, yargıyı, sporu, ahlakı ve hayatın daha nice alanını felç etmektedir. İYİ Parti’nin meşruiyetini aldığı yer tam olarak burasıdır: Tek adam yönetimine ve kişiyle özdeşlemiş devlet anlayışına yaptığımız itirazdan şekillenmiştir varlık sebebimiz. 2017 başkanlık referandumuna gösterdiğimiz tepki ile partimizin temellerini attık ve kurulduğumuz günden itibaren de bu perspektifin yılmaz savunuculuğunu yapıyoruz. İktidar içindeki kliklerin birbirleriyle hesaplaşmasını, kendi mücadelemizin yerine koymayız. Bize servis edilen haberlerin arkasındaki hesapları sorgular, kimsenin tetikçiliğine soyunmayız.
"AMACIMIZ AÇIKTIR: TEK ADAM REJİMİNİ SONA ERDİRMEK"
Biz keyfi ve otoriter tek adam rejiminin bıraktığı kum taneleri arasındaki boşluklarda debelenmeyiz. Tek ve nihai amacımız gayet açıktır; istibdada tevessül eden, ahlak yoksunlarının ve kifayetsiz muhterislerin ikbal kapısı olan bu tek adam rejimini sona erdirmektir. Türk milletinin layık olduğu yönetim biçimini, toplumsal düzeni ve kişisel hürriyetleri hayata geçirmek için ilk şart budur ve bizim açımızdan pazarlığa açık değildir. Bunun içindir ki İYİ Parti, bu ülkede tarihin akışına müdahale eden partidir. İYİ Parti kurulduğu için artık parlamentoda iktidar partisi çoğunluğu kazanamamaktadır. İYİ Parti kurulduğu için iktidar kendisini sersemleten 2019 seçim yumruklarını yemiştir. Ve şimdi de İYİ Parti olduğu için İmralı’ya peşkeş çekilen imtiyazlar ancak büyük bir gizlilik içinde ve yangından mal kaçırırcasına yapılmaktadır. İYİ Parti olduğu için ekonomiyi batıran fon vurgunu, kişisel ahlaksızlıklar bağlamından çıkmış bir sistem krizi olarak tartışılmaktadır. Benim genel başkanı olduğum İYİ Parti budur. Bu milletin oylarıyla taltif edip Meclis'e soktuğu İYİ Parti budur. Bundan sonra da böyle olacaktır. Onların niyetleri belli, bizim ise sözlerimiz ve duruşumuz nettir. Adımız iyi bizim. Herkes dikkatli okusun. Düz de okunsa, tersten de okunsa her zaman iyiyiz. Siyasi karakterimizi namus bilip, adımıza kazımışız biz. Dünya döner, biz dönmeyiz yolumuzdan. Herkes bu tartışılmaz gerçeği zihinlerine kazımalıdır."
"BU FON VURGUNU, İKTİDARA YAKIN OLANIN KAMUYA HESAP VERMEYECEĞİ BİLİNDİĞİ İÇİN YAŞANMIŞTIR"
"Gerçekleri görecek, yaşadıklarımızı doğru anlayıp, doğru değerlendireceğiz" diyen İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, şöyle devam etti:
"Türkiye, tek adamlık cenderesinden geçmektedir. Bundan sonrası için asıl tehlike ise tek adam yönetiminin ürettiği siyasal ve bürokratik kültürün millet iradesinin yerini almasıdır. Peki, tek adam rejimi nasıl bir kültür üretmiştir? İlk olarak bu rejim, her şeyden önce kanunları ikiye bölmüş; iktidara tabi olanlara başka, vatandaşlara başka bir hukuk bahşetmiştir. İktidara yakın olanlara suç işleme özgürlüğü ve cezasızlık hakkı vermiştir. Mesela, son fon vurgununun üzerinden neredeyse iki ay geçti. Bu meselede sorumluluğu olan kamu görevlilerine bakın, bu vurgundan payını alan siyasetçilere bakın, bu vurgunu aklayıp meşrulaştıran gazetelere, gazetecilere bakın. Sanki millete karşı bir suç işlememişler de Erdoğan’a karşı hadsizlik yapmış, ayıp etmişler gibi muamele görmektedirler. Bu yüzden cezalarını çekmek yerine, nedamet getirip tövbe etmeleri beklenmektedir.
Bu fon vurgunu, iktidara yakın olanın kamuya hesap vermeyeceği bilindiği için yaşanmıştır. Aynı cezasızlık, daha nice vurgunun da kapısını aralamaktadır. 50-60 vekil, valiler, hakimler, yüksek bürokratlar bu işin içinde deniyor. Listeler elinizde ise milletten niye saklıyorsunuz? Kimdir bunlar? Suçtan muaf, cezadan münezzeh olanlar mı?
"TÜRKİYE'Yİ ARTIK ERDOĞAN DEĞİL, O BÜROKRATİK ÇETE YÖNETİYOR"
İkinci olarak bu rejim, artık halka değil, bürokrasiye dayanmaktadır. Ben size Erdoğan’ın hikayesini hatırlatayım: Çıraklık dediği ilk döneminde, güya bürokratik oligarşiye karşı mücadele etti. Kalfalık dediği dönemde, kendi bürokratik oligarşisini yarattı. Ustalık dediği bu dönemdeyse, kendi yarattığı bürokratik çeteye teslim oldu. Türkiye’yi artık Erdoğan değil, o bürokratik çete yönetiyor. Bugüne kadar kral çıplak diyordum... Bu saatten sonra diyorum ki, kral tutsak! Kral tutsak! Kral tutsaktır diyorum. Demokrasi tüm değerleri ve kazanımları yönüyle aşındırılmaktadır. Demokratik rekabet, ortadan kaldırılmak istenmektedir. Muhalefetin muhtemel cumhurbaşkanı adayları ya tutuklanmakta ya da sindirilmekte, özgür medya ve iş dünyası üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir baskı kurulmakta, sivil toplum susturulmaktadır. Yani Erdoğan için bir sahne hazırlanmakta, Erdoğan’a seçim kazandırmak için vazifelendirilmiş atanmış bir grubun süreçteki aktörlüğünü öne çıkarmaktadır. İşte bütün bunlar Erdoğan’ın gözü önünde o bürokratik çete tarafından yapılmaktadır.
"BU DÜZENDE MAKAMA TUTUNMANIN ŞARTI BİRBİRİNİN İKTİDARINI KORUMAKTIR"
Demokrasilerde siyasetçi yetkisini milletten alır, hesabını millete verir. Kamu görevlisi de kendisini atayanın şahsına değil, hukuka ve kamuya karşı sorumludur. Oysa bu düzende makama tutunmanın şartı, birbirinin iktidarını korumaktır. Şimdi soralım, eğer Erdoğan’a seçimi kaybettirecek bütün aktörleri, bürokrasisi teker teker temizliyor ve Erdoğan’ın yolunu açıyorsa; Erdoğan’ı yeniden cumhurbaşkanı olarak halk mı seçmiş olacak, yoksa bürokrasi mi? Ve iktidarda kalmasını sağlayan bürokrasinin yolsuzluklarına karşı, böyle bir Erdoğan’dan adaletin kılıcını kuşanmasını bekleyeceğiz, öyle mi? Kamu yetkisini iktidarın devamı için kullanan, bunun karşılığında da kamuya hesap vermekten kurtulan yapıdır zaten bürokratik oligarşi dediğimiz şey… Siyasetsizleşme dediğimiz şey de budur aslında: Milletin iradesinin yerine, iktidarı ayakta tutan zümrelerin iradesinin hakim kılınmasıdır. Yani vesayetin ta kendisidir.
"BU REJİMİN EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ; SAHTE ZAFERLER İÇİN ÇİĞNENMEYECEK KUTSAL DEĞER BIRAKILMAMASI"
Tek adam rejiminin bu ülkeye yaptığı en büyük kötülük, sahte zaferler için çiğnenmeyecek kutsal bir değer bırakmamasıdır. İmralı’daki bebek katiliyle başlatılan süreç, tamamen bu kültürün yansımasıdır. İktidarın devamına hizmet ediyorsa gerekirse PKK ile savaşılır, gerekirse barışılır samimiyetsizliği adeta gözümüze sokulmaktadır. İktidar sahiplerinin gözünde savaşın da barışın da kıymeti, koltuklarını korumaya ne kadar yaradığıyla ölçülmektedir. Şehit kanına ve vatan toprağına, bir makam arabası, bir özel sekreter, bir makam koltuğu kadar değer verilmemektedir."
"MEKKE ANLAŞMASINA 'HAYIR' DİYORUZ"
Mekke Ortak Savunma Anlaşamsı'na da değinen Dervişoğlu, "Askerimiz ha bu ülke için, ha Suud hanedanı için şehit olmuş; onlar için hiç önemi yoktur. İşte bu sebeple Mehmetçiğin Aramco’nun lejyoneri yapılmasına hayır diyoruz, Mekke Anlaşması'na 'hayır' diyoruz. Doğru ile yanlışın, haysiyetin ve ahlakın ölçüsünü de iktidar sahiplerine koydurtmayız. Dün ihanet dediklerine bugün fazilet dememiz, dün savunduklarımızı bugün unutmamız istenmektedir. Çerçeve Yasa olarak önümüze getirilen ihanet projesinin belki de en ağır sonucu budur. Bu öyle bir mankurtluk kültürü yaratır ki, insanlar o yaşa kadar savundukları değerlerden uzaklaşır ve iktidarın eteklerine yapışır" dedi.
"MİLLETİN İRADESİNİ VE İNSANIN HAYSİYETİNİ KUŞATAN BİR İKTİDAR KARŞISINDA MÜCADELE EDİYORUZ"
Dervişoğlu, şöyle devam etti:
"Son 10 senemize bir bakın. Ekonominin çöküşüne, Öcalan’ın hapishaneden çıkıp bir villaya yerleşmesine, toplumun aşama aşama çürüyüşüne sebep olan bu rejimi korumak için piyon olmayı kabul edenlere bir bakın. Siyasi partilere tayin edilmiş kayyumlara bakın. El birliğiyle, bu cinayete intihar süsü vermek için çırpınan şu adamlara bir bakın ve gerçeği görün. Bugün, Cumhuriyet'in kanunlarını, milletin iradesini ve insanın haysiyetini kuşatan bir iktidar karşısında mücadele ediyoruz. Mücadele ettiğimiz kültür budur. İşte bu çürümüşlüğün karşısında, insanlığını muktedir olmakla değiştiren bu makam müptezelliğine karşı muzaffer olmanın ilk şartı ona benzememektir. Ne töremizden ne Türklüğümüzden, ne de insanlığımızdan vazgeçmeyeceğiz. Aksi takdirde sağaltacak, kurtarılacak, yükseltilecek, bir biz kalmayacak, Türkiye’nin Türksüzleştirilmesini isteyenler başarıya ulaşacaktır. Ben Müsavat Dervişoğlu'yum, İYİ Parti'nin genel başkanıyım, sizin adınıza konuşuyorum. Buna izin vermeyeceğim. Buna izin vermeyeceğim.
"İKTİDAR KENDİ KENDİNİ YİYOR"
Bugün siyaset içinde bir siyaset vardır, yönetim içinde bir yönetim vardır. İktidar içinde bir iktidar, devlet içinde bir devlet vardır. Bu kaderin üstünde bir kader değildir. Bu, Erdoğan’ın düşüşüdür! Vesayete karşı gelip, daha beter bir vesayet; Yıkımın üstüne gelip, daha beter bir yıkım; krizden sonra gelip, daha beter bir kriz; ayrımcılığın üzerine gelip daha beter bir ayrımcılık bıraktılar. Çareler zehir oldu, alınan mesafe fasit bir daireye döndü. İktidar kendi kendini yiyor: Kendi partilisini, kendi bürokratını, kendi seçmenini ve nihayetinde Türkiye’yi tüketiyor. İşte 25 yılın sonunda geldikleri nokta budur. Herkes yok olmadan bu düzenek durdurulmalıdır. Bu bünye kendi içinde iyileşemez. Siyasetin, bürokrasisin, atanmışın, seçilmişin içinde, bu soygunun neresinde kim varsa ortaya çıkarılmalıdır. Bunun adresi de harp yönetmiş, sulh kararı vermiş, bir devlet kurmuş bu Gazi Meclis’tir!
"SÖZDE İTTİFAKLAR SİZİ KURTARAMAZ"
Bu ülkenin tarihinde bir ders var: 1950 yılında tek parti iktidarı, millî meşruiyetini yitirdiğini gördü ve iktidarı sandıkla milletin iradesine teslim etti. Bugün devletin makamlarında oturanlar o dersi tekrar tekrar okumalıdır. İktidar sıralarında oturan milletvekiline, gördüğünü bilen ama susan bürokrata sesleniyorum: Yüklenmeniz gereken sorumluluğu üstlenin. Yarın tarih bu günleri yazarken, yalnızca soyanların değil, susanların adını da yazacaktır. Çünkü bu düzenin çıkışı yoktur. Hayali projeler sizi kurtarmaz. Sözde uluslararası ittifaklar sizi kurtarmaz. Türk milletini kendi devletinin gözetiminde soyan bir şebekeyi hiçbir vizyon belgesi kurtaramaz.
"TÜRK MİLLETİNİN İLİNİ VE TÖRESİNİ KİMSE BOZAMAZ"
Söze Orhun’daki o hükümle başladım; o hükümle bitiriyorum. Milletin alın terine uzanan el töreye uzandı; bozamayacak. Devletin egemenliğini İmralı’nın kabulüne bağlayan el 'il'e uzandı; bozamayacak! Bu ikisine göz yuman, alkış tutan anlayış milletin gönlünden düştü; geri dönemeyecek! O emekli öğretmenin hakkını soracak olan biziz! Şehit anasının evladının kanını pazarlığa düşürtmeyecek olan biziz! Vurguncular da duysun, İmralı yolcuları da duysun: Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe Türk milletinin ilini ve töresini kimse bozamaz. Bozamadılar, bozamayacaklar! İYİ Parti buradayken bozdurmayacağız.
"TÜRKİYE'NİN MESELELERİNİ DEVLET CİDDİYETİYLE KONUŞUYORUM"
Herkes iyi bilsin; ben, dünya makamları hiç kimseyle pazarlık yapmadım, yapmam. Ben, memleket hayrına olduğunun düşündüğüm bir konuyu birileri rahatsız olur korkusuyla konuşmaktan vaz geçmedim, vaz geçmem. Ben, sonu felaket olan komisyon masalarına, kurdukları düzeni meşrulaştırmak için oturmadım, oturmam. Ben dijital platformlarda tiyatral yeteneklerini sergileyen bir performans sanatçısı değilim. Siyaseti bir halkla ilişkiler kampanyası olarak görmüyorum. Ajansların yönettiği bir ürün olmayı reddediyor, Türkiye’nin meselelerini devlet ciddiyetiyle konuşuyorum. Böyle yapmaya da devam edeceğim.
DERVİŞOĞLU VATANDAŞLARI TRABZON'DAKİ MİTİNGE DAVET ETTİ
Hafta sonu 7 Kasım Cumartesi günü Trabzon’da olacağım. Haksızlığa, hukukuksuzluğa, adaletsizliğe ve ihanete Bayrak Açacağız! Tüm vatandaşlarımızı mitingimize davet ediyorum. Ayrıca önümüzdeki hafta, hem dünyanın, hem de ülkemizin her geçen gün daha da yakından hissettiği iklim değişikliği konusu, BM kapsamında COP31 platformuyla bu yıl Antalya’mızda ele alınacak. COP31 Zirvesi başladığında İYİ Parti iktidarında ülkemizin iklim değişikliğine nasıl hazırlanacağını Manifesto’muzla kamuoyuna ilan edeceğiz. Vatandaşlarımız bize kulak verdikçe, İYİ’ki İYİ’ler var diyecek. İYİ Parti, iklim değişikliği dahil, tüm konularda Türkiye’yi yönetme ve Türk Milleti’ni müreffeh bir geleceğe taşımaya hazırdır. İsteyen, yapay gündemlerle kendine yol açmakla meşgul olabilir. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Bu mücadeleyi, ta ki bu ülkenin hakiki kurtuluş güneşi bu büyük milleti ışıtana kadar, son nefese, son nefere kadar da sürdüreceğiz."
(Son)
GALATASARAY
AMED SPORTİF FAALİYETLER
TRABZONSPOR
BEŞİKTAŞ
KASIMPAŞA
FENERBAHÇE
ARCA ÇORUM FK
KOCAELİSPOR
GÖZTEPE
İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK
ERZURUMSPOR FK
CORENDON ALANYASPOR
ÇAYKUR RİZESPOR
GENÇLERBİRLİĞİ
TÜMOSAN KONYASPOR
GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ
SAMSUNSPOR
EYÜPSPOR











Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir