Neden iktidar Davutoğlu için frene bastı?

Ortadaki tablo çok net: Davutoğlu ne kadar geçmişin bagajından sıyrılmaya çalışırsa çalışsın, iktidar o bagajı ona ve kamuoyuna hatırlatmaktan vazgeçmeyecek. Önümüzdeki dönem, bir siyasetçinin sistem dışından alan açma çabası ile iktidarın o alanı daraltma refleksinin kapışmasına sahne olacak

Neden iktidar Davutoğlu için frene bastı?

Türkiye siyasetinin labirentlerinde hiçbir taş öylesine yer değiştirmez, raftan indirilen hiçbir dosya da tesadüfen tozlarından arındırılmaz. Son günlerde Ahmet Davutoğlu  cephesinde yaşananlar tam olarak bu kadim kuralın özeti niteliğinde sanki…  

Gelecek Partisi’nin tabelasını indiren, Genel başkanlıktan çekilen Davutoğlu, tam da İmralı- Ankara hattında adının "siyasi koordinatör" veya "akil akıl" olarak geçtiği söylentilerinin ortasında kendini ansızın bir soruşturmanın muhatabı olarak buldu. Yıllar önce bir seçim gezisinde söylenmiş, unutulmaya yüz tutmuş sözler birdenbire "Cumhurbaşkanına hakaret" dosyası olarak tozlarından arındırılarak masaya kondu. 

Niye şimdi, neler oluyor?  

Halbuki 12 Eylül’de oğlunu evlendirecek olan Davutoğlu, belki de bu vesileyle düğüne katılan AKP’deki eski mesai arkadaşlarıyla bir ‘uzlaşı ve barış’ dönemine girecek ve geleceğe ait birtakım planlamalarda aktif olarak yer alabilecekti. Bu senaryo hiç uzak değildi.  

Peki, bir dönemin "Stratejik Derinlik" mimarı, başbakanı ve ardından Pelikan’ın hedefi olan Davutoğlu, bugün nasıl bir denklemin ortasında duruyor? 

Pelikan’ın gölgesinden ‘Gelecek’e… 

Davutoğlu ile AKP iktidarının, daha doğrusu Erdoğan ve yakın çevresinin yolları 2016’da görünürde ayrılmıştı. Ancak o ayrılığın arka planında çok daha derin ve kişisel kırılmalar yatan bir hesaplaşma vardı. Davutoğlu'nun Başbakanlığı döneminde ısrar ettiği Siyasi Etik Yasası ve İmar Kanunu, parti içi sermaye ve rant ilişkilerine doğrudan dokunuyordu. Erdoğan'ın "İlçe başkanı bulamazsınız" diyerek kapıyı kapattığı o günlerde; ekonomi yönetimindeki damat etkisi, bürokrasideki vesayet odakları ve nihayetinde "Pelikan Bildirisi" adlı anonim darbe mekanizması devreye girdi. 

2016’daki "4 Mayıs İstifası",Davutoğlu için iktidarın tam kalbinden dışlanma anıydı. 2019’da Gelecek Partisi’ni kurarak muhalefet saflarına geçtiğinde ise hedefinde artık sadece Erdoğan değil, iktidarın etrafındaki aile ve akraba ilişkileri de vardı. 

Tabela indi, manevra başladı 

Gelecek Partisi’nin kapısına kilit vurulması, ilk bakışta bir siyasi yenilgi gibi okunabilir. 2023 seçimlerinde CHP listelerinden Meclis’e giren ancak toplumsal tabanda beklenen karşılığı bulamayan, muhafazakâr seçmeni iktidardan koparamayan bir yapının doğal sonu diyenler çoğunlukta. Ancak Davutoğlu’nun bu hamlesini sadece bir "havlu atma" olarak okumak resmi eksik görmektir. 

Davutoğlu, tabanı erimiş ve Meclis’te erimeye yüz tutmuş bir partinin "genel başkanı" olmaktansa; kurumsal bağlarından sıyrılmış, partiler üstü bir "akademik ve diplomatik aktör" pozisyonuna geçmeyi seçti. Kendi deyimiyle "kirlenmiş siyasal iklimden çekilme" kararı, aslında kendisine yeni dönemin kapılarını açma manevrası olarak okunabilir.  

Öcalan, Bölge ve Gölge Diplomat 

İşte tam bu noktada, Türkiye’nin en çetrefilli gündemi olan PKK ve yeni arayışlar denkleme girdi. İmralı ile yürütülen veya yürütüldüğü iddia edilen diyalog süreçlerinde Davutoğlu’nun "siyasi koordinatörlük" fikrini ortaya atması ve Öcalan’ın da bu tarz bir akla/mekanizmaya olumlu baktığı yönündeki kulisler, Davutoğlu’nu bir anda spot ışıklarının altına çekti. 

Suriye’den Irak’a, bölge politikasını ve aktörlerini yakından tanıyan; dışişleri bakanlığı ve başbakanlığı döneminden devasa bir "hafızaya" sahip olan Davutoğlu, partisini kapatarak tam da bu tür bir "akil adam" veya "gölge diplomat" rolüne soyunacak esnekliği kazandı. Cumhur İttifakı’nın MHP’li kanadı ve Erdoğan’ın geçmiş kırgınlıkları düşünüldüğünde resmî bir devlet görevi imkânsız gibi görünsede, Davutoğlu’nun serbest radikal olarak sahada bulunma potansiyeli birilerini rahatsız etmeye yetti. 

Raftan inen tozlu dosya 

İşte tam bu esnada, zamanlaması adeta bir saat gibi kurulmuş o Soruşturma geldi. Davutoğlu’nun yıllar önce bir seçim gezisinde sarf ettiği; "Benden sonraki bakanlar gibi haram yemedim, damadını bakan yaptı, akrabalarını zengin etti" sözleri birdenbire suç sayılarak dosyalaştırıldı. 

Bu zamanlama bir tesadüf mü? Kesinlikle değil. Yıllardır raflarda bekleyen bir konuşmanın, Davutoğlu tam da partisini feshedip siyasal sistemde serbest bir aktör haline geldiği ve bölge/PKK denkleminde adı anılmaya başlandığı an raftan indirilmesi doğrudan siyasaldır.  

İktidar, yargı sopasını sallayarak Davutoğlu’na çok net bir mesaj vermektedir: "Partini kapatıp kendini sistemin üstünde bir yere konumlandırsan da, yeni süreçlerde rol kapmaya çalışsan da, senin bagajın ve kurduğun o sert cümleler bizim elimizde." 

Bir son değil, yeni başlangıç 

Sonuç olarak bence; Davutoğlu’nun iktidardan ayrılırken açtığı yaralar, özellikle aile, akraba ve ihale ilişkilerine dair kurduğu cümleler iktidar hafızasından hiç silinmedi. Bugün açılan soruşturma, bir yandan geçmişin hesabını sorma arzusu iken, diğer yandan Davutoğlu’nun hareket alanını şimdiden sınırlandırma, onu alanın dışına itme hamlesidir. 

Davutoğlu kurumsal bağlarını kopararak sahada esneklik kazandığını düşünürken, iktidar yargı kartıyla bu manevranın önünü kesiyor. Ortadaki tablo çok net: Davutoğlu ne kadar geçmişin bagajından sıyrılmaya çalışırsa çalışsın, iktidar o bagajı ona ve kamuoyuna hatırlatmaktan vazgeçmeyecek. Önümüzdeki dönem, bir siyasetçinin sistem dışından alan açma çabası ile iktidarın o alanı daraltma refleksinin kapışmasına sahne olacak. 

Pelikan Bildirisi ve 4 Mayıs krizi 

  • 1 Mayıs 2016 gecesi, WordPress üzerinden anonim olarak yayımlanan "Pelikan Dosyası" başlıklı bildiri, AKP ve Türkiye siyaset tarihinin en kırılma yaratan metinlerinden biri oldu. 
  •  Bildiride, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sadakatsizlikle, parti içi vesayet odakları oluşturmakla ve "Batı/Sistem" ile paralel hareket etmekle suçlanıyordu. 
  • Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde çıkarmak istediği Siyasi Etik Yasası, İmar Kanunu, çözüm sürecindeki bakış açıları ve kabinedeki görevlendirmeler (özellikle ekonomi ve Berat Albayrak’ın konumu) Erdoğan ve yakın çevresiyle derin görüş ayrılıkları yaratmıştı.

Bildirinin yayımlanmasından 3 gün sonra, 4 Mayıs 2016'da Erdoğan ile görüşen Davutoğlu, AKP'yi kongreye götürme ve Genel Başkanlık/Başbakanlık görevini bırakma kararı aldı. Siyasete "Pelikan Darbesi" olarak geçen bu olay, Davutoğlu’nun iktidar merkezinden tamamen tasfiye edilmesinin ve yıllar sonra muhalefete geçişinin ana miladı kabul edilir.