Karadeniz, insanlık tarihinin en kadim, en sakin görünen ama dip dalgası en sert denizlerinden biridir. Bugünlerde ise bu tarihi havza, sessiz ama dehşet verici bir felakete ev sahipliği yapıyor.
Dünya kamuoyunun gözlerinden uzakta, tarafsız sivil ticaret gemilerine yönelik hava ve deniz dronu saldırıları amansızca tırmanıyor.
Son birkaç ayda, özellikle de Ekim 2026'nın ilk haftasında yaşananlar, krizin artık Ukrayna limanlarından taşarak NATO üyelerinin Münhasır Ekonomik Bölgelerine (MEB) ve uluslararası seyrüsefer rotalarına sirayet ettiğini kanıtlıyor.
Sadece birkaç gün içinde Romanya ve Bulgaristan açıklarında Royad Mammadov, Alfa Watan ve Able gibi Türk sermayeli ya da Türk mürettebatlı kuru yük ve tahıl gemileri Kamikaze İHA'lar ile insansız deniz araçlarının hedefi oldu. İtalya'ya tahıl taşıyan Royad Mammadov alevler içinde batarken 2 denizci yaşamını yitirdi, diğer gemilerde ise onlarca mürettebat yaralandı veya son anda kurtarıldı.
Karadeniz, sivil denizciler için adeta bir mayın tarlasına ve görünmez atış poligonuna dönüştü.
Mayınlar, dronlar ve gölge gemiler
Peki, yüzeyde sakin görünen bu suların altında tam olarak ne yaşanıyor ve bu saldırıları kim, ne amaçla yapıyor?
Görünürde iki temel askeri strateji çatışıyor.
Bir yanda Rusya, Ukrayna’nın Odessa ve Tuna limanlarından yapılan tahıl ile maden ihracatını felç etmek amacıyla sivil lojistik hatlarını doğrudan ya da örtülü biçimde hedef alıyor. Saldırılar genellikle gece vakti, kaynağı resmen üstlenilmeyen İHA'lar veya sürüklenen deniz mayınlarıyla gerçekleştiriliyor.
Amaç, küresel sigorta şirketlerini Karadeniz seferleri için astronomik primler talep etmeye zorlamak ve Ukrayna ekonomisinin can damarını lojistik açıdan tıkamak.
Diğer yanda ise Ukrayna, Rusya’nın Batı yaptırımlarını delmek için kullandığı ve petrol taşıyan "gölge filosu"na (shadow fleet) karşı asimetrik bir deniz savaşı yürütüyor. Ukrayna üretimi Magura V5 ve Sub Sea Baby gibi insansız deniz araçları, Rusya’nın ham petrol taşıyan tankerlerini hedef alarak Moskova’nın savaş finansmanını kesmeyi amaçlıyor.
Türk Armatörler Birliği ve uluslararası denizcilik örgütlerinin verilerine göre, savaşın başından bu yana Karadeniz'de 150’ye yakın ticari gemi saldırılardan, roketlerden veya sürüklenen mayınlardan doğrudan etkilendi. Saldırılarda hayatını kaybeden sivil denizcilerin sayısı onlarca ifade edilirken, yüzlerce gemi insanı yaralandı veya travmatize oldu. Karadeniz artık "savaş dışı" kalan bir yer değil; bizzat savaşın asimetrik laboratuvarı haline dönüştü.
Küresel tedarikin çatlayan kabuğu
Bu tırmanışı önlemek için kâğıt üzerinde ve sahada atılan adımlar maalesef yetersiz kalıyor. 2023'te biten Tahıl Koridoru Anlaşması’nın ardından Ukrayna’nın ilan ettiği "İnsani Deniz Koridoru", Bulgaristan ve Romanya kıyılarını takip eden kara suları üzerinden çalıştırılmaya çalışılıyor.
Türkiye, Romanya ve Bulgaristan arasında kurulan "Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu" (MCM Black Sea) sürüklenen mayınları temizlemek için devriye gezse de insansız hava araçlarının ve kamikaze botların yarattığı nitelikli tehdit karşısında sivil ticaret korunamıyor.
Peki, Türkiye’de neredeyse hiç konuşulmayan bu meselenin gerçek önem boyutu nedir?
Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin getirdiği tarihsel yetki ve sorumlulukla Karadeniz'deki dengenin yegane koruyucusu konumunda… Ancak bu çatışmanın Türk karasularının veya Türk sermayeli gemilerin sınırına dayanmış olması, Türkiye'yi çok hassas bir jeopolitik sıkışmaya itiyor. Karadeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün çökmesi, şu üç sorunu da beraberinde getiriyor.
Gıda Güvenliği Krizi: Orta Doğu ve Afrika'ya giden gıda arzının kesintiye uğraması ve küresel gıda fiyatlarının yeniden fırlaması,
Lojistik ve Sigorta Maliyetleri: Türk armatörlerinin ve denizcilik sektörünün bölgedeki ticaret yeteneğini yitirmesi,
NATO-Rusya Sıcak Çatışma Riski: Saldırıların Bulgaristan ve Romanya gibi NATO üyesi ülkelerin kara sularına sıçraması sebebiyle NATO'nun 5. Maddesi ile deniz güvenliği doktrinlerinin test edilmesi anlamına geliyor.
Sessizce yanan her kuru yük gemisi, sadece birkaç ton tahılın değil; uluslararası deniz hukukunun, Montrö dengesinin ve küresel tedarik zincirinin Karadeniz'in soğuk sularına gömüldüğünü gösteriyor.
Ankara’nın bu konudaki temkinli sessizliği diplomasi koridorlarında anlaşılabilir bir denge arayışı olsa da, Karadeniz’deki alevlerin Türkiye kıyılarına vurması an meselesi...
Türkiye bu ateşi söndürecek basireti ve diplomatik liderliği sergilemezse, dibimize kadar yaklaşan bu kuralsız deniz savaşı yakın gelecekte tüm bölge ekonomisini teslim alacak.
Demedi demeyin.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir